
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
İster inan, ister inanma...
"SON Posta" diye bir gazete vardı, sahibi Selim Ragıp Emeç'ti, rahmetli Çetin Emeç'in, Aydın Emeç'in ve uzun bir ömür dilediğimiz meslektaşımız Leyla Tavşanoğlu'nun babasıydı. "Son Posta" Babıâli'nin "mektep" olmuş gazetelerindendi, "Cumhuriyet", "Vatan" gibi... Gazeteciler Cemiyeti'nin Başkanı Orhan Erinç ile eski Başkan Nail Güreli "Son Posta"dandılar, gazetenin iç sayfalarında "Ripley" imzalı, çizgili bir köşe vardı, başlığı da "İster İnan/İster İnanma"ydı.
"Ripley" bir yabancıydı, dünyadaki garip olayları çizer, yazar, "İster İnan/İster İnanma" diye...
Adam acaba Türkiye'de olanları hiç işitmemiş miydi, mesela öyle çok gerilere gitmeye de gerek yok, on beş gün içindekileri...
* * *
DİYECEKSİNİZ on beş günde ne oldu?
Haklısınız, çünkü aklınızda YÖK'ten başka, aftan başka, türbandan ve terörden başka ne kalabilir ki!
Çok şükür, hem yazılı hem de görüntülü basın bunlarla yatıp kalkıyor, sanki başka şey yokmuş gibi...
Biz de öyle...
Kaç gündür ne yazıyoruz, yazılar ortada...
Yediğimiz pekmez, gördüğümüz Antep!
Oysa "Ripley" yaşasaydı kim bilir "İster İnan/İster İnanma" diye neler çizer ve yazardı?..
* * *
SİZ otobüsün içinde, çamur altında kalıp ölen yolcunun hikâyesini bilir misiniz?
Belki şöyle bir hatırlayacaksınız...
İSKİ'nin su borusu döşemek için kazdığı toprakları, çamur haline gelen toprağı yükleyen kamyonun, Baltalimanı'nda yokuş aşağı inerken frenleri patlıyor, kamyon o hızla İETT otobüsüne çarpıyor, hem devriliyor, hem de otobüsü deviriyor.
Kamyondan dökülen çamur, otobüs yolcularından üç insanı adeta diri diri mezara gömüyor. Yetişenler iki yolcuyu kurtarıyor, ama üçüncü yolcu kurtarılamıyor, çamur altında kalan 27 yaşındaki kadının boynu kırılıyor ve ölüyor...
Düşünebiliyor musunuz, sabah işinize gitmek için otobüse biniyorsunuz, trafik kazası oluyor ve ölüyorsunuz. Bunun mantığı var, ama otobüsün içinde otururken kamyon çarpıyor, kamyondaki çamur üzerinize yığılıyor, boynunuz kırılıyor ve çamur altında ölüyorsunuz.
İster inanın, ister inanmayın!
* * *
ANKARA'da bir trafik kazası, iki kişi yaralı. Cankurtaran yetişiyor, yaralılardan birinin durumu ağır, hemen sedyeye konuyor, cankurtaranın hareket etmesiyle arka kapı açılıyor, yaralı sedyeyle yere düşüyor.
* * *
OLAYI anlatmak o kadar zor ki... Kime, nasıl inandıracaksınız?
Bereket versin, televizyon çağı, kazaya yetişen kamera, cankurtaranın açılan kapısını ve sedyeyle yere yuvarlanan yaralıyı çekiyor, inkârı mümkün değil...
Neyse, yetişenler, başta bir polis, sedyeyi düzeltiyor, inleyen yaralı cankurtarana konuyor, görevli bu defa arka kapıyı iyi kapıyor.
* * *
OLAY baştan başa garip de, bir garip yanı da görevlilerin soğukkanlılığı ve umursamazlığı, sanki caddeye paldır küldür düşen yaralı bir insan değil, soğan çuvalı...
Buna da ister inan, ister inanmadan başka ne denir?
h.pulur@milliyet.com.tr

Cafe