Fazıl Say haksız mı?
İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya ikiye ayrılınca Sovyetler Birliği tarafında kalan Almanya, yani Demokratik Alman Cumhuriyeti sanatçılarını, bilim adamlarını, doktorlarını, mühendislerini onlara çok daha iyi yaşam koşulları sağlayabilecek Federal Alman Cumhuriyeti’ne kaptırmamak için dişini tırnağına takmıştı. Tüm aydınlar toplumun en el üstünde tutulan katmanını oluşturuyordu. Benim?Doğu Almanya’da yaşadığım yıllarda Bertold Brecht öleli çok olmuştu ama kızı ve damadı Berliner Ensemble isimli tiyatrosunun başındaydı.
Sıradan Alman vatandaşlar ancak 2 silindirli Trabant araba kullanırken Brecht’in kızı Barbara kıpkırmızı bir kaplumbağa Volkswagen kullanırdı. Check Point Charlie’den tavşan bile geçemezken, O Batı Berlin’e de sık sık geçebilirdi. Kendisini birçok kez Batı Berlin’in alışveriş merkezi KaDeWe’de veya en ünlü caddesi Kurfürstendamm’da görmüştüm.
Bir haftadır Fazıl Say’la ilgili basının yazdıkları, devletin kilit noktalarını tutmuşların söyledikleri karşısında içimi bir karamsarlık kaplıyor. Adamın ne ''rahvan'' gitmesi kaldı ne de Hayrünnisa Gül’ün kendisine bir tepsi tatlı yaptırıp da ''gazını'' alma önerisi. Fazıl Say Türkiye’nin ortaçağ karanlığına doğru gitmesinden, giderek iflah olmaz bir biçimde köylüleşmesinden rahatsız. Haksız mı?
Birçok kişi nefeslerini tutmuş olanı biteni, köşebaşlarının tek tek illa da eşleri türbanlı olanlara düşmesini sessizce izlemiyor mu? Yıllardır ABD’nin, Almanya’nın, Belçika’nın ünlü PR şirketlerine milyonlarca doları döküp ''Biz de sizdeniz, biz de Batılıyız'' imajını satmaya çalışmıyor muyuz? Ne oldu o saçılan paralar, boşaltılan tanıtım fonları? O Fazıl Say ki Anadolu ezgilerini müziğinden hiç eksik etmez, Türkiye’nin en ücra köşelerine kadar gidip çocukları, gençleri klasik müzikle tanıştırmaya kalkışır. Adamın hayatta bir sosyal duruşu var. Bir aydın olarak ona düşen de belkemikli bir biçimde bunu ortaya koymak.
Akıllı çocuk kitapları
Ressam Can Göknil’i bilirsiniz. Hani şu yarı kendi yarattığı, yarı mitolojiden aldığı kahramanlarla meramını anlatan ressam. Ona bir masal kahramanı gösterin, o size halk kültüründen şamanizme kadar o kahramanı kılıktan kılığa soksun. Sadece ressam değil aynı zamanda çocuk kitabı yazarı da. Eğer çocuğunuzun kafası uyduruk hurafelerle dolmasın ama yine de mesajınız geçsin, çocuk okuduğundan ders alsın istiyorsanız Can Göknil’in kitaplarını okuyun okul öncesi yaştaki bebelerinize. Çocuğunuz çok mu pasaklı, şöyle satırları olan bir kısa masalı var Can Göknil’in: ''Ali tüm cesaretini topladı. Yataktan fırladığı gibi turuncu öcüyü yakaladı, çekmeceye koydu. Yeşilini de onun yanına tıkaladı.''... Kitaplar Erkal Yavi tasarımı ve resimler tabii Can Göknil’den... Can Çocuk Yayınları’ndan...
Gece vardiyası tam gaz devam
Geçen haftalarda yazmıştım. İstanbul Modern ve Hakan Erdoğan Productions el ele harika bir işe imza atıyorlar. Cumartesi gecesi 10’dan sonra İstanbul Modern’de çeşitli dans gösterileri, konserler düzenliyorlar. Ama önce rehber eşliğinde müzeyi geziyorsunuz sonra da bir bardak şarabınızı veya kahvenizi yudumlarken haftanın yorgunluğunu atıyorsunuz değişik bir mekânda.
Geçen cumartesi Beyhan Murphy’nin koreografisini yaptığı bir modern dans gösterisi vardı. En son onun Güldestan isimli dans gösterisini Çırağan’da Medeniyetler İttifakı toplantısında, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ve İspanya Başbakanı Zapatero’nun ve birçok yabancı konuğun katıldığı bir salonda seyretmiştim. Gerçekten çok kötüydü. Zaten yarıda kesmişlerdi gösteriyi, oyuncular da apar topar inmişlerdi sahneden. Gece Vardiyası’nda da sergiledikleri gösteri çok amatörceydi. Kimse şunu unutmasın öyle gecelere gelenler zaten bu tür konserleri, gösterileri kaçırmayanlar. Daha önce Maurice Bejart’ın , Martha Graham’ın, Merce Cunnigham’ın, Alvin Ailey’in koreografilerini izlemiş olanlar.
Beyhan Murphy artık sermayeden yiyor, izleyicilerini küçümsüyor, onların kendisinin sunduğundan daha iyi şeylere alışık olduklarını görmek istemiyor.
serfiergun@milliyet.com.tr

