Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 18 Aralık 2007 / Salı  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Hisseli hassasiyetler hadisesi

Sınıfındaki oyuncak ayıya "Muhammed" adını veren Sudan'daki İngiliz öğretmen Gillian Gibbons, tam da en hassas olmaya çalıştığı noktada, Müslümanların hassasiyetlerinin bam teline dokunduğunu nereden bilecek?


tubakyol@yahoo.com

Bir Batılıyla dalga geçmek istiyorsanız, yapacağınız şey basit: Yüzünüze üzgün bir ifade verip ciddi bir tonla "Ama Türkler bu konuda çok hassastır" deyin. Yapmakta oldukları şey neyse ne, su içiyor bile olsalar o esnada, Türk kültürüne aykırı bir şey yapmakta olduklarını zannedip neredeyse yerlerinden zıplarlar. Hassasiyetler konusunda çok hassaslar.
Sudan'daki şu İngiliz öğretmen, hani sınıfındaki oyuncak ayıya "Muhammed" adını veren Gillian Gibbons, bir ihtimal ayıcığa isim takılan dersten sonra "Heyyy, ne güzel oldu. Müslümanların en sevdiği ismi verdik. Amma hassasım" falan diye sevinmiştir.
Tam da en hassas olmaya çalıştığı noktada, Müslümanların hassasiyetlerinin bam teline dokunduğunu nereden bilecek?
Acayip dalga geçilebilirdi kadının şuursuzluğuyla.
Tabii eğer onun bu şuursuzluğu, Sudanlılarda da şuur kaybına sebep olmasaydı...
İngiliz öğretmen, İngiltere'ye döndükten sonra The Observer'a röportaj verdi. Neler yaşadığını, nasıl korktuğunu röportajı okuyunca anlıyor insan.

"Muhammed'i alabilir miyiz?"
Tamam, yapmış bir salaklık.
Fakat iki ay boyunca ne Müslüman asistanı ne de ayıcığın hafta sonları "evci" çıktığı öğrencilerin Müslüman aileleri isimden rahatsız olmuş. Öğrenciler hafta sonları sırayla ayıcığı evlerine götürüyor ve ayıcık için günlük tutuyorlarmış. Ama öğretmen o kadar her şeyi kuralına göre yapıyor ki, çocukların eline oyuncak ayıyı verip evlerine göndermiyor mesela, ailelerinin ayıyı istemesi gerekiyor. Bu yüzden ayıcığın hafta sonu evlerinde kalmasını isteyen aileler, öğretmene "Muhammed'i ödünç alabilir miyiz?" diye notlar göndermişler.
E hal böyleyken, "yanlış" bir şey yapıyor olabileceği Gibbons'ın aklına hiç gelmemiş tabii.
Ta ki okulun sekreteri onu şikayet edene kadar.
Sonra da zaten tutuklanıyor.
Karakolda bir hücreye konuyor. Üç yanı duvar, bir tarafı parmaklık, köşede ilkel bir tuvalet... Yatak falan yok. Birkaç saat içinde bırakılacağını zannederken beş gün o hücrede kalıyor.
Kendisine kötü davranılmadığını söylüyor Gibbons ama gardiyanların "ona bir ders vermesinden" ve evet, tecavüzden korktuğunu da söylüyor.

Kanıt: Oyuncak ayı...
Beş gün sonra mahkemeye çıkarılıyor. Mahkemeye oyuncak ayı da getiriliyor. "Mahkeme katibi çantadan gösterişli bir hareketle, şapkadan tavşan çıkarır gibi oyuncak ayıyı çıkardı" diye anlatıyor Gibbons röportajda, "Oyuncak ayıyı masanın üstüne tam önümüze koydu. İddia makamı ölümcül bir sesle ayıyı gösterip 'Ayı bu mu?' diye sordu."
Sonuçta İngiliz öğretmen 15 gün hapis cezasına çarptırılıyor.
Güvenliğinden endişe edildiği için sekiz gün boyunca farklı yerlerde ama yine hücrede tutulduktan sonra İngiliz Konsolosluğu'ndan bir görevli, Cumhurbaşkanı Ömer El Beşir tarafından affedildiğini, saat 11.00'de bir basın toplantısında bunun açıklanacağı müjdesini veriyor. Gardiyanlar televizyonu açmayı kabul ediyor. Tam hep birlikte televizyondan "affedildiğini" izleyeceklerken... Ne oluyor dersiniz?
Aaa, nasıl tahmin edemezsiniz?
Elektrikler kesiliyor!
* * *
Gillian Gibbons'ı havaalanına götürüp Dubai'ye giden bir uçağa bindiriyorlar. Birinci sınıf uçuyor. İyi bir yemek yiyor. Ve votka portakal içiyor.
Gibbons röportajda "içkici" olmadığını söylüyor. Yine de, üstelik uçuşta ona eşlik edenler de Müslüman oldukları halde, votka portakal içiyor.
"Bu yüzden biraz utandım ama o votkayı hak ettiğimi düşündüm."
Sizce de bir içkiyi hak etmemiş mi?
Yaşadıklarını tekrar tekrar düşünüp, "Vay be, bu yüzden öldürülebilirdim bile" diye dertlenip alkolik olmasa bari...

"Ben bir Müslümanım... Hayır, terörist değilim"

Batı'da giderek yükselen İslamofobia'dan Müslümanlar rahatsız. Çoğu Batılının kafasında bir Müslüman stereotipi var; ve
o stereotip de ne yazık ki terörist.
Müslümanlar söz konusu olduğunda, Batılılar da şuurunu kaybediyor yani.
Bu şuursuzluğa karşı, internette "One Nation Many Voices Film Contest" diye bir film yarışması devam ediyor şu sıralarda. Konusu "Amerika'daki Müslümanlar. Hikayeler, stereotipler değil".
Yarışan filmleri "www.linktv.org/onenation"dan izleyip oylayabilirsiniz.
Ben hepsini izlemedim. İki tanesine Youtube'da denk geldim. "I'm a Muslim / Ben bir Müslümanım" adını taşıyan film;
23 yaşında, sonradan Müslümanlığı seçen Laura'nın hikayesini anlatıyor.
Murad Amayreh'in filminin adı da aynı; "Ben bir Müslümanım". Komedi dalında yarışıyor. "Ben terörist değilim" diye başlıyor. "Çadırda yaşamadığını, karısını evlenmeden önce de tanıdığını, hayatında hiç deveye binmediğini" falan söylüyor.
Film anlatmak zor. Güzel film; komik de hatta.
Batı'daki Müslüman algısını değiştirmek için, özellikle bu algıdan bizzat rahatsız olan Batı'daki Müslümanlar çaba harcıyorlar.
Sonra ne oluyor? Sudan'da bir İngiliz öğretmenin başına, en hassas Batılının bile -ölüm cezası verilsin diye gösteriler düzenlemeye kadar varan- hassasiyetin bu derecesini anlamakta zorlanacağı bir hadise geliyor.

Şuursuzluk virüsü bir kez bulaşınca...

Testus'u çözüyorsunuzdur herhalde. Testus'u hazırlayan Ahmet Turhan Altıner'in
eşi Dehen Altıner, Marmara Üniversitesi'nde biyokimya profesörü. Aynı zamanda da yazar.
Yeni kitabı "Sevgili Üniversite"de "1933 üniversite reformu"nu,
o ortamda yaşanan bir aşk hikayesiyle anlatıyor.
Nazilerin, Almanya'daki üniversitelerden Yahudileri kovduğu yıllar. Yahudi
olduğu için üniversiteden atılan profesörlerin bir kısmı da Türkiye'deki üniversitelere geliyor.
Geliyorlar ama bu bilim insanlarının büyük bölümü ailelerini Almanya'da bırakıyor. Çünkü adları üstünde, bilim insanları ve mantıklı düşünüyorlar ve Almanya'da o günlerde yaşanmakta olan şuursuzluğun geçici olduğuna, elbette kısa bir süre sonra, en fazla bir yıl içinde sona ereceğine inanıyorlar.
Hepimizin bildiği üzere, öyle çabuk geçip gitmiyor; Nazi Almanya'sında şuursuzluk katlanarak büyüyor, yıllarca devam ediyor.
Şuursuzluk virüsü; din, dil, ırk ayırt etmeden bulaştığı her toplumu hasta ediyor.

"Kendimi suçluyorum"

Yabancılar birçok ülkede şüphe çeker.
O yüzden yani, akla gelmiyor değil; Gillian Gibbons'ın ne işi vardı Sudan'da?
Gibbons 54 yaşında Liverpool'lu bir öğretmen. Geçen yıl
34 yıllık evliliği bitince ve büyük oğlu Stephen pankreas kanserinden ölünce, hayatına yeni bir düzen vermesi gerekmiş. Diğer iki çocuğu -25 yaşındaki John ve 27 yaşındaki Jessica- kendi hayatlarını yaşadıkları için onu İngiltere'ye bağlayan hiçbir şey olmadığını, istediği yere gidip istediği işi yapabileceğini fark edip İngiliz öğretmenlere yurtdışında iş ayarlayan bir ajansa başvurmuş.
The Observer'daki röportajda "başına gelenler için birini suçlayıp suçlamadığı" sorulduğunda
"Kendimi suçluyorum. Bunu yapmamalıydım" diyor, "Kanunları bilmemek mazeret değildir."

manik depresif köşe

Senelerce üç farklı boydaki oyuncak ayılarımı o evden ötekine taşıyıp durdum, sonunda içim parçalanarak da olsa, arkadaşların çocuklarına hediye ettim.
İyi de yapmışım.
Sudan'a gideceğim tutsa, yanımda götürsem, "Bunlardan birinin adı Muhammed olabilir" diye hücreye atılabilirdim.
Ayılarımla uçağa binsem, uçaktaki Batılı yolcuları, "Hiii, bomba. Müslüman terörist" diye alarma geçirebilirdim.
Bugün ben değil ama dünyanın tüm oyuncak ayıları depresyonda!


PAZAR
"Şener Şen'le oynamak için yalvarabilirdim"
Eşarplarıyla tarih yazdı
Bayramda pişen yemekler rakıya uygun
Tasarım Oscar'ını kutlayan olmadı
Bir milyarder yılbaşında ne ister?
Efsanevi maçı hamle hamle Paşa'ya anlatmıştı
Ölüşehirde bir öğle vakti
İncir ağacından yapılmış albüm
Besicilerin sessizliği
Huysuz Virjin varoluş mücadelesi veriyor
Kehanetin garipliği
Şubeleşmenin başarılı iki örneği
Nice yıllara Irene Melikoff
Özel günlerde doğru beslenme
Hisseli hassasiyetler hadisesi
İtalya'nın şarap prensesi





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Mehmet Yalçın

   
© 2006 Milliyet