En pahalı pişmanlık
Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören, fırsat buldukça en büyük yanlışını, en büyük pişmanlığını dile getiriyor : "Del Bosque'yi erken gönderdiğim için pişmanım" diyor. En başta sevgili Reha Muhtar, kuşkusuz zil takıp oynayacak ölçüde sevinmiştir herhalde, Del Bosque kovulduğu zaman...
Alaylı diliyle İspanyol teknik adama demediğini bırakmamış, alınan saha sonuçlarından Del Bosque'nin kötü bir antrenör olduğu gerçeğini (!) yakalamıştı.
FIFA'nın, son itirazı da reddetmesiyle Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün Del Bosque ve yardımcılarına 8,5 milyon euro tazminat ödenmesi hakkındaki CAS (Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi) kararı uygulamaya kondu.
Gerekeni FIFA yapar
Hukuksal sürecin tamamlanmasıyla FIFA, tazminatın ödenmesi için kuşkusuz gerekenleri yapacaktır.Şampiyonlar Ligi'nde şu ana kadar Beşiktaş'ın hak ettiği 6 milyon 400 bin Euroluk gelir, FIFA'nın isteği doğrultusunda UEFA tarafından bloke edilmiştir. Yayın haklarından beklenen havuz geliriyle birlikte bu paranın Del Bosque'nin tazminatını karşılayıp karşılamayacağını artık uzman yöneticiler hesaplasın.
Kesin olan şu ki, bu karar, en azından Beşiktaş için dünyanın en pahalı pişmanlığına neden olmuştur.
Elbette paranın büyük bölümünü gün geçtikçe eklenen ve katlanan faizler oluşturuyor.
Del Bosque'yi ciddiye almamak, taleplerini kulak arkası ya da sümen altına itmek, Kısmet Erkiner gibi uluslararası yetkinlikte spor hukuku uzmanlarının uyarılarını tepkiyle karşılamak, davanın bir ülke meselesi olduğunu ileri sürerek medyadan destek beklemek, Yıldırım Demirören ve arkadaşlarının pahalı faturayı yaratan büyük yanlışlarıdır.
Demirören harekete geçmeli
Maalesef pişmanlık itirafları da borcu ortadan kaldırmamakta, ödemenin tam olarak yapılmaması halinde Beşiktaş'ı Avrupa Kupaları'nın dışında bırakacak, içeride puan silinmesinden küme düşürmeye kadar uzanan bir dizi yaptırımı da gündeme getirmektedir.Tazminatın maddi tahribatı bir yana, Beşiktaş Jimnastik Kulübü manevi olarak da tarihinde eşine rastlanmayan ağır bir darbe almaktadır.
Başkan'ın Del Bosque'yle bir an önce yüz yüze görüşerek bir uzlaşı ortamı yaratması, önereceği nakit ödeme ile katlanan faiz yükünü indireceği gibi Beşiktaş'a prestij de kazandırabilir.
Bugüne kadar yeterli refleksi göstermeyen Yıldırım Demirören'in şimdi "yıldırım hızıyla" harekete geçmesi gerekiyor.
Sorunu yine hukuk labirentlerine sokup uzatmaya bırakmak Beşiktaş'a daha da pahalıya patlayabilir.
Ne demişler ?
Son pişmanlık fayda etmez!
Önce öde, sonra ara
Beşiktaş'ta hummalı bir devre arası hazırlığı var. Siyah beyazlı takımın ikinci yarıda şampiyonluk yarışını sürdürebilmesi için ara transferde en az iki yabancı oyuncu alacağı bildiriliyor. Yabancılardan birinin stoper olacağını öğrenen futbolcular, "Biz yeteriz. Boşuna para harcamayın" mesajı verdiler yöneticilere... Gerçekten İbrahim Toraman, Gökhan Zan, Baki Mercimek, İbrahim Kaş, Diatta ve çok zorunlu hallerde o görevi yapabilecek Koray Avcı varken stoper aranmak çok da akıllı işi değil.
Beşiktaş'ın asıl sorunu gol kısırlığı... Sistem çalışsa da Bobo, Nobre, Higuain, Burak Yılmaz, İbrahim Akın ve Batuhan Karadeniz'den şöyle istikrarlı ve güvenilir bir golcü çıkaramadı Ertuğrul Sağlam...
Devre arasında bulunup gelecek golcünün de takıma ne kadar uyum sağlayacağı, ne kadar verimlilik göstereceği ayrı bir konu.
Ama daha da ciddi olan durum, eldeki yabancıların sözleşmeden doğan ücretlerini doğru dürüst ödeyememenin yarattığı sıkıntıdır.
Onlara ödeme yapamaz durumdayken bazılarını da gönderip yeni bir yabancı golcü aramak abesle iştigal etmek değilse, nedir!
Beşiktaş kendi gerçeklerini görüp, kendi yağıyla kavrulmalıdır!
Galatasaray gerçekten istedi mi?
Sizi bilmem ama ben, Galatasaray'ın bu yıl UEFA Kupası'nda gerçekten isteyerek mücadele ettiğini sanmıyorum. En azından Feldkamp'ın sürprizleriyle (!) hedef duygusunu daha baştan yok eden o Bordeaux maçı bana bunu hatırlatıyor. Bordeaux yenilgisinin ardından içerideki Helsingborg darbesi, işi oluruna bırakmalarına neden oldu. Panionios'u Yunanistan'da yenip bugünkü Austria Wien maçına umut taşımak da yeterli olmadı... Bugün yenseler bile gençlerden kurulu Bordeaux'nun Yunanistan'daki Panionios maçından puan çıkaracağına inanamıyorum ben.
UEFA Kupası'nda 2000 yılının "efendisi" şimdi kapı aralığında beklemek durumunda...
Galatasaray'ın lig şampiyonluğunu daha çok önemsediğini, UEFA'da zaman ve enerji kaybetmek istemediğini ve bu nedenle de işi oluruna bıraktığını sanıyorum...
Yoksa yanılıyor muyum ?
Bugün göreceğiz!
agokce@milliyet.com.tr

Cafe