Kara Kutu
Prof. Dr. Necla Pur, Türkiye’nin en büyük üniversitelerinden, İstanbul’un sekiz ilçesine yayılmış, 60 bini aşkın öğrenci ve 3 bini aşkın öğretim üyesinin buluştuğu Marmara Üniversitesi’nin patronu. Göreve yaklaşık 1.5 yıl önce geldi. Kanımca, kadın rektörler bu koltuklarda önemli farklar yaratıyor. Pur göreve gelince ilk işi, yemek için öğrenci yemekhanesine, çay içmeye kantine, nefes almaya çimlerde gitar çalan öğrencilerin yanına gidip oturmak oldu. Bugün rektörlük binasının kapısına ''Necla Hoca’yı göreceğim'' diye giden öğrenci, iki dakika sonra özel kalem müdürünün, üç dakika sonra rektörün karşısına çıkıyor. Ben yasal hak arayışı içerisinde rektörünü görmek üzere birkaç kez kapısına gitmiş ve ''bizi görmeyeceği'' haberi gelinceye kadar kapıda donmuş bir ''iletişim'' öğrencisi olarak bu uygulamanın anlamını çok iyi bilirim. Pur, 64 yaşında. Hiç göstermiyor. Şık, samimi, dobra ve inanılmaz cana yakın bir kadın.
Hoca gibi hoca. Kadın gibi kadın. Rektör gibi rektör...
Rektörlüğünüzün 1.5 yılı doldu. Bu koltuk sizden bir şey alıp götürdü mü?
Hiçbir değişiklik olmadı. İnsanlarla yüz yüze, iç içe çalışınca hiçbir şey değişmiyor. Hayatımı bu anlamda öğrenciler kapladı. Bir tek rüyalarımda üniversite yok, o da derin uyuduğum için.
Siz yıllarca idari görevlerde bulundunuz. İktisat Fakültesi’nde çok da sevilen bir hocaydınız. Kadıköy’ün varoş bölgelerinde eğitim verdiniz, Başbakanlık’ta kadınlar için projeler geliştirdiniz. Rektörlük, hayatınıza farklı ne katmış olabilir?
Üniversitenin en yüksek rütbesine sahip olduğum için bütçe imkânlarını kullanma şansım var artık. Mesela, 1500 öğrenciye yemek bursu verdik. Kaynakları öğrenciler için kullanma imkânım var.
Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?
Babamın memuriyeti nedeniyle Ankara’da doğmuşum. Mali durumu iyi bir aile. Dört kız kardeşin en büyüğüydüm. Örnek olmak gibi bir sorumluluğum var. Çok sakin, öğretmenlerinin gözbebeği, fazla zayıf, gözünün içine bakılan bir çocuk. Çok mutlu bir çocukluk ama.
Peki neden İktisat Fakültesi?
Benim mizacımla hiç uyum sağlamıyor, değil mi? Ben zaten hiç iktisatçı olmak istemedim. Veteriner olmak istiyordum. Ancak o zaman veterinerlik sadece Ankara’da var, babam istemedi. Babam, dayım, bazı aile üyeleri Yüksek Ticaret Mektebi’nden mezun olmuş. Dolayısıyla yolum oraya gitti. İktisatı hayatım boyunca hiç sevmedim. Teorik yönüyle değil, her zaman Türkiye ekonomisi gibi pratik yönleriyle ilgilendim.
Rektörün yüzünü göremeden mezun olan öğrencilerle dolu üniversiteler var. Bu anlamda bir fark yaratabildiniz mi?
Bir kere rektörlük binasını, Sultanahmet’ten, üniversitenin kalbine, Göztepe’ye taşıdım. Cep telefonum 24 saat açıktır. Öğrencilerin tümünde cep telefonum vardır. Köyüne ya da evine dönemeyen, kitabını alamayan, vizeyi kaçıran beni arar. Sevdiği kızla sorunu olan bile bana e - mail yazıyor. Geçenlerde kızlar yurdunun önünde karanfiller bulunuyor. Güvenlik telaş yapıyor. Terörist olay zannedildi, kameralardan kayıt çıktı, çocuk yakalandı. Meğer yurtta sevdiği kız varmış. Öğrenince her ikisiyle konuştum mesela. Öğle yemeklerini öğrenci yemekhanesinde yiyorum. Çay içmeye ise öğrenci kantinlerine gidiyorum. Bahar aylarında çimlere kaçıp oturuyorum arada. Bana gitar çalıyorlar. Korumamı atlatıyorum arada, o biraz kriz yaratıyor. Güvenlik hiçbir zaman ‘Rektörü göreceğim’ diyen öğrenciyi durduramaz, yukarı çıkar beni görür.
Çok ''torpil isteyen'' oluyor mu?
Yatay geçişler zamanı, yüksek lisans, doktora kabulleri için çok talep gelir. Ben çok açıkça ‘Asla yapamam’ derim. O yüzden bu telefon sayıları giderek azalmaya başladı. Bana pek çok bakan da yatay geçiş için telefon etti.
Kim bu bakanlar?
İsmini veremem, kendilerini bilirler. ‘Geçiş standartlarına uymadıysa, yapacak bir şey yoktur’ diyorum. Adalet duyguma ters.
Hiç torpil yapmadınız mı?
Hiç, bir kez bile. Bir kez, bir öğrencinin özel durumu vardı, dersten bıraksam sınıfı tekrarlayacak. Sınav notunu 20 puan artırdım diye, tüm sınıfa aynı oranda puan ekledim.
''Sıradışı bir rektörüm''
Siz kadın gibi bir rektör müsünüz, rektör gibi rektör mü?
Şimdi ben rektör profiliyle hiç uyuşmuyorum. Sıradışı bir insanım, sıradışı bir rektörüm. Bu odaya şu kedinin (Şükriye, üniversite bahçesinde yaşayan kedi) girip çıkması akıl kârı mı? Aslında ‘Ağır ol, molla sansınlar’ tavrını takınmak lazım ama, olmuyor. Yapamam. Protokolü hiç sevmem. Bütün meslek hayatımda bakımıma da özen gösterdim. Bir gün kaçık çorap ile gezmedim. Makyajsız dışarı çıkmam. Saçı başı bir yerde, ojesiz dolaşmam.
Eşiniz için ''rektör kocası'' olmak ne anlama geliyor?
Eve geldiğimde yorgunluktan çökmüş oluyorum. 40 yıllık evliyim. Eşimin her zaman desteğini gördüm. Eşim yeminli mali müşavir. Yaşamlarımıza son derece saygılıyızdır.
ARTI - EKSİ
Son bir buçuk yılda en iyi kararınız ne?
Rektöre dış geziler için ayrılan bir fon olduğunu öğrendim, bu fonda 28 bin YTL para birikmiş. Yabancı dil sınavını veremeyen yardımcı doçentlerden 30’unu İngiltere’ye bir aylığına dil kursuna gönderdik.
Hiç kopya çektiniz mi?
Hiç, hayatımda çekmedim.
Kopya çekeni yakaladınız mı?
Bir kez asistanken yakaladım. Okul ayağa kalktı, küfürleri havada uçuşuyor. Meğer onun için hayat meselesiymiş, bu sınavı veremezse mezun olamayacakmış.
Üniversiteden çıktınız, otomobile bindiniz. İstikamet?
Evim... Şaşalı bir hayatım, protokol gezmelerim hiç olmadı. Önce alt katımda oturan anneme uğruyorum, kahve içiyoruz. Sonra eve çıkıp haberleri izliyorum. Çarşamba akşamlarımın vazgeçilmezi ise ''Yaprak Dökümü''.
Bakanlar torpil için beni arıyor
O sıradışı bir rektör. Protokolü hiç sevmiyor. Kitabını alamayan, vizeyi kaçıran onu arıyor. Gelen torpil taleplerini açıkça reddettiğini söyleyen Prof. Dr. Necla Pur, ''O yüzden bu telefon sayıları giderek azalmaya başladı'' diyor
Şükran Pakkan
Prof. Dr. Necla Pur, Türkiye’nin en büyük üniversitelerinden, İstanbul’un sekiz ilçesine yayılmış, 60 bini aşkın öğrenci ve 3 bini aşkın öğretim üyesinin buluştuğu Marmara Üniversitesi’nin patronu. Göreve yaklaşık 1.5 yıl önce geldi. Kanımca, kadın rektörler bu koltuklarda önemli farklar yaratıyor. Pur göreve gelince ilk işi, yemek için öğrenci yemekhanesine, çay içmeye kantine, nefes almaya çimlerde gitar çalan öğrencilerin yanına gidip oturmak oldu. Bugün rektörlük binasının kapısına ''Necla Hoca’yı göreceğim'' diye giden öğrenci, iki dakika sonra özel kalem müdürünün, üç dakika sonra rektörün karşısına çıkıyor. Ben yasal hak arayışı içerisinde rektörünü görmek üzere birkaç kez kapısına gitmiş ve ''bizi görmeyeceği'' haberi gelinceye kadar kapıda donmuş bir ''iletişim'' öğrencisi olarak bu uygulamanın anlamını çok iyi bilirim. Pur, 64 yaşında. Hiç göstermiyor. Şık, samimi, dobra ve inanılmaz cana yakın bir kadın.
Hoca gibi hoca. Kadın gibi kadın. Rektör gibi rektör...
Rektörlüğünüzün 1.5 yılı doldu. Bu koltuk sizden bir şey alıp götürdü mü?
Hiçbir değişiklik olmadı. İnsanlarla yüz yüze, iç içe çalışınca hiçbir şey değişmiyor. Hayatımı bu anlamda öğrenciler kapladı. Bir tek rüyalarımda üniversite yok, o da derin uyuduğum için.
Siz yıllarca idari görevlerde bulundunuz. İktisat Fakültesi’nde çok da sevilen bir hocaydınız. Kadıköy’ün varoş bölgelerinde eğitim verdiniz, Başbakanlık’ta kadınlar için projeler geliştirdiniz. Rektörlük, hayatınıza farklı ne katmış olabilir?
Üniversitenin en yüksek rütbesine sahip olduğum için bütçe imkânlarını kullanma şansım var artık. Mesela, 1500 öğrenciye yemek bursu verdik. Kaynakları öğrenciler için kullanma imkânım var.
Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?
Babamın memuriyeti nedeniyle Ankara’da doğmuşum. Mali durumu iyi bir aile. Dört kız kardeşin en büyüğüydüm. Örnek olmak gibi bir sorumluluğum var. Çok sakin, öğretmenlerinin gözbebeği, fazla zayıf, gözünün içine bakılan bir çocuk. Çok mutlu bir çocukluk ama.
Peki neden İktisat Fakültesi?
Benim mizacımla hiç uyum sağlamıyor, değil mi? Ben zaten hiç iktisatçı olmak istemedim. Veteriner olmak istiyordum. Ancak o zaman veterinerlik sadece Ankara’da var, babam istemedi. Babam, dayım, bazı aile üyeleri Yüksek Ticaret Mektebi’nden mezun olmuş. Dolayısıyla yolum oraya gitti. İktisatı hayatım boyunca hiç sevmedim. Teorik yönüyle değil, her zaman Türkiye ekonomisi gibi pratik yönleriyle ilgilendim.
Rektörün yüzünü göremeden mezun olan öğrencilerle dolu üniversiteler var. Bu anlamda bir fark yaratabildiniz mi?Bir kere rektörlük binasını, Sultanahmet’ten, üniversitenin kalbine, Göztepe’ye taşıdım. Cep telefonum 24 saat açıktır. Öğrencilerin tümünde cep telefonum vardır. Köyüne ya da evine dönemeyen, kitabını alamayan, vizeyi kaçıran beni arar. Sevdiği kızla sorunu olan bile bana e - mail yazıyor. Geçenlerde kızlar yurdunun önünde karanfiller bulunuyor. Güvenlik telaş yapıyor. Terörist olay zannedildi, kameralardan kayıt çıktı, çocuk yakalandı. Meğer yurtta sevdiği kız varmış. Öğrenince her ikisiyle konuştum mesela. Öğle yemeklerini öğrenci yemekhanesinde yiyorum. Çay içmeye ise öğrenci kantinlerine gidiyorum. Bahar aylarında çimlere kaçıp oturuyorum arada. Bana gitar çalıyorlar. Korumamı atlatıyorum arada, o biraz kriz yaratıyor. Güvenlik hiçbir zaman ‘Rektörü göreceğim’ diyen öğrenciyi durduramaz, yukarı çıkar beni görür.
Çok ''torpil isteyen'' oluyor mu?
Yatay geçişler zamanı, yüksek lisans, doktora kabulleri için çok talep gelir. Ben çok açıkça ‘Asla yapamam’ derim. O yüzden bu telefon sayıları giderek azalmaya başladı. Bana pek çok bakan da yatay geçiş için telefon etti.
Kim bu bakanlar?
İsmini veremem, kendilerini bilirler. ‘Geçiş standartlarına uymadıysa, yapacak bir şey yoktur’ diyorum. Adalet duyguma ters.
Hiç torpil yapmadınız mı?
Hiç, bir kez bile. Bir kez, bir öğrencinin özel durumu vardı, dersten bıraksam sınıfı tekrarlayacak. Sınav notunu 20 puan artırdım diye, tüm sınıfa aynı oranda puan ekledim.
''Sıradışı bir rektörüm''
Siz kadın gibi bir rektör müsünüz, rektör gibi rektör mü?
Şimdi ben rektör profiliyle hiç uyuşmuyorum. Sıradışı bir insanım, sıradışı bir rektörüm. Bu odaya şu kedinin (Şükriye, üniversite bahçesinde yaşayan kedi) girip çıkması akıl kârı mı? Aslında ‘Ağır ol, molla sansınlar’ tavrını takınmak lazım ama, olmuyor. Yapamam. Protokolü hiç sevmem. Bütün meslek hayatımda bakımıma da özen gösterdim. Bir gün kaçık çorap ile gezmedim. Makyajsız dışarı çıkmam. Saçı başı bir yerde, ojesiz dolaşmam.
Eşiniz için ''rektör kocası'' olmak ne anlama geliyor?Eve geldiğimde yorgunluktan çökmüş oluyorum. 40 yıllık evliyim. Eşimin her zaman desteğini gördüm. Eşim yeminli mali müşavir. Yaşamlarımıza son derece saygılıyızdır.
ARTI - EKSİ
Son bir buçuk yılda en iyi kararınız ne?
Rektöre dış geziler için ayrılan bir fon olduğunu öğrendim, bu fonda 28 bin YTL para birikmiş. Yabancı dil sınavını veremeyen yardımcı doçentlerden 30’unu İngiltere’ye bir aylığına dil kursuna gönderdik.
Hiç kopya çektiniz mi?
Hiç, hayatımda çekmedim.
Kopya çekeni yakaladınız mı?
Bir kez asistanken yakaladım. Okul ayağa kalktı, küfürleri havada uçuşuyor. Meğer onun için hayat meselesiymiş, bu sınavı veremezse mezun olamayacakmış.
Üniversiteden çıktınız, otomobile bindiniz. İstikamet?
Evim... Şaşalı bir hayatım, protokol gezmelerim hiç olmadı. Önce alt katımda oturan anneme uğruyorum, kahve içiyoruz. Sonra eve çıkıp haberleri izliyorum. Çarşamba akşamlarımın vazgeçilmezi ise ''Yaprak Dökümü''.

