
M. Ali BİRAND
Kimse sorun çözmek istemiyor
Uluslararası ilişkileri incelediğiniz zaman, son derece ilginç bir durumla karşı karşıya kalıyorsunuz.
Barıştan yana olduklarını söyleyen, tüm anlaşmazlıkları çözmek için çaba harcayan ve arabuluculuk misyonu yüklenen ülkelerin gerçek niyetlerinin çok farklı olduğunu görüyorsunuz.
Bütün ülkeler, başkalarının içindeki kavgalardan veya ülkeler arası anlaşmazlıklardan hoşlanıyorlar. Kan dökülmediği, açık bir savaş dönüşmediği sürece anlaşmazlıkların sürmesi herkesi memnun ediyor. Zira bu şekilde araya girebiliyor va kendilerine bir rol biçebiliyorlar. Etkinlikleri artıyor. Anlaşmazlık halindeki ülke üzerinde bir ağrılık kurabiliyorlar.
Bunun en tipik örneklerinden biri Kıbrıs'tır, Kosava'dır.
Uluslararası sahnede başarılı olabilmek, görüşünü kabul ettirebilmek için haklı olmak yetmiyor. Örneğin, Kıbrıs Annan planını Türk tarafının kabul etmesine rağmen, Rumların kazançlı çıkmasıyla sonuçlanan referandum süreci. Türk tarafı haklı ancak yetmedi. Önemli olan, oyunu iyi oynayabilmek.
Karşı tarafı suçlamak, dizini dövmek ve sonuç alınması imkansız politikalarla zaman harcamak o kadar boş ki... Haklı davanızı anlatın, destek sağlamaya çalışın, ancak herkesin çıkarını hesapladığını ve tutumunu buna göre şekillendireceğini de unutmayın.
Bütün bunları anlatmamın nedeni, PKK terörü ve Kuzey Irak anlaşmazlığı konusunda kamuoyunun içi boş beklentilere kapılmamasını sağlamak, hiç değilse bazı acı gerçekleri anlatabilmektir.
PKK terörünün açık bir savaşa dönüşmesi, bölgedeki istikrarsızlığı yaygınlaştırması istenmiyor. Ancak, bu anlaşmazlığın sürmesi tüm komşularımızın ve müttefiklerimizin işine geliyor.
Böylece, Türkiye'nin hızla gelişmesi engelleniyor, yardım etmek isteyenlerin ağırlıkları artıyor. Bir yandan Türkiye'ye destek veriyorlar, öte yandan ve el altından PKK'ya göz kırpıyorlar.
Eğer bizler sadece şikayet eder, Avrupaya Amerikaya kızarak zaman harcarsak, bu işin altından çıkamayız. Kuzey Irak'ı döverek, bölgedeki diğer ülkeleri itip kakarakta bir yere varamayız. Bilelim ki, PKK İran dahil herkesin işine gelir.
Bu mücadeleyi kazanmanın tek yolu, oyunu iyi oynamaktan geçer.
İçerde, ne yapmak ve nasıl yapmak istediğimiz konusunda anlaşabilir, ortak bir politika saptayabilirsek işimiz çok kolaylayır.
Sorumluluğu başkalarına atmak yerine, gelin bizler kollarımızı sıvayalım. Bu anlaşmazlığı dış güçlerin çözmesini beklemeyelim.
Özetle, oyunu iyi oynayalım.
Blair, anılarını yazacak.
İşin iç politikasını bir yana bıraksak bile, Bush ile ilişkileri, Irak savaşı öncesi ve sonrasında yaşananları anlatması, bu kitabın değerini arttırmaya yetiyor.
Blair'in, hem iç hem de dış politikada yaşadıklarını açıkça yazma koşuluyla bu kadar para alacağını yazan İngiliz gazeteleri, "İngiltere'nin yakın tarihine ışık tutacak olan bu anılar, ilerde yaşanacaklara yol gösterecektir" diyorlar.
Nasıl için gitti bilemezsiniz.
Büyük ülkelerin liderlerinin hepsi anılarını yazıyorlar. Hepsi, deneyimlerini toplumla paylaşıyorlar.
Bunların en dikkat çekenlerinin başında, İngiliz Başbakanlarından Churchill'in altı bölümlük 2 inci dünya savaşı anıları geliyor. Son dönemlerde ise, Margret Thatcher'in 8 milyon dolarlık, John Major'ın 2 milyon dolar, ABD Başbakanı Clinton'un rekor kıran 15 milyon dolarlık anıları var.
Castro'sundan, Fransızlara, Almanlardan İspanyollara kadar herkes deneyimlerini paylaştılar.
Türkiye'ye baktığımızda, bu açıdan ne kadar fakir olduğumuz hemen anlaşılıyor. Liderlerimizin çok azı anılarını bizlerle paylaşıyor.
Gerekçeleri de çok ilginçtir.
Kimi "öyle şeyler biliyorum ki, yazarsam ülke birbirine girer, iyisi mi, anılar benimle mezara gitsin" der.
Merak ediyorum, acaba Churchill veya Castro veya Clinton'dan daha önemli ne biliyor olabilirler ki?
Kimi "ah keşke not tutsaydım, bende yazardım" der.
Hiçbir lider not tutmaz. Başkaları onlar için tutarlar.
Bence, bizimkilerin bir bölümü "sözlü kültürden" gelmenin kurbanıdırlar. Sadece konuşarak anlatmak hoşlarına gider. Diğer bir bölümü ise, tembellikten kitap yazmaya yanaşmaz.
Deneyimlerini, bildiklerini beraberce götürürler.
O zaman da ne İstiklal savaşı, ne tek parti dönemi, ne Kıbrıs ve Türk-Yunan tarihi ilk elden öğrenilebilir. Bilgisiz, yakın tarihini dahi bilmeyen bir toplum olunca da, karşılaşılan her kriz (Kuzey Irak ve PKK gibi) sanki ilk defa yaşanıyormuş sanılır. Yeni yöntemler bulunmaya çalışılır.
Ne yazık değil mi?
Bayram ve yeni yıl hediyesi olarak düşünebilirsiniz.
Bu kitap eminim, her kuşaktan insanlar arasında ilgi uyandıracak. Çünkü hem anı ve değerlendirmeleri kapsıyor ama aynı zamanda da roman tadında.
Eline sağlık Zülfü Livaneli
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net

Cafe