Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 16 Aralık 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
İtalya'nın şarap prensesi

İtalya'nın en prestijli şaraplarını üreten Angelo Gaja'nın kızı Gaia Gaja, şaraplarını tanıtmak için İstanbul'daydı. Gusto Şarap Kulübü'nde tadılan Gaja şarapları, efsanenin boşuna oluşmadığını kanıtladı



myalcin@turk.net

Ayşe ile Hatice... Diloş... Saçmalık... Bu isimlerin birer şarap ismi olabileceği aklınıza gelir mi? Aklı başında bir insan herhalde çok yüksek kalitede şaraplar üretip de, bu tip gayrıciddi izlenim verecek isimlerle onları piyasaya sürmek gibi bir riske girmez.
Gelin görün ki, bir İtalyan genç kız ile ninesinin ismini taşıyan beyaz şarap Gaia&Rey'in fiyatı 100 doların üstünde... Tıpkı Dilara'ya Diloş dediğimiz gibi Rossana'nın kısaltması olan Rossj şarabı ise 50 dolar civarında... Ya İtalya'nın Piemonte diyalektinde "Saçmalık" anlamına gelen Darmagi şarabı? Onu satın alabilmek için ise 200 doları toka etmeniz şart. Bulabilirseniz tabii...
Şaraplarına böyle sıra dışı isimler koyan, birine kızı ile annesinin, bir diğerine küçük kızının, bir başkasına da aksi babasının kendisine sık sık söylediği sözün adlarını veren ama bunlara rağmen yadırganmayan, o şarapları kapısında kuyruk olup neredeyse yalvaranlara satan eksantrik şarap sihirbazının adı Angelo Gaja...

İlginç hikayeler dinledik
67 yaşındaki Piemonteli şarap üreticisi, İtalyan şarapçılığının en saygın ismi, öncülük ettiği büyük yeniliklerle bir "şarap devrimcisi", güçlü mizah duygusuyla da son derece renkli bir insan...
Angelo Gaja 1999'da şaraplarının ilk kez ithal edilmesi dolayısıyla Türkiye'ye gelmişti ve söyleşmiştik. O kadar sık uçuyor ve dünyayı köşe bucak dolaşıyordu ki, "Bizim kasabada benimle dalga geçiyorlar, 'Bu üç çocuk sahiden senin mi? Bu kadar dolaşmanın arasında onları yapacak zamanı nasıl buldun?' diye takılıyorlar" diyordu.
Angelo Gaja yeni şarap projeleriyle ilgilendiği için artık daha az geziyor, büyüyen kızı Gaia Gaja onun bu yükünü paylaşıyor.
Gaia Gaja geçen hafta İstanbul'daydı. Adco Gıda tarafından Türkiye'ye ithal edilen şaraplarını yiyecek-içecek profesyonellerine tanıttı, Swissotel'in Gaja isimli restoranında bir davet verdi, bir akşamını da Gusto Şarap Kulübü'ne ayırdı. Birlikte nefis şaraplar tattık, ilginç hikayelerini dinledik... Ve şarapta üstün kalitenin, biraz da delilik sonucu elde edilebildiğini gördük.
Gaia Gaja kulübün Hilton Oteli'nde onuruna düzenlediği tadımda ailesinin başarısının perde gerisini anlattı. "Biz Toskana'nın bazı 'marki' unvanlı aileleri gibi aristokrat değiliz. Şu siyah-beyaz fotoğrafta atıyla görülen pos bıyıklı kasketli adam, büyük dedem. Yanındaki ufaklık da dedem... Küçücük bağlarda yıllarca güzel şaraplar yapmışlar. Babamın 1961'de önoloji eğitimi yapıp aralarına dönmesiyle bizi bugünlere getiren kalite devrimi başlamış" dedi.

Bir denge şaheseri
Angelo Gaja şarabın üniversitesinde okurken Burgonya'ya gitmiş ve aynı bölgede, aynı üzümün yetişmesine rağmen her bağın şarabının ayrı yapılmasından ve çok farklı tatlar sergilemesinden çok etkilenmiş. Şaraphanesinin bulunduğu Barbaresco köyüne dönünce de, "20'yi aşkın bağın üzümünü işleyip tek bir şarap yapıyoruz. Bir de bunları ayrı ayrı işleyip değerlendirsem, kim bilir ne nüanslar yakalayacağız" diye düşünmüş.
Düşündüğünü de yapmış... 1967'de ilk rekoltesini çıkardığı "tek bağ" şarabı Sori San Lorenzo'yu, aynı kırattaki bağların Sori Tildin ve Costa Rossi şarapları izlemiş. Her biri 10 ila 20 bin şişe üretilen bu üç şarap, bugün İtalyan şaraplarının en prestijli ve pahalı ürünleri. Yeni rekolte bir şişeleri, 400'er avro civarında fiyata alıcı buluyor... Eskilerinin ise yanına bile yaklaşılamıyor.
Kulübün tadımında bunlardan Sori San Lorenzo da vardı. Ama bu doruğa da hemen çıkılmadı tabii. Önce bir beyaz, Rossj-Bass tadıldı. Chardonnay'den yapılma bu şarap, 14.5 alkolünün yakıcılığı asla hissedilmeyen, müthiş dengeli, balımsı kokulara sahip zengin bir beyazdı. Beyaz şarapları vasat olan İtalya için önemli bir istisnaydı.
Ardından Toskana'daki Gaja şaraphanesi Ca' Marcanda'nın Magari'sini tattık. Bordo üzümlerinden yapılan bu kupaj da alıştığımız Bordo'lardan çok farklı ve çok zarifti. Adeta bir denge şaheseriydi.
Şarapları genelde biraz kaba tanenli olan Brunello di Montalcino'dan gelen Gaja imzalı Rennina ve yine putrel demir gibi sert ve ağır tanenli Barolo'dan gelen Da Gromis de, tanenleri başarıyla yontulmuş, kişilikli ama çok rahat içimli, çiçeksi ve baharlı bukeleriyle burnu ve damağı büyüleyen kırmızılardı.
Tadımın ortalarında, bu kez sıra efsanelere geldi. 2004 Gaja Barbaresco, tabii ki İtalya'nın bu zengin ve güçlü şarabını yudumlamak için çok gençti. Şarap birkaç saat karafta havalanmasının ardından, ancak biraz "açıldı". O ne bukeydi öyle... Menekşe, çay, yasemin, nane, tatlı baharatlar...
Tüm bu koku ve tatlar burun ve damakta adeta dans ediyordu. Ağızda çok güçlü ve yoğundu, adeta macunsu bir kıvamı vardı. Buna rağmen de tanenleri son derece esnekti, şarap çok zarif ve dengeliydi. Gaja farkı burada ortaya çıkıyordu.

40 yıllık şarap nefisti
2003 Sori San Lorenzo da "kadife eldiven içindeki bir demir yumruk"tu. Tüm gücüne rağmen, dilin üzerindeki papillaları adeta okşayarak boğaza iniyor, 14 alkolünü ne hissettiriyor ne de tanenleriyle damağı buruyordu.
Angelo Gaja bu efsanevi Barbaresco tek bağ şarabına, tanenleri biraz rötuşlamak ve asiditeyle dengelemek için yüzde 5 civarında Barbera üzümü koymuş, böylece şarabın yüzde 100 Nebbiolo üzümünden yapılmasını şart koşan Barbaresco şarap yönetmeliğini çiğnemişti.
Bunun "bedelini", şarabına sınıf düşürterek, etiketine 3-5 avroluk "Langhe" apelasyonunun ismini yazmak zorunda kalarak ödemişti. Ama bu operasyon şarabın fiyatını ve prestijini düşürmemiş, tam tersi arttırmıştı! Son iki şarap da mükemmeldi ama bugünün değil, yarının şaraplarıydılar...
Tadımın finali, bu kez bir "dünün" şarabıyla, 1967 Gaja Barbaresco ile yapıldı. Ahmet Örs'ün kavından gelen şarap, az önce tadılan küçük kardeşinden, 2004'ten dağlar kadar farklıydı. Adeta "etsi" yoğunluğuna rağmen ipeksi bir dokuya kavuşmuş, tanenleri erimiş, burunda ve damakta demirhindi şerbetini andıran tatlı baharat bukeleri belirmişti. Hâlâ canlıydı, hâlâ dengeliydi ve hâlâ haz veriyordu. Enfesti.
Angelo Gaja, Barolo'ları John Wayne'e, Barbaresco'ları da Marcello Mastroianni'ye benzetirdi hep. Peki bu yaşlı Barbaresco da bir Marcello muydu? Ahmet Örs "Daha çok Robert Redford gibi, güzel yaşlanmış" dedi.
Bu büyük şaraplar zihnimizi de açmıştı. Tadımı bir benzetmeyle kapadım: "Ünlü heykeltıraş Rodin'e, 'Üstat, bu müthiş heykelleri nasıl yapıyorsun?' diye sormuşlar. Alçakgönüllü sanatçı, elindeki mermer tozunu üstübüye şöyle bir silerek, 'Vallahi' demiş, 'Taşı alıyorum, fazlasını atıyorum, geriye heykel kalıyor!' Angelo Gaja da, taneni alıyor, fazlasını atıyor, geriye şarap kalıyor."


PAZAR
"Şener Şen'le oynamak için yalvarabilirdim"
Eşarplarıyla tarih yazdı
Bayramda pişen yemekler rakıya uygun
Tasarım Oscar'ını kutlayan olmadı
Bir milyarder yılbaşında ne ister?
Efsanevi maçı hamle hamle Paşa'ya anlatmıştı
Ölüşehirde bir öğle vakti
İncir ağacından yapılmış albüm
Besicilerin sessizliği
Huysuz Virjin varoluş mücadelesi veriyor
Kehanetin garipliği
Şubeleşmenin başarılı iki örneği
Nice yıllara Irene Melikoff
Özel günlerde doğru beslenme
Hisseli hassasiyetler hadisesi
İtalya'nın şarap prensesi





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Mehmet Yalçın

   
© 2006 Milliyet