
Ece TEMELKURAN
Kıyıdan
'Şiddete ağıt mı yakıyorum?'
Üç gündür bir yazı dizisi yayımlanıyor. Başlığı "Kürt Siyaseti Yol Ayrımında". Yazı dizisinde bugün DTP'li vekiller ve AKP Diyarbakır Milletvekili Abdurrahman Kurt'un bu konuda söylediklerini okuyacaksınız. Son iki gündür de bölgedeki genel hissiyat, siyasi yönelim ve farklı sesler üzerine yazdım. Sonuç şudur: Bölgede bir moral dağınıklık var. Nedenleri çeşitli. Yazı dizisinde de bu nedenleri anlatıyorum yoğunlukla.
Beğendiğiniz gibi hakikat
Zannımca ve bölgeden gelen objektif tepkilerden anladığım kadarıyla, bu yazı dizisinde okuduklarınız, açık söyleyeyim, bu işin ciğerini ifade ediyor. "Beğendiğiniz gibi" olmayabilir, okuduklarınızdan hiç hoşlanmayabilirsiniz.
Ama hakikat bizim beğenilerimize uymayabiliyor. Örneğin Zaman gazetesi yazarı Mümtazer Türköne okuduklarından hiç hoşlanmamış olmalı ki dün Zaman gazetesindeki köşesinde, yazı dizisine atfen, şiddetle geçen 90'lı yılların geride kalmasına "hayıflandığımı" hatta daha ileri giderek bu dönemi övdüğümü söylemiş. AKP'nin PKK'yi "tasfiye ederek" bölgede gösterdiği "başarıyı" "laikçi" olduğum için yerdiğimi ifade etmiş. Ne diyeyim? Pes!
Laikçi miyim?
Birincisi şu "laikçilik" meselesi. Allah aşkına söyleyiniz:
Ne Kemalistliği mi gördünüz?
AKP'yi eleştiren herkesi "faşistler listesine" yazarak bu memlekette iktidarı eleştirmeyi entelektüel mahalle baskısıyla önlemeye çalışmak Türköne'nin içinde bulunduğu "liberal muhafazakâr" kültüre hiç yakışıyor mu? Daha önce yazdım: Bir Türk-İslam sentezi icadı olan bu "jakoben liberalliği" epey tutarsız buluyorum.
İkincisi, gelelim daha önemli konuya. Ben 90'lı yılları mı özlüyorum? Şiddet bitti diye "hayıflanıyor" muyum? Türkiye'nin söylediği gibi, şiddetin bitişine üzülüyor muyum?
On dört yıldır bölgeye gidip gelirim. Orası benim için dışarıdan bakılan bir yer değildir. Orada yaşayanlar "öteki" değildir, kardeşimdir, arkadaşımdır. Kardeşlerimin ve arkadaşlarımın ölmesini hiç istemedim, isteyemem.
Bugüne kadar o toprakların bir sürü köyünde, hiç gazeteci girmemiş yerlerinde röportaj yaptım, insanlar tanıdım, güldüm ve ağladım. Orada ne olsa benim omurgamda sızlar acısı. Bugün de bölgede gördüğüm insanların melankolisi, yası.
Kötü niyetli olduğumu ima eden biri bu kadar duygusal bir cevap almayı hak eder miydi, bilmiyorum. Bu mesele benim için bir memleket meselesidir, bir insanlık meselesidir.
Entelektüel kariyer meselesi
İşin diğer tarafı şudur. Türköne muhakkak izliyordur:
Bu memlekette, özellikle son yıllarda yapılan ve bölgedeki meseleyi çözmek için konuşulan bütün toplantılarda benim de ismim vardır. Bölgedeki ikili şiddetin bitmesini isteyen bütün bildirilerde benim de imzamı görürsünüz.
Benim için bu bir vicdan ve adalet meselesidir. Diyarbakır'da gider örgütün şiddetini, o şehirde kimsenin yapmaya cesaret edemeyeceği şekilde eleştiririm. Batı'da da devletin şiddetini yererim. Tam tersini yaparak edinilen entelektüel kariyerlere de zerre kadar ehemmiyet vermem.
Hakikat zaman alır
Türköne tek başına değil elbette. Adım gibi eminim ki okuduklarından hiç hoşlanmayan bir sürü insan vardır. Ama hakikat budur. Benim işim de yeryüzünün hakikatini kaydetmektir. Bu hakikatin kime hizmet edeceğini düşünmek, bu hesabın içine girmek de...
Vallahi ne yalan söyleyeyim, buna zamanım olmuyor. Hakikatin ne olduğunu anlamaya çalışmak insanın bütün zamanını alıyor.
NURETTİN DEMİRTAŞ GÖZALTINA ALINMADAN BİRKAÇ SAAT ÖNCE DTP'Lİ VEKİLLERLE:
FOTOĞRAFLAR / Yurttaş Tümer
Kürt siyaseti yol ayırımda - MECLİS Mİ, PKK MI? - 3
"Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden..." "İronik olacak bu fotoğraf. Meşru siyasetin merdivenlerinden çıkıyoruz, ağır ağır" deyince ben, Ahmet Türk şiirin devamını getiriyor Mardinli hançeresinden çıkan yumuşak sesiyle:
"Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak/ Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak/ Sular sarardı yüzün perde perde solmakta/ Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta... Böyle miydi o şiir?"
Aysel Tuğluk gülüyor:
"Bize siyaset yaptırmadıkları için böyle işte şiir okuyoruz."
Meclis'teki siyasetlerine "PKK'yı kınama vizesi" uygulandığı için, seçim bölgelerinden gelen sert ve milliyetçi siyasetin baskısı yoğunlaştığı için, parti içi kazanlar seçim sonuçlarından sonra kaynamaya başladığı için, partinin Meclis dışı, yeni genel başkanı bir kaç saat içinde derdest edileceği için ve daha bir sürü şey için DTP'li vekillerin işi bugün çok zor.
"Perde perde soluyor yüzleri" bu yüzden. "Semaya bakıp ağlamıyorlar" belki ama Kürt siyasetinin "özeleştiri verme" geleneğini yerine getiriyorlar. Ahmet Türk şöyle diyor:
"Halk, DTP'den beklediği dik duruşu göremedi. 'Devlet DTP'yi yaşatmaz' diyorlar. AKP de Kürtler için sığınacak liman oluyor. Kürtler İslamcı oldu, diye görmemek lazım. 70'lerde Ecevit insanlara bir umut vermişti, büyük destek aldı bölgeden. Şimdi de AKP bir umut verdi, kazanması bundan. Ama o umudun ardından ne çıktı? Operasyon!"
'DTP?başarısız olmadı'
Sırrı Sakık ise "Yoksulluğu istismar ettiler" diyor. Tuğluk, "Politikalarını teşhir etmekte yetersiz kaldık" diye başlıyor söze. Devam ediyor:
"AKP, resmi ideolojiyle derdi olduğuna ikna etti Kürt halkını. Seçim sonuçlarını şöyle okumak lazım: Halk, sorunun çözümü için DTP ile AKP'ye birlikte görev verdi. Ama doğrudur, biz seçim çalışmalarında kimlik üzerinden gittik. Aç insanlara barış anlattık. Sosyal politikalarımızı anlatmadık. Böyle olunca da marjinalleştik."
Ahmet Türk bu marjinalleşmeyi kabul etmiyor, "DTP başarısız olmadı, AKP başarılı oldu. Biz CHP'ye çattıkça halk AKP'ye destek verdiğimizi sandı" şeklinde yorumluyor sonuçları.
Bir de kapatma davası meselesi var. Meclis'e daha yeni girmişken, Aysel Tuğluk'un dediği gibi "etek giymeye yeni alışırken", daha Meclis koridorlarını ezberleyemeden DTP'nin kapatılma süreci başladı. Sırrı Sakık "Böyle bir olay yokmuş gibi davranmaktan başka çaremiz yok" diyor, "Yoksa hiçbir şey yapamayız".
Üstelik biz konuşurken partinin, dün gözaltına alınan, Meclis dışındaki genel başkanı Nurettin Demirtaş Londra'dan uçağa biniyor. Bu baskılara başka baskılar da ekleniyor. Ahmet Türk bölgeden söz ediyor:
"Bazı Kürt aydınları bizi desteklemek istemiyor. Bu yüzden de 'birleşik, demokratik Kürdistan'dan söz ediyorlar. Burası Avrupa değil, burası Ortadoğu. Ortadoğu'nun gerçeğine uygun davranmak gerekiyor."
Aysel Tuğluk ise bir noktaya dikkat çekiyor:
"Eski hayalden bahsedip bizi eleştirenlerin hepsi zenginleşti. Hepsinin çocukları özel okullarda okuyor. Dikkat etmek lazım."
Yine de Kürtlerin artık siyaseti ve siyasetçiyi daha çok sorguladığını, DTP'nin seçimlerden aldığı sonucu böyle okumak gerektiğini söylüyor.
Vekiller, bölgede bir moral dağınık olduğunu kabul ediyor Ahmet Türk şöyle diyor:
"Doğrudur, bölgede herkesin kafası çok karışık."
Laf dönüp dolaşıp AKP'nin aldığı bölge oylarına geliyor. Türk AKP'nin bölgede kazandığı başarının "prim bağımlılığı" ile ilgili olduğu görüşünde:
"AKP giderse çiftçinin bağımlı kılındığı primler kesilecek havası yarattılar. Bölge yoksullaştırıldı. Kendimden örnek vereyim. Bölgenin en zenginiydim. Şimdi yoksullaştım."
Sakık ise kimlik ve kültürel haklar politikasıyla sosyal politikaları erteledikleri görüşünde. "Biz zaten hayatı erteleyen bir siyasi gelenekten geliyoruz" diyor. Ekliyor:
"Bir de tabii parti kadroları küstürüldü. İnsanlar gönül koydu partiye çünkü parti içi demokrasi yeterince işlemiyor."
Aysel Tuğluk "Sırat Köprüsü'nde siyaset yapıyoruz" diyor. Tekrar "kınama vizesinden" söz ediyoruz. Ahmet Türk soruyor:
"Diyelim kınadık. Sonra ne olacak? Var mı bir planları? Anayasada nasıl bir değişiklik yapacaklar? Bunu söyleyebiliyorlar mı?"
Hepsinde itiraf etmekten kaçındıkları bir kırıklık. Ve ağır ağır çıkıyoruz Meclis'in merdivenlerinden...
Diyarbakır'da genç bir sinemacı şöyle sordu:"'Kürtlere Meclis'te şans verildi' deniyor. Bu ne kadar aşağılayıcı bir söylem. Kim kime şans veriyor? Neden yukarıda Türkler var da aşağıdaki Kürtlere 'şans' veriyorlar? Biz bu ülkede birlikte yaşamıyor muyuz? Bu siyaset hepimizin siyaseti değil mi?"
Kürt meselesiyle ilgili medyanın ve siyasetin, giderek çıtası aşağı çekilen, açısı daralan bir "meşru söylemi" var hakikaten. Üstelik bazen o kadar içe işlemiş oluyor ki bu "meşru ayrımcılık" ayrımcı bir şey söylendiği bile anlaşılmıyor. Yapmamız gereken dönüp kendimize bakmak, tek tek ayıklamalıyız düşündüklerimizi. Kürtler de Türkler de...
Ama bir yandan bomba sesleri... "Kulaklar dağda" denilerek şimdiden beklenmeye başlayan "dağın ayak sesleri".
Ya bütün bunların arasında siyaset yapmaya çalışan DTP'li milletvekilleri? Partileri kapatılırsa ne olur? Onlar için yeni bir parti kurmak "prosedür meselesi". Ama uzaklara gidecek mesaj şu olacak:
"Kürtler, söz ile siyaset yapamaz!"
Bu, Türkiye'nin yeniden 90'lara dönmesine neden olur mu? Hayır. Çünkü ne hayal eski hayal ne de bölge eski bölge. Ama şunu da söylemek lazım DTP kapatılırsa Türkiye ve bölge 90'lardan daha iyi olmaz.
Ne olur?
Bölgede insanların "Devlet ve AKP, bu meseleyi bölgede İslamı ve liberal ekonomik politikaları yükselterek çözecek" gibi bir izlenim var. Bütün bu gezilerde hiç konuşmayan fotomuhabir arkadaşım Yurttaş ise ilk kez konuşuyor. Şöyle:
"Arkadaş, Fethullah'ın okulları yoksul çocuklar için bedava sınıf atlama yolu. Bu çocuklar bu okullarda okutulacak. Sonra o çocuklar büyüyüp yeni alışveriş merkezlerinde alışveriş yapacak. Al sana toplumsal barış!
Olabilir mi?
Bölgede "başka bir Kürt" yaratılabilir mi?
Bunu zaman gösterecek.
"Namaz kılarken 'Allahım beni sağcı yapma' diye dua ederdim"AKP Diyarbakır Milletvekili Abdurrahman Kurt, İstanbul'da solcu Kürt öğrenci evlerinde 'Allah var mıdır yok mudur?' diye tartışırken, eylemle mescit arasında bölünürken ilk gençliğinde "Müslüman sosyalist" olduğunu söylüyor.
"Şimdi sağ bir partide politika yapmak zor geliyordur" diyorum.
"AKP, sağ bir parti değildir" diyor.
Kullandığı tamamiyle sol jargonun yarattığı "akrabalık" konforuna sığınıp "Alla'aşkına bunu demeyin!" diyorum, gülüyoruz:
"Yok, hakikaten. AKP, merkez partidir!"
Bölgenin "dinle arasına koyduğu mesafenin" AKP ile kalktığını anlatan Kurt, Fethullah, Hizbullah ve diğer dini örgütlenmelerle AKP'nin nasıl geçindiğini sorduğumda şöyle diyor:
"Bizim kötü olduğumuz bir yapı yok burada."
AKP'nin bölgede Kürtçü bir politika izlediği üzerine anlatılanları soruyorum Kurt'a:
"DTP de Apoculuk dışında aykırı şeyler söylemiyor. AKP, insanları tavana zıplatmayacak şeyler söylüyor."
Kurt, "bölge hassasiyetlerine" uygun politika yaptıklarını da kabul ediyor:
"Ramazanda tabii ki Kürtçe mevlitler, Kürtçe ilahiler okuttuk. Dengbejler çıkardık ramazan çadırlarına."
Anlatılanlara bakılırsa AKP'li vekiller DTP'liler konuşma yaptıktan sonra "Altına imzamızı atarız" deseler de bunu "halka açık yerlerde" asla tekrar etmiyorlar. Ya da DTP'lilerin genel kuruldaki konuşmalarının ardından diğer partilerden vekiller yanlarına yaklaşıp fısıldıyorlar:
"Alkışlayacaktık ama korktuk!"
Bölgedeki değişimden yeni bir siyaset çıkar mı?
ecetem@hotmail.com

Cafe