Kadınlara dalgalarla ‘özgürlük’ getiriyor
Kadınların ''kendi kaderlerini tayin hakkı''nı savunan Hollandalı doktor Rebecca Gomperts, ''gezici kliniğiyle'' altı yıldır kürtajın yasak olduğu ülkeleri dolaşıp uluslararası sularda istenmeyen gebelikleri sonlandırıyorİpek Yezdani
iyezdani@milliyet.com.trBazen durup düşünürüm... Bu dünya kendi isteklerini, değer yargılarını, dinlerini, dillerini, kimliklerini, yaşam tarzlarını başkalarına empoze etmeye, hatta bu uğurda kan akıtmaya hazır bir yığın insan ve kurumla dolu... Sadece devletler değil, toplumlar da böyle: Farklı olana tahammül edemeyen, herkesten birbirinin aynı davranış ve yaşayış şekilleri geliştirmesini bekleyen kitleler... İşte bu yüzden de Fransız filozof Foucault’un ''İktidar her yerdedir'' tezi dünyadaki en geçerli tezdir bence... Aile, okul, işyeri, kilise, cami, kışla gibi kurumlar önce kendi normallik standardını tanımlayıp kurumsallaştırırlar, sonra da bunları bize hayat tarzı olarak sunarlar.
Bu dünya bir ''Erkekler iktidarı'' ise eğer; iktidarın zulmünden en çok payını alanlar kimler peki? Tabii ki kadınlar... Kadınların hâlâ kendi hayatlarına ilişkin kararları kendilerinin veremediği ya da vermek için mücadele ettiği bir dünyada yaşıyoruz. Bu kararların başında ‘istenmeyen gebelikten kurtulma hakkı’ geliyor.
Altı dakikada bir kadın ölüyor
Dünyada her yıl yaklaşık 210 milyon kadın gebe kalıyor, bunların en az beşte biri kürtajla sonuçlanıyor. Ancak buna rağmen hâlâ dünya üzerindeki ülkelerin yüzde 25’inde çok sıkı kürtaj yasağı uygulanıyor.Uluslararası Planlı Ebeveynlik Federasyonu’nun (IPPF) rakamlarına göre illegal yöntemlerle yapılan kürtajlar yılda 70 bin kadının ölümüne yol açıyor.
İşte tam da bu yüzden, bu dünyadaki haksızlıkları ''uzaktan izlemek'' yerine ''fark yaratmak isteyen''lerden birisi, Hollandalı bir kadın doktor, 6 yıl önce harekete geçti. Nasıl mı?
Rebecca Gomperts, Greenpeace için çalışırken bir gün Güney Amerika’da üç küçük kardeşine bakmakla yükümlü 18 yaşında bir kızla tanışır. Kızın annesi, beşinci kez hamile kaldıktan sonra kürtaj olmak ister. Ancak ülkede kürtaj yasak olduğundan bu işi illegal yöntemlerle halletmek zorundadır. Sağlıksız bir ortamda yapılan kürtajın ardından kadın ölür.
İşte bu olayı öğrendikten sonra Gomperts, Greenpeace’i bırakır, kürtaj yasağına karşı mücadele etmek için önce Hollanda bandıralı bir gemi kiralar. Sonra bu gemiyi ''gezici bir klinik'' haline dönüştürür ve kürtajın yasak olduğu ülkelerin kıyılarına giderek uluslararası sularda demir atar. Gomperts, kendi ülkelerinde buna imkân bulamayan kadınları ''kürtaj gemisi''ne alarak onlara kürtajın yolunu açar. Gomperts ayrıca ''Women on Waves'' (WoW, yani ‘Dalgalardaki Kadınlar’) adlı sivil toplum örgütünü kurar ve kürtaj yasağına karşı mücadeleye başlar.
Gomperts, bugüne dek İrlanda, Polonya ve Portekiz’e gitmiş, ancak bunun çok da kolay olmadığını tahmin edersiniz! Cezaevine konulma ihtimali bile ortaya çıkmış. Ama onu kimse durduramamış, hatta Portekiz’de önlerine çıkarılan iki savaş gemisi bile!
Ben yapmazsam kim yapacak?
Gomperts’in bundan sonraki hedefi Güney Amerika ve Afrika. Onu bugüne dek her türlü şeyle, hatta ''korsanlıkla'' bile suçlayanlar oldu. Peki o kendisini nasıl tanımlıyor? ''Sanırım beni tanımlarken imkânsızı gerçekleştirilebilir kılmak üzerine vurgu yapılabilir'' diyor. Neden mi? ''Çünkü insanlar bana ‘Bunu yapamazsın, bu imkânsız’ dedikçe ben yapmak için daha da azimli oldum. Ben yapmazsam kim yapacak?..''

