|
 |
|
|
Yavaş...
Gökkuşa¤ı / Reşat Kutucular
Önceki pazar Ayvalık’ta ''yavaş yemek'' (slow food) grubunun bir davetine katılmıştım. Geçen pazar da Alaçatı’da ''yavaş tatil ve kırsal lüks'' başlıklı bir toplantıdaydım. Çağdaş yaşam temposuna isyan edip ''yavaşlamak'' isteyenlerin sayısı giderek çoğalıyor anlaşılan. Küresel dayatmalara yerel itirazlar..
* * *
Bu yazı da ''yavaş yazı'' sayılabilir belki. Dünya piyasaları hoplayıp zıplarken, AB yine kelime oyunları yaparken, iç piyasadaki durgunluk artık rakamlara yansırken, türban tartışmaları yeniden alevlenirken, insancıklar Ege’de boğulmaya devam ederken, EXPO yarışında son düzlükteyken, kışın ortasında Alaçatı konulu bir yazı!
Ama Alaçatı bir sembol sayılır artık. Koruyarak gelişmenin iyi bir örneği. Dört dörtlük bir sembol mü? Elbette değil. Sorunları yok mu? Çok. Geleceği garanti altında mı? Kesinlikle hayır. Ama ülkenin kaybedilmiş öteki kalelerine bakınca Alaçatı bir duruş sergiliyor. Böyle bir toplantı düzenlemiş olması bile Alaçatı’nın koruma konusundaki duyarlılığını gösteriyor.
* * *
Toplantı Club Baba’da, Alaçatı Turizm Derneği Başkanı Zeynep Öziş ve Avrupa-Türkiye Turizm İş Konseyi Başkanı Hüseyin Baraner’in ev sahipliğinde yapıldı. Çok değerli konuşmacılar küresel turizmdeki trendlerden Alaçatı’nın geleceğine kadar oldukça geniş bir yelpazede görüşlerini belirttiler. İki de panel yapıldı. Tur operatörleri paneli ve Türk basını paneli. Bütün bu görüşler toplantı sonunda deklarasyon haline getirildi.
* * *
Bu tür toplantıları bilirsiniz, bazen havanda su dövülür. Heyecanla gidersiniz ama sonuç beklentilerinizin altında kalır. Bu toplantı hem bilgilendirici hem de verimliydi. Herşeyden öte sürdürülebilir büyümeyi önemseyen başka insanlar görmek insana moral ve ümit veriyor, iyi geliyor. Bakıyorsunuz sizin gibi başka romantikler de var, başka aykırılar da... Allah’tan!
Zira bu ülkede korumacılık akan suya set, dönen tekere çomak, hatta hatta gelişmeye engel olarak bile algılanıyor. Ya hiç korumayıp yıkıp geçmişiz. Ya da korunacak olanı kaderine terk etmişiz. Yaşatarak koruyan bir anlayış tesis edememişiz. Sistemi kuramadığımız için korunarak kazanılan mekanlar, üç-beş insanın kahramanlığı sayesinde kazanılmış. Top yekün bir betonlaşmanın ortasında tek tük parıldayan bu özgün mekanların akibeti de yine kişilere bağlı.
Bu tür toplantılar bir bakıma herkes için aynaya bakma fırsatı. Nasıl koruyacağız? Nasıl gelişeceğiz? Daha çok düzenlenmeli, daha fazla yazılmalı, çizilmeli, daha yoğun tartışılmalı. Keşke köyden de insanlar, özellikle gençler katılabilseydi bu toplantıya. Turizmdeki gelişmelerin Alaçatı için vaad ettiklerini duysalardı. Koruma bilincinin yerleşip gelişmesi açısından iyi bir adım olurdu.
Keşke Alanya’da da zamanında davranılsaydı... Kontrolsuz yapılaşmaya yeterince itiraz edilebilseydi. Keza Antalya’da sürdürülebilirlik dikkate alınsaydı... Gelişme, betonlaşma olarak görülmeseydi, altyapıya gerekli önem verilseydi... Bugünkü siluet çok farklı olurdu. Bugünkü pişmanlıkların birçoğu yaşanmazdı.
Küçük Oteller Kitabı yazarı Sevan Taşçiyan Alaçatı’yı tanımlarken koruma sözcüğünün dikkatli kullanmılması gerektiğini vurguladı ve Alaçatı’yı daha çok renovasyon veya innovasyon örneği olarak gördüğünü söyledi. Buna karşılık Alanya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Mehmet Ali Dim, Alaçatı’yı korumacılıkta bir rönesans olarak algıladığını belirtti ve ''bu anlayış dalga dalga ülkeye yayılmalı'' dedi. İçeriden o kadar parlak algılanmasa da dışarıdan algılama son derece olumlu Alaçatı için. Bu da önce yerel yönetime, sonra Alaçatılı’ya, yeni Alaçatılı olana, yatırım yapan girişimciye ağır bir koruma sorumluluğu yüklüyor. ''Yaşatarak koruma'' rotasından sapmadan gelişmek... İyileştirmeleri de, yeni açılımları da, altyapıyı da, üstyapıyı da bu rotaya göre şekillendirmek.
Hızlı gidenin hali ortada.
Şimdi yavaş kıymetli...
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|