Bir insan fark yaratır yüzde 30 çağ atlatır
gonal@milliyet.com.tr
Tek bir insanın seçimlerinin, yaratıcı gücünün, hayallerinin fark yaratabildiğinin en güzel örneklerinden birini kaybettik geçtiğimiz günlerde. Bir başarı öyküsünün kahramanı Vitali Hakko, ''Onlar kazandı, ben terk ediyorum. Bizim Türkiye rüyalarımız biraz öldü. Biz yüzde 30’lar, onlar ise yüzde 70'' diyen ünlü sanatçı Fazıl Say’ın başlattığı tartışmaya katılanlara, ''Hayatım Vakko'' adlı anı kitabından seslenmeyi sürdürüyor:
''Benim kuşağımın birçok işadamı, işe sıfırdan başladığını söyler. Ben sıfırdan bile başlamadım. Başladığım nokta sıfırın çok altındaydı. Niyetten, umuttan, geleceğe ve kendimize olan güvenden, becerimizden başka hiçbir sermayemizin olmadığı bir dönemde kendi kendimize yetiştik. Genç Cumhuriyet’in ilk kuşağıydık. Bize hız veren Atatürk devrimleriydi.''
Türkiye Cumhuriyeti’nde iradesini özgürce kullanarak geleceğin gideceği yönü belirleyebileceğini bilen insanların bugün bulunduğu, yer sıfırın altı değil. Hayallerinin peşinden giderek seçtikleri geleceği yaratan insanların sayesinde, laikliğin DNA’larına işlediği yüzde 30’luk bir kesim hiç de küçümsenemez. Bu insanlar, kendilerine ''doğru''nun ne olduğunu söyleyenlere iradelerini teslim edip, otoritenin uygun bulduğuyla yetinen, birlikte kalarak güç kazanmaya çalışan, tek tipleşen sessiz çoğunluğun parçası değil.
Bu iki kesim arasındaki mücadele de, aslında özgür irade için verilen mücadeleden başka bir şey değil...
İsteğimizi yaratmak
Bir insan isteğini nasıl yaratır? Asıl bunu konuşalım. Korktuğumuz şeyi kontrolsüzce yaratmamıza karşın, isteğin yaratılması özgür iradeye bağlıdır. Bir istek bizim için ne kadar önemliyse, onun hakkında ne kadar sık düşünüyor, hatta hareket ediyorsak, gerçekleşme olasılığı o kadar fazladır.
Bir isteğin ne derece ''temiz'' olduğu da çok önemlidir. İstek, eğer zihindeki korkularla ilişkili olarak canlanıyorsa, insanın önünde engeller oluşur. İstek yaratmak yine de insanın kişiliğinden öte, başka unsurlara da bağlıdır. İsteğin gerçekleşmesi için, belirlenmiş bir ''hedef'' ve tasarlanmış ''yollar'' olmalıdır.
Öyle ki, kolaylıkla kağıda dökülecek kadar belirgin olmalıdır. Mesela bugün karşımıza bir iyilik perisi çıksa ve ''dile benden ne dilersen'' dese, isteyeceğimiz şeyi anında, bir tek dilek halinde dile getirebilmeliyiz.
Özlem yaratmak...
Şu anda çoğunuzun zihninden ''o halde para dilerim'' düşüncesi geçmiş olmalı. Bu geçerli değildir. Çünkü, asıl istek o para ile elde edilecek olan sondur. Para ile, örneğin araba alınabilir. Ama, asıl istek araba da değildir. İstek, insanın kendini başkalarının yanında eşit ve güvende hissetmesi, özgürce dolaşabilmesi, başkalarından farklı olmak gibi bir şeydir.İstek yaratmak, korku ve özlem yaratmaktan üstündür. Çünkü, gerçek yaratıcılığa girer. Diğerleri şuursuzca takip edilen yollarken, istek yaratmak için yüksek bilince başvurmak gerekir.
''Hayal'' edilenin kokusunu almak
Yaratıcılığın kitlesel biçimi de yeryüzündeki yaratıcılık sürecini tanımlar. Fikir seçiminde sayısal çoğunluk önemli bir faktör olsa da, yaratıcılıkta tek başına üstünlük kanıtlamaz. Önemli olan hayal edilebilirliktir. Ülkemizi kurarken Atatürk’ün yaptığı gibi, bir lider, bir yönetici veya bir yönetim grubu, insanlar için bir hedef belirler. Bu hedefi hayallerinde canlandırırlar. Ne kadar çok insan bu hedefi istek haline getirirse, hatta sadece özlem düzeyinde tutarsa ve hayal edilebilirlik işlevi ne derece yoğunsa, hareket o kadar o yöne doğru gidecektir.
Baskın fikir ''uygarlık''
Korku da, özlem ve istek kadar etkili bir yönlendiricidir. Geleceğin yaratılması, Türkiye’de de bu şekilde işler. Atatürk’ten beri yoğun bir korku engeli olarak tanımlanan irtica, her zaman varlığını koruyor. Bir türlü kurtulamıyoruz. Çünkü, bu korkumuzu gerçekleştirebilecek belli bir özlem grubu, öbür tarafta hep hazırda bekliyor. Yine de bugün kaynak enerjisi artık baskın fikir olan medeniyete doğru ağırlıklı. Türkiye’de artık gericilik fikri hüküm süremez.Bu noktada, Say gibi kendini yüzde 30 ''azınlığın'' içinde görenlere, İş Bankası reklamında Atatürk’ün söylediklerini anımsatmak istiyorum:
''Kendine şunu soracaksın. Burada dünyanın en güzel güllerini yetiştirmek istiyor muyum?’ Eğer çok istiyorsan ne eline batan diken, ne de söylenenler umurunda olacak. Kim olursan ol, tek isteğin şu kokuyu duymak olacak.''

