Eşarplarıyla tarih yazdı
Vakko imzalı eşarplar Vitali Hakko'nun meslek hayatında ayrı bir yere sahipti. Özel günlerde önemli konuklara armağan edilen bu "eserler" Beyoğlu Vakko mağazası kapanıncaya kadar mağazada yer alan Vakko Müzesi'nde sergileniyordu. Aralarında Kraliçe II. Elizabeth'e ve Missouri Zırhlısı'nın Amerikalı komutanına hediye edilenler de bulunuyor
MÜGE ÇELEBİ
Vakko kurulduğu günden beri ürünleri, özellikle eşarpları prestij simgesi oldu. Çoğu zaman yabancı bir konuğa hediye edilebilecek, gurur duyulan kıymetli hediyeler olarak görüldü.
Geçen hafta kaybettiğimiz Vitali Hakko her mevsim satışa sunulan eşarpların yanı sıra sınırlı sayıda üretilen özel eşarplar da tasarlatmıştı.
Vakko tarafından dokunan ve bir tarihi, hikayesi olan bu eşarplar yakın zamana kadar Beyoğlu'nda, artık kapanmış olan Vakko Müzesi'nde sergilenmekteydi. Nakkaştepe'de inşaatı süren merkez binasına taşınıldığında orada açılacak müzede de sergilenmeye devam edecek.
Sanata olan düşkünlüğü, mesleğine olan sevgisi ile bilinen Vitali Hakko, İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth, Yunan Kraliçesi Frederika, Amerika Dışişleri Bakanı Madeleine Albright gibi yabancı konukların Türkiye'ye gelmeleri vesilesiyle de özel eşarplar hazırlatmıştı. Bunları kendilerine armağan eden moda duayeni, Missouri Zırhlısı'nın İstanbul'a gelişi, Sefarad Musevilerinin Türk topraklarına yerleşmelerinin 500'üncü yılı gibi önemli tarihi olayları özel olarak tasarlanan eşarplara yansıtmak istemişti.
"Dolmuşa şapkayla binilemeyince eşarp yaptım"
Vitali Hakko ile 17 yıl birlikte çalışmış olan Vakko'nun eski halkla ilişkiler uzmanı Deniz Adanalı, onun şapkayla başlayan tekstil macerasının eşarpla buluşmasını şöyle aktarıyor: "Vitali bey eşarp üretimine geçişini esprili bir dille anlatırdı: 'Şapka devrimiyle insanlar şapka takmaya başladılar. Ben de önce şapka ürettim. Ancak dolmuşta kadınlar şapka takamıyorlardı, ben de eşarp yapayım dedim.'"1925 yılındaki Şapka ve Kıyafet Devrimi'nden dokuz yıl sonra Vitali Hakko kadın şapkaları sattığı ilk mağazası olan Şen Şapka'yı açacak ve büyük fabrikanın ilk adımlarını atacaktır.
Kendinin ve kardeşi Albert'in isimlerinin ilk harfi ile soyadının son üç harfini birleştirerek Vakko markasını yaratır. 1938'e gelindiğinde genç girişimci bu dükkanda ipek eşarplar satmaya başlar. 10 yıl sonra Vakko atölyesi kurulur ve "moda"nın seri imalatına başlanır. Çünkü Vitali Hakko'nun kendi deyişiyle "Moda Vakko'dur".
"Dostum Boncukçuyan sandık dolusu eşarp verdi"
Vitali Hakko'nun "Hayatım Vakko" kitabında eşarp üretimine başlayışını şöyle anlatıyor: "Boncukçuyan adında ithalatçı bir dostum vardı. Nereden ve hangi yoldan bulmuş bilmiyorum, sandıklar dolusu eşarp verdi bir gün.'Siz şapka satıyorsunuz, bu da sizin kaleminizdir, satarsınız' dedi. O da, ben de bir defaya mahsus olmak üzere anlaştık. Doğrusu Boncukçuyan'ın fiyatları oldukça ucuzdu. Gerek mağazamız gerek bayilerimiz kanalıyla bu eşarpları piyasaya sürdük.
Şaşılacak bir şey oldu: Bir haftada tüm eşarplar tükendi. Müşterilerimiz yeni eşarpların gelip gelmediğini soruyorlardı.
Kafamdaki yeni bir ürün fikri, o anda temelini buldu: Şen Şapka ömrünü tamamlamıştı. Bir haftalık eşarp satışları bize göstermişti ki, şapkanın yerini eşarp alacaktır. Ayağımıza gelen kısmet bize bunu göstermiş ve bize yepyeni ufuklar açmıştı. Eşarbın şapkanın yerini alacağı, hatta daha geniş halk kitleleri tarafından kullanılacağı ortadaydı. Türk kadını köyde, kentte bunu, başörtüsü, yemeni gibi değişik adlarla ve değişik bağlayış biçimleriyle zaten kullanıyordu. Biz alafranga adını kullandık, 'eşarp' dedik. Çok geçmeden nasıl Şen Şapka kadın şapkasıyla özdeşleşmişse, eşarp da Vakko markasıyla özdeşleşti."
Abidin Dino ve Burhan Doğançay'ın desenlerini eşarplara uygulattı
Deniz Adanalı, Vitali Hakko için "Türkiye'de hep ilkleri yapmıştır. Yıllar evvel kendi sanat koleksiyonunda olan çok sevdiği sanatçılardan Abidin Dino ve Burhan Doğançay'ın desenlerini eşarplara uygulatmıştı" diyor.
1996'da Vitali Hakko "Bu kadar başarılı ressamımız var, niçin onların yapıtlarını eşarplarımızda değerlendirmeyelim?" diye düşünmüş ve böylece sanatla eşarbı birleştirmiş. Sanatçıların çalıştığı özel eşarpların dışında tüm desenler Vakko atölyesindeki stilistler tarafından tasarlanmış. Eşarpların tamamına yakını yüzde 100 ipek.
Vakko tasarımcılarından Zülal Yoğunali, Vitali Hakko için "Bizi satışa yönelik ürünler değil, hep farklı, yeni bir şeyler üretmemiz için yüreklendirdi. Hepimizden fikir alıp 'Herkes yaratıcılığını ortaya koysun, modayı ileriye götürelim' derdi" diye konuşuyor.
Vakko Müze ve Sanat Yönetmeni Fatoş Şenoğlu, Vitali Hakko'nun eşarp üretimindeki anlayışını şöyle ifade ediyor: "Vitali bey 'Türk kadını eşarp takıyorsa, en güzelini taksın' derdi."
Mevlana yılı için özel fincanlarVitali Hakko bu yılın "Mevlana Yılı" olması dolayısıyla Zülal Yoğunali'den bazı Mevlana desenleri çalışmasını istemiş. Beğendiklerini fincanların üzerine uygulatmış. Yoğunali'nin belirttiğine göre Vitali Hakko her şeyiyle birebir ilgilenmiş. Fincan tabaklarında yazılan Mevlana'nın "Gel kim olursan ol yine gel" sözünü özellikle Vitali Hakko talep etmiş.
Şenoğlu, Vitali Hakko'nun sık sık müze ve sanat galerisi gezmek istediğini belirtirken geçtiğimiz günlerde kendisiyle yaşadığı bir olayı şöyle aktarıyor: "Pera Müzesi ziyaretimizde gördüğü eczacılıkta ilaç yapımında kullanılan ölçeklerin formundan ilham alıp bunlardan Vakko kadehleri yaptırmak istedi. Beğendiği bir forma daha farklı bir şekil verip bunu üretme vizyonuna sahipti. Orada sanatı yaşamına dahil etmiş bir insanın ötesinde, sanatı işinde yaşatan biri vardı."
"Vakko'nun namusu"
Vakko markalı eşarplar giderek piyasada bilinir, sorulur olur. Ancak Vitali Hakko kendine ait bir atölye olmamasından kaynaklanan bir "garanti edememe" sıkıntısı yaşamaktadır: "Bizim, kendimizin ne bir boyahanemiz ne bir emprime atölyemiz vardı. Tüm bu işlemler değişik yerlerde gerçekleştiriliyordu ve kalite konusunda da hiçbir garantiye sahip değildik.
Dolayısıyla, biz de, müşterilerimize herhangi bir garanti veremiyorduk. Eşarbımızın ipeği akacak mıydı? Boyası solacak mıydı? Yıkandığında boyası karışacak mıydı? Çekecek miydi, bollaşacak mıydı? Tüm bunları bizim kendimizin bilmesi, emin olması ve sonra da müşterilerimize garanti etmemiz gerekiyordu. Biz buna 'marka namusu' diyorduk. Bu 'marka namusu'nu korumanın tek bir yolu vardı: Kendi üretimimizi kendimizin yapması. Her şeyi baştan sona denetlemek. Böylece sorumluluğumuzun bilincinde olmak. Kurtuluş'ta bir arsa alıp bir emprime atölyesi kurduk. Vakko'nun ilk gerçek üretim yeri burasıdır."
Vitali Hakko ham ipeği emprimeye dönüştürmek için Fransa'ya yollayanlara inat, Bursa ipeğini, Anadolu pamuğunu kendi tesislerinde işletir. Artık Vakko atölyesinde bir tasarım ekibi vardır. Yıllar geçtikçe Vakko markası büyüyecek, Vitali Hakko da sanata olan düşkünlüğünü eşarplara yansıtma şansını yakalayacaktır.

Cafe