
Melih AŞIK
Açık Pencere
İsviçre dersi...
"Ermeni soykırımı savı emperyalist bir yalandır."
Doğu Perinçek İsviçre'de bu sözleri söylediği için 90 gün hapse çarptırıldı, cezası paraya çevrildi...
Batı'nın uygar ülkelerinde Türk ulusunun yüz yıl önceki olaylardan dolayı soykırımcı ilan edilmesi, yargı kararı olmaksızın mahkûm edilmesi serbesttir... "Bu yalan" demek ise suç!
Batı üzerinden kendi halkına demokrasi dersleri veren, soykırımı tartışacak kadar özgürlük isteyen (ve tartışabilen) bizim "Soroscu" aydınlar tabii yine sessiz...
* * *
ABD'deki Ermeni diyasporasının önde gelen isimlerinden gazeteci Harut Sasunyan, önceki hafta "Ermenilerin nihai amacının, Türkiye'den tazminat ve toprak alınması olduğunu" söyledi...
Ermenistan Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan da önceki gün aynı yönde bir imada bulundu...
Ne diyordu bizim Soros üniversitelerinde yuvalanmış diyaspora sözcüleri?
"Ermenilerin tarihten gelen büyük travmalar içinde kıvrandıklarını, tarafımızından soykırımın kabulü ve özür dilenmesiyle acılarının hafifleyeceğini, başka talepleri olmadığını" iddia etmiyorlar mıydı?
Şimdi ne diyecekler?
Acaba "Soykırımı kabul edelim" derken tazminat ve toprak taleplerine de destek olduklarını bilmiyorlar mıydı? Bu kadar mı cahiller? Yoksa soykırım iddialarına omuz verirken sırada tazminat ve toprak olduğunu biliyorlar mıydı? Bu kadar mı düşmanlar?
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, "Türkiye'deki malzemeyle Hollywood 500 film yapardı" demiş.
Doğru... Özellikle de soygun filmi...
Haldun Ertem
Akıp giden günlerimiz
Mezar taşlarından suskun
Sessiz sitemsiz
Savrulan yapraklar gibi
Akıp giden günlerimiz
Cenaze törenlerinde
Sessiz sitemsiz
Bir suçluyu aklar gibi
Akıp giden günlerimiz
Sanki bir sır saklar gibi
Sessiz sitemsiz
Bir kitaba başlar gibi
Koşarken yavaşlar gibi
Ölen arkadaşlar gibi
Sessiz sitemsiz
(Yağmur Atsız'ın yukarıdaki güzel şiirini Savaş Dinçel'e
armağan ediyoruz
bu puslu günde...)
Özetle alıntılıyoruz:
"Fazıl Bey kimdir, ne iş yapmıştır?..
Kimin nesi kimin fesidir? Sanatçıymış! Dünyaca ünlü besteci ve piyanist imiş!..
Geçin bunları... Ben piyanist dendiği vakit duygulu eserlerin bestekârı Cengiz Kurtoğlu'nu tanırım... Cengiz hiç değilse halk tipi... Hatırlansa da hatırlanmasa da bu vatanın aşıklarından! Fazıl Say'ın yaşantısı milletimize ne kadar uyuyor?"
"Bugün ilkokullarda din derslerine başlanıyor. Beş gün evvel birkaç yerde imam hatip kursları açıldı. Yine son günlerde birkaç meczup Arapça ezan okudu. Birkaç okur yazar dine dönmenin gerekli bir iş olduğunu söylediler. Birkaç yerde cami yaptırıldı.
Bütün bu olaylara bakıp geriye, irticaya doğru gittiğimizi sanmayın. Gerçi bu olayların bütünü, yurt içinde bir irtica hareketi olduğunu gösterir. Kara kuvvet daha henüz ölmemiştir. Ama fazla da telaşlanmaya lüzum yok. Bu kuvvet, bu kara kuvvet artık gençlik arasında iş görmeyecektir.
Bu gönül ferahlığına küçücük bir haberden geliyoruz. Nüfus sayısı bir milyon olan İstanbul'da bir imam hatip kursu açıldı. Gazetelerde okuduk; bu kurstaki öğrenci sayısı on yedi imiş. Bu on yedi kişinin altısı sakallı imiş; üçünün ise sakalı bembeyaz. Milyonda on yedi! Binde yarım bile etmez. Liselerimizi, fakültelerimizi dolduran binlerce on binlerce gence karşılık on yedi ihtiyar. İmam hatip kursunun bir ayağı çukurda demektir.
Bu haber sevinilmeyecek bir haber değil. Demek ki gençlik küflüye, batıla, hurafeye, martavala gayrı kulak asmıyor."
İsmet İnönü döneminin son yılında Orhan Veli'nin kaygıları ve yorumları işte bu noktadaymış. Tek bir olaya bakarak iyimser yorum yapmış. Fazla iyimser denebilir!
- Boğaz'da sahil yolunda Bebek'ten itibaren kaldırımlara beton döküyorlar. Aynı sırada yıllanmış çınar ağaçları var. Gerçi ağaçların dibinde küçük bir alanı açık bırakıyorlar ama o yetmez... Ağaçların altındaki alan parke taşı ya da delikli taş ile döşenmeli.. Ağacın kökleri hava almalı... Aksi takdirde kısa sürede kurur o ağaçlar..."
m.asik@milliyet.com.tr

Cafe