Apollon’un ışığı, Avşar’ın saçları
Hülya Avşar saçını kısacık kestirmiş, haberiniz var mı? Tabii ki, hafta sonunun en mühim olayıydı bu.
Neden kestirmiş?
Saçları kuaförde yanmış çünkü.
Peki, biz bunu nerede öğrendik?
Sevgilisi Sadettin Saran ile gittiği bir davette.
Neydi davetin mahiyeti????
Mini anketim burada sona eriyor. Çünkü son soruya cevap alabildiğim olmadı. Ben cevap vereyim: TÜRSAK Vakfı’nın düzenlediği 10. İstanbul Uluslararası Sinema Tarih Buluşması’nın açılış töreniydi Avşar - Saran çiftinin katıldığı ‘davet’.
Onur konuğu kim?
İki onur ödülü vardı bu yıl ‘Buluşma’nın. Biri felsefe profesörü Irene Melikoff adına kızına verildi, diğeri de adının önüne yazılacak sıfatları bu köşeye sığdıramayacağım bir isme: Hümeyra Akbay’a.Hani bütün kameralar TÜRSAK Başkanı Engin Yiğitgil’in hemen yanında yerini almış Avşar ve Saran’ı çekmek için birbirini ezerken arkalarından yol bulup yerine geçmeye çalışan Hümeyra’ya.
Alışık olmadığımız bir şey değil popüler olanın ezici hakimiyeti. Ama insan gene de, en azından bazı yerlerde yadırgıyor hâlâ.
Hele hele TÜRSAK’ın internet sitesinde Engin Yiğitgil’in notunu görünce... Geçen yılki açılış konuşmasını yayınlamış Yiğitgil sitede. Buna gerek duyma nedeni ''Son günlerde Türkiye’de olagelen kültüre karşı yaklaşımlardaki duyarsızlık ve popüler kültürün acımasızlığı''... Çok haklı tabii ki.
Ama popüler kültürün acımasızlığına isyan eden bir başkan varken, töreni izlemek üzere davet edilen kameralar ‘onur konuğu’nu neredeyse devirerek saatler süren bir kuaför muhabbetine girebiliyorsa burada bir yanlışlık yok mudur? Sonra gecenin asıl ‘onur konuğu’ kimdir, oturma düzeninden bunu anlamak mümkün müdür? Organizasyonun medyada olabildiğince çok yer alması mıdır amaç?
Hümeyra’nın ‘Işık Saçan Apollon’ ödülünü gölgelemez tabii ki bu. Fakat 10 senelik koskoca Sinema Tarih Buluşması Hülya Avşar’ın saçlarının gölgesinde kalıyorsa, arzulanan hedefe ulaşılmış oluyor mu? Apollon’un ışığına yazık olmuyor mu?
Kendi aranızda konuşmayın!
Popüler kültürün, televizyonun hakimiyetinden söz ettik ya, bazı hoş taraflarını da görmemek olmaz. Mesela, son dönemin genç televizyon yıldızlarının tiyatro sevdasını. Ve bu sevdanın tiyatroy ‘seyirci’ olarak dönüşünü... Amaç ‘ünlü görmek’ dahi olsa...
Yeni yeni tiyatro toplulukları doğuyor sürekli. Mesela Tiyatro Oyunbozan.
Kurucusu, çeşitli film ve dizilerden tanıdığımız Sermiyan Midyat. ''Suç sadece tiyatroya gelmiyor dediğimiz seyircide olmasa gerek.'' diye yola çıkmış. ‘Suçu üzerlerine almaya’ talip olan bir grup arkadaşıyla kendi yazdığı bir oyunu sahneliyor: ''9 Ay Son Gün''.
Dört spermin öyküsü
Ekip arkadaşları, Erdem Akakçe, İsmail Hacıoğlu ve Emel Çölgeçen. Akakçe’yi zaten yıllardır Dostlar sahnesinde izliyoruz ama Hacıoğlu ve Çölgeçen beyaz camın yıldızları. Dertlerinin para ya da daha fazla şöhret olmadığı açık. Belli ki daha ‘anlamlı’ bir şeyin peşindeler. Yakalıyorlar da nitekim.Ana rahmine düşmüş dört spermin öyküsünü anlatıyorlar oyunda. Biri liberal, biri dinci, biri feminist, biri eşcinsel... Anneleri ise ‘canlı bomba’. Tahmin edileceği gibi bir ‘ötekiyle yaşama’ meselesi altı çizilen. Ve çok çağdaş bir espri anlayışıyla yapılıyor bu. Hele biraz daha az ‘mesaj kaygılı’ olsa tadından yenmeyecek.
Sermiyan Midyat’ın dediği gibi ''Kendi arasında konuşmaktan ötürü azarlanan bir çocukluğun büyüyerek, kendi arasında konuşabileceği ve anlaşılabileceği bir dil, humor ve üslupla seyirciye ulaşmak hevesi'' ise bu metni doğuran, bu ‘azar’lar epey işe yarıyor demektir. Çok sağlam bir lisan çıkmış ortaya. Kulak vermekte fayda var.

