Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 19 Aralık 2007 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Deligen, geligen, olagan...

Benim Gözlü¤ümden / Nihat Demirkol

Efendim, bayramlık bir sohbetin çeşnisi, ''gelenekten geleceğe'' doğru demlenirse, gökkubbede kalacak sâdâ daha çok gönlü tütsülermiş. Ben de bugün, ''zaman tüneli''nde tükenmemiş üç öykü paylaşmaya niyet ettim..
* * *
Bizim ''Kanun'' diye andığımız, ''Sam Amca''nın ''Muhteşem'' diyerek, kongre binasındaki, ''kanunkoyucular'' arasına büstünü yerleştirdiği Sultan Süleyman, malûm şiir de söylermiş... Şeyhülislâmdan, manzum bir beyitle, Topkapı Sarayı’nın bahçesindeki meyve ağaçlarına zarar veren karıncaların yok edilmesinin ''dinen mümkün olup olmadığını'' sormuş. Beyit şöyle: ''Dırahta ger ziyan etse karınca/Günah var mıdır ânı kırınca?'' Ebüssuud Efendi’nin, manzum soruya manzum bir cevap verdiği biliniyor: ''Yarın Hakkın divanına varınca/Süleyman’dan hakkın alır karınca...'' Arefeden başlamak lâzım demek ki, kimin kimde hakkı kalmış; fikretmek lâzım ?
* * *
Sultanın avlanmaya çıktığı bir gün sağanak yağmur bastırır. Mecburen sığınır civardaki evlerden birine... Ateşin karşısında ıslanan elbiselerini kurutur ve ısınırken: ''Şu ateş bin altına bedel...'' diye şükreder. Geceyi geçirdiği evden ertesi gün ayrılırken ev sahibine, ''Zahmetini ödemek isteriz'' deyince köylüden, ''Bin bir altın yeter'', cevabını alır. Sultan hayretle hiddet arasında gidip gelirken, üstelemesine fırsat vermeden sözünü tamamlar köylü: ''Akşam, ateşin bin altın değerinde olduğunu siz buyurdunuz. Döşek ve çorba için bir altın fazla mıdır sultanım ?''
* * *
Söz Sultan Süleyman’dan açılmışken, kızı Mihrimah Sultan’ın evlilik hikâyesinden bahsetmemek olmaz. Kızını, zeki, hırslı, geleceği parlak ve o sırada Diyarbakır Vâlisi olan Rüstem Paşa’ya vermek istemekle beraber, işi sağlama bağlamak için hekimbaşına ''cüzzam hastalığının en ayırt edici belirtisinin ne olduğunu sorduğu'' söylenir. Hekimbaşının cüzzamlı bir kimsede bit barınamayacağını garanti etmesi üzerine, gönderilen adamların gizlice Rüstem Paşa’nın çamaşırlarını kontrol ettikleri ve bu sırada bir bite rastladıkları anlatılır. Cüzzamlı olamayacağı kanaatine ulaşılan Rüstem Paşa’nın tâlihi, şairin dokundurmasından nasibini şöyle almıştır: ''Olacak bir kimsenin bahtı kav, tâlihi yâr/Kehlesi (biti) dahi mahallinde onun işine yarar...'' Beklentilerimizin ve kazanımlarımızın, ''sevimli-sevimsiz'' hangi kozmik vesilelerin ardına saklanmış olduğu bilinci, yani farkındalığımız, bayram coşkusunun kuru gürültüsüne kurban edilmemeli diyorum...
* * *
Hakşükür-vesile döngüsünün imbiğinden süzülmüş heyecanlar, ''hakkın helâl edildiği'' bayramlaşmalarda söner. Göğe yükselen duaların, hangi ''şükür''ün tesiriyle dile geldiği de önemlidir. Şekil önemlidir; esas önemlidir. Sebep önemlidir, sonuç önemlidir. Ağızdan çıkanı kulağın duyması önemlidir. Güzel şeyler düşleyin bayram sabahı, gerisini vesileye bırakın. Yunus’un deyişiyle: ''Aşık olan kişiler deligen olur/kişi neye gülerse başa gelegen olur/Derviş Yunus sen dahi incitme dervişleri/Dervişlerin duası kabul olagan olur...''


ege@milliyet.com.tr







EGE
Emeklilik hakkında her şey
Deligen, geligen, olagan...
Mavişehir-Alaybey arasına ring istiyoruz
Çinliler’den İzmir’e tam destek





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Necati Çetiner
Nihat Demirkol
Özgür Kaynar
Deniz Sipahi

   
© 2006 Milliyet