Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 16 Aralık 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Ada
Ekranda adı konmamış "üçüncü cins yasağı"
Huysuz Virjin varoluş mücadelesi veriyor

Seyfi Dursunoğlu'na getirilen sansür çocukları korumak için mi, yoksa farklılığı yasaklamak, bilinçaltını bastırmak, eleştiriyi susturmak için mi?


can.dundar@e-kolay.net

Huysuz Virjin bir yıldır ekranda yok. RTÜK'ün ekranda "üçüncü cins" istemediği söyleniyor.
"Çocuklara kötü örnek oluyor"muş.
Ortada bir yasal işlem ya da uyarı yok. Son dönem böyle oluyor ya; "mahalle baskısı", husumet havası, telefon teması ile insanlar gerilemeye zorlanıyor.
O havanın neticesi, 40 yıllık Huysuz Virjin de çekildi ortalıktan... Daha doğrusu "Huysuz'un iki yüzü"nden kadın olanı çekildi.
76 yaşına rağmen sahnede dimdik duran Seyfi Dursunoğlu, "Huysuz Virjin" yerine ekrana sürülen "Benimle Dans Eder misin?"i kadın kıyafetiyle sunamıyor bir süredir...
Kendisine sorarsanız bir buçuk yıl önce çalıştığı kanalın yöneticisi gelip demiş ki:
"RTÜK, senin 'Huysuz' olarak ekrana çıkmanı istemiyor."
Hatta o sırada yarışmanın tanıtımları dönüyormuş, durdurmuşlar.
"Bundan böyle ekranda kadın kılığında erkek olmayacak" demişler.
Bir başka program formatı düşünmüşler, onlar da sözlü uyarı almışlar.
Dursunoğlu yılmamış:
"Bende bu kafa, bu dil olduktan sonra kafamda peruk olmasa da olur" demiş ve "Seyfi Bey" olarak ekrana devam kararı almış.
Bu yaştan sonra birilerinin kendisini şekillendirmesine tahammülü olmadığını söylüyor. Türbanlı kızların giyim özgürlüğü için uğraş verenlerin kendisine ekranları kapatmasına tepki gösteriyor.
"Şimdiye kadar yaşadığım gibi yaşamak istiyorum" diyor.
Bugünlerde aynı şeyi söyleyen pek çokları gibi...

"Sarı Huysuz"
Yasaklanınca önce siyah takım elbisesiyle ekranda gördük onu... Ama baktık; başında kısa kesim bir sarı peruk peydahlandı.
Virjin'le bütünleşmiş o peruk, alttan alta "Huysuzluk" çıkarıyordu adeta...
Zamanla takım elbisenin yerini rahat kıyafetler aldı. Buna Seyfi Dursunoğlu'nun Huysuz'u aratmayan sivri dili de eklenince fark, sadece kıyafette kaldı.
Yine de şu bir gerçek ki, ortada resmi bir yasak olmadığı halde "Huysuz'u öldürdüler".
"Kuşum Aydın" da kayboldu ekranlardan...
Bülent Ersoy ekranda ama onun elinde devletten onaylı, kapı gibi "kadın" belgesi var.

Yılbaşı ikramiyesi Huysuz
Huysuz'a müdahale, son dönemdeki genel muhafazakarlaşma ve kapanma rüzgarına denk geldiği için hepten göze battı ve genel bir sansür operasyonunun parçası olarak görüldü.
Nitekim Dursunoğlu da sadece televizyonda değil, gündelik yaşamda da rencide edici davranışların başladığını söylüyor.
"Ama pes etmeyeceğim. Yılbaşı gecesi Kanal D'de Huysuz Virjin olarak program yapacağım" diyor.
Tek kanallı dönemde TRT, devletin vatandaşına yılbaşı armağanı olarak bir geceliğine dağıtma imkanı tanırdı ya...
Yılboyu yasaklı olan "Orhan Baba"lar o gece ekrana çıkar, sıkı sıkıya örtülmüş bir dansöz uzaktan göbek atardı.
Şimdinin "sözde çok kanallı" ekranında da kapatılma korkusuyla hizalanmaya çalışılan kanallar, zenne hediyeli yılbaşılar vaat ediyor izleyicilerine...
Döndük mü başa?

Asıl kusuru: Bilinçaltımızı deşmek
"Televizyonda gördükleri yanlış, çocuklara kötü örnek oluyor" deniliyorsa herhalde önce ekranda her gün boy gösteren dili bozuk hükümet erkanını zapturapt altına almak gerekecektir.
Onların yanında Dursunoğlu, sadece mazisi asırlara uzanan bir geleneğin temsilcisi değil, modern gösteri sanatının da bir ustasıdır.
Dile kolay: 76 yaşında bir adam, 40 yaşındaki bir işveli kadını allayıp pullayıp onun sivri dili ve keskin zekası ile, içinde yer aldığı şov dünyası da dahil, önüne gelen herkesi iğneleyip kesif bir hazırcevaplılıkla yerden yere vuruyor.
Bu, hiç de küçümsenmeyecek bir başarıdır kuşkusuz.
Dünyanın her yerinde prim yapacak ve hayranlık uyandıracak bir başarı...
Ona 76 yaşında bunu çok görüyorsak ve onun giderek cüretkarlaşan, pervasızlaşan eleştirilerine tahammül edemiyorsak, şu "çocuklara kötü örnek" olma bahanesinin ardına sığınmaktan vazgeçmeli ve belki de asıl kusurunun, yasakçıların bilinçaltındaki bastırılmış duyguları ortaya sermek ve iktidar sahiplerine söylenemeyen lafları uluorta deyivermek olduğunu itiraf etmeliyiz.

TARİHİN ZENNELERİ

Köçeklik Anadolu'da sadece yaygın bir adet değil, erkek çocukların özel olarak yönlendirildiği bir meslekti
Zenneler kendilerine çok uzun süredir iktidar sofralarında bile yer bulmuştu.
Tarih araştırmacısı Ergun Hiçyılmaz, Osmanlı'dan benzer sahneler aktarır:
"Sultan Mehmet'in himayesindeki sünnet düğününde at meydanına kurulan kerevette 'Şopar', Hint dansına kuru tahta üzerinde başlamış ve atbaşının cümle esnafı ile halk yavaş yavaş çevreye toplanmıştı. Kılıç oyununda gövdesi çıplaktı ve öylesine hızlı dönüyordu ki, rüzgar öpmek istese başaramazdı. Al bürümcük, şeffaf şalvar döndükçe şişiyordu. Ardından körpeliğine ters düşen sesiyle şarkılara geçiyor ve bunu Rumeli Köçeği ile tamamlıyordu. Oynadığı tahta altın ve gümüş tarlası haline gelmiş, seyredenler büyülenmişti. Düğünün dört gününde de bıkmadan usanmadan oynamıştı. Saraya davet edildiğinde artık 'Şopar' ya da 'Çingene İbo' değil, 'İbo Şah'tı.
Ocak ağalarının ısrarı ile o ünlü 'gemici oyunu'na çıktılar. Ayasofya hamamı önüne çakılan iki direkli sembolik gemide ibo, 'Ayşe reis' olmuş ve tüm zenneliğini ortaya koymuştu." (Ergun Hiçyılmaz,
"Çengiler, Köçekler, Dönmeler, Lez'olar..."
Cep Kitapları, 1990)

Anadolu'nun köçekleri
Sadece Saray'da mı?
Anadolu'da da oldum bittim zenneler düğünlerin, sünnetlerin vazgeçilmezleri arasındaydı.
Bu toprağın yetiştirdiği en büyük saz ve söz ustalarından Neşet Ertaş, kendi hayatını anlattığı destanında çocukluk yıllarını şöyle yazar:
"Zalım kader devranını dönderdi /
tuttu bizi İbikli'ye gönderdi /
Babam saz çalarken bana zil verdi /
oynadım meydanda köçek dediler."
Köçek oynatmak sadece yaygın bir adet değil, yetenekli erkek çocukların pek erken yaşlarda yönlendirildikleri bir meslekti.
Babadan oğla geçen, kuşaktan kuşağa aktarılan bir meslek...
Öyle ki Neşet Ertaş'ın doğduğu topraklarda verdiği en son konserde izlerken, genç bir köçekle tanışmıştım.

Bir süre izledi, sonra sahneye fırladı
Erdal Geyikçi bir süre ustasını köşeden izlemiş, onda belki kendi geleceğini düşlemiş, sonra da Ertaş'a danışmadan kendini sahneye atıp göbek atmaya başlamıştı.
Anadolu, tıpkı 60 yıl önce Neşet Ertaş'ı izlediği gibi, tıpkı 600 yıl önce "Çingene İbo"yu izlediği gibi ilgiyle izlemiş ve olgunlukla alkışlamıştı "zennelerin sonuncusu"nu da...
Sahne sanatına bir ömür vermiş Seyfi Dursunoğlu gibi bir sanatçıya yasak koyarken, "Toplum istemiyor, çocuklar zarar görüyor" diyenlerin biraz tarih, biraz toplum, biraz da sanat bilmeleri gerekmiyor mu?


PAZAR
"Şener Şen'le oynamak için yalvarabilirdim"
Eşarplarıyla tarih yazdı
Bayramda pişen yemekler rakıya uygun
Tasarım Oscar'ını kutlayan olmadı
Bir milyarder yılbaşında ne ister?
Efsanevi maçı hamle hamle Paşa'ya anlatmıştı
Ölüşehirde bir öğle vakti
İncir ağacından yapılmış albüm
Besicilerin sessizliği
Huysuz Virjin varoluş mücadelesi veriyor
Kehanetin garipliği
Şubeleşmenin başarılı iki örneği
Nice yıllara Irene Melikoff
Özel günlerde doğru beslenme
Hisseli hassasiyetler hadisesi
İtalya'nın şarap prensesi





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Mehmet Yalçın

   
© 2006 Milliyet