
Derya SAZAK
Siyaset Günlüğü
Lale Devri'nin sonu
Ekonomide yıl sonu göstergeleri, 2008'de Türkiye'yi bekleyen zorlukların habercisi.
Büyüme yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 2'ye düştü, enflasyon yükseliyor. Cari açık nedeniyle kırılgan ülkeler liginde zirvedeyiz. Özel sektörün dış borçları 100 milyar doların üzerinde. Bankalar tüketiciyi sürekli borçlandırıyor ancak iç piyasada doygunluk noktasına gelindi. Sanayi üretmiyor. Fabrikalar kapanıyor. Çin gibi küresel ekonominin güçlü aktörleriyle rekabet edemeyen sektörlerde işsizlik dalgası geliyor.
AKP'nin 2002 yılında iktidara gelişinde 21 Şubat krizinin yol açtığı toplumsal yıkımın etkisi büyüktü.
Derviş'in uyguladığı IMF destekli program krizden çıkışta başarılı olsa da, orta alt sınıfların çöküşü nedeniyle tepki oylarının AKP'de toplanmasına yol açmıştı.
AKP, 5 yıldır IMF rotasından sapmadan ancak dünya piyasalarındaki para bolluğunu yüksek faizle Türkiye'ye çekerek ekonomiyi rahatlattı. Enflasyon düştü, ortalama yılda yüzde 7'yi aşan büyüme sağlandı. Hizmet sektörü ve turizmde patlama yaşandı. Özelleştirmelerden 20 milyar dolar geldi. İstihdam arttı.
2007 seçimlerinde geniş kitlelerin "istikrar" beklentisini geleceğe taşıyarak oylarını yüzde 47'ye taşıdı AKP.
Ancak yıl sonuna yaklaşırken ABD başta küresel piyasalardaki dalgalanmanın da etkisiyle olumsuzluk bulutları yeniden Türkiye ekonomisi üzerinde toplanmaya başladı.
Lale Devri'nin sonuna geliniyor!
Ucuz döviz ve ithalata dayalı büyüme politikasına alışan ekonomi yönetiminin "büyüme ve enflasyon" arasında tercih yaparken, dışarıdan su gibi akan para musluklarının kesilmesi ya da maliyetinin artması karşısında bugünkü cari açık ve artan borç yükü karşısında ne yapacağı meçhul.
2008'de AKP'yi sadece ekonomi değil, iç ve dış politika sorunları da zorlayacak.
Fransa, Türkiye'nin AB sürecini kesintiye uğratmak için atağa kalktı, Sarkozy "katılım" anlaşmasını rafa kaldırmaya çalışıyor. İçeride ise Kürt sorununa çözüm noktasında köşeye sıkıştı hükümet. Askerler ve siviller ayrı telden çalıyor!
İktidarın odaklandığı ve kendi tabanı açısından "başarılı" gözüktüğü tek alan muhafazakâr kadrolaşma.
Cumhurbaşkanı ile Başbakan "el ele" yüksek yargıdan YÖK'e, Türk-İş'ten bürokrasiye Türkiye'yi dindarlaştırmanın uğraşındalar.
"Türkiye nereye gidiyor?" sorusu yeniden güncelleşti.
Almanya savaşı kaybederken, komutanları Hitler'e gerçeği söylemekten çekiniyorlarmış. Sonunda şu formulü bulmuşlar: "Ordularımız geriye doğru emin adımlarla ilerliyorlar!"
Modern muhafazakârlık da böyle bir şey olmasın?!
dsazak@milliyet.com.tr

Cafe