
|
|
|
 |
|
|
Çinliler 12 yılda yeni bir dünya yaratmışlar
Satır Arası / Deniz Sipahi
Şanghay’a indiğimizde göz gözü görmüyordu. Görüş mesafesi yirmi metreye kadar düşmüştü. Tianjin’de de, Pekin’de de sis peşimizi bırakmadı.
Uzakdoğu’yu bilenler kışın yoğun bulutların aylarca kentlerin üzerinden gitmediğini bilirler. Yazın ise İzmir’in sıcağını bile özletecek bir nem havayı kaplar. Nefes bile alamazsınız...
Bütün bunlara rağmen bir neden yaratıp mutlaka Çin’e gidin.
Çünkü 20 yıl öncesine göre bu coğrafyada çok önemli değişimler meydana gelmiş.
Ne kadar anlatılsa da insan gözleriyle görmeden ikna olamıyor.
Şanghay’da Bund bölgesinde kordon boyunda yürürken Başkonsolumuz Murat Ülkü bir anı fotoğrafı çektirmemizi önerdi.
Sekiz kişilik İzmir heyeti yan yana geldik ve sise rağmen arka fondaki muhteşem kent siluetinin önünde fotoğraflarımızı çektirdik.
Sonra da Murat Ülkü dedi ki...
''Şu gördüğünüz gökdelenler bölgesi 1995’ten sonra yapıldı. 12 yıldaki bu değişimi dünyada çok az ülke başarır. 2007 Aralık’ta gördüklerinizi hafızanıza kazıyın, bu sefer 12 yıl beklemenize gerek yok. Üç yıl sonra yine Şanghay’a gelirseniz bugünkü kent kadar ilave edildiğini göreceksiniz...''
Fotoğrafa siz de bakın.
Bu kadar kısa sürede bunlar yapılabilir mi?
Çin’in kıskandıran performansının altında da bu yatıyor.
Hız...
Karar verip harekete geçiyorlar.
Ve geriye bakmıyorlar.
Kentlerin inşasında 24 saat çalışma sürüyor.
Durmak yok; gecenin hangi saatinde geçerseniz geçin dev vinçler şantiye görünümündeki Şanghay’da hareket ediyor. Asya değişiyor; hem de baş döndürecek bir tempoda...
Çin ile ilgili tuttuğum notları sizlerle ilerleyen günlerde de paylaşacağım. Ama Şanghay’da Bund bölgesindeki silueti unutmamız mümkün değil.
Sanki gerçek değil de bir maket karşımızda...
Gökdelenleri saymaya kalksanız hesabınız şaşar.
Başkonsolumuz Murat Ülkü’nün Çinli resmi makamlardan aldığı bilgi kentte 35 katın üzerinde bina sayısının 400’ü geçtiği yönünde...
Bizim Türkiye’deki gökdelen anlayışımıza göre Şanghay’daki bina sayısı 3 bin...
Ama 2010 EXPO için hazırlanan kentteki hedef 4 bin...
İnanılacak gibi değil. Sisli hava bizi yanıltıyor olabilir ama normal havada da gökdelenlerin son katını gözlerinizle seçmeniz mümkün değil. Birbirinden değişik mimariler... Türkiye’deki gibi estetikten yoksun da değil. Sanki her biri yarışma kazanmış binalar... Bund’da içime işleyen soğuğa rağmen karşımdaki şehri hayranlıkla dakikalarca izledim.
İster istemez İzmir’i düşündüm.
Yapılan kısır tartışmaları...
Daha ilk günden yargıya götürülen yeni İzmir projesini...
İzinlerin çıktığı, plan değişikliğinin onaylandığını biliyorum.
Ama Şanghay’ı görünce içimi bir sıkıntı kapladı.
Çinliler 12 yılda kendilerine yepyeni bir dünya yaratmışlar.
Biz ise yedi yılda bir mahkemeyi neticelendirememişiz. Bundan sonrası da ne olacağı belli değil.
Ne yapmalı, ne etmeli...
Bilemiyorum.
Ama itiraz edenlerin vizyonunu değiştirmek ve dünyanın geldiği noktayı görebilmeleri için ilk işin Şanghay’a bir uçak bileti alınması gerektiğini iyi biiyorum.
Gitsinler, görsünler...
10 yıl önce dikkate bile almadığımız Çin kentlerinin bugün nasıl marka olduğunu anlasınlar.
Sigara, vatandaşın eli ve terör
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in geçtiğimiz ay, sigara ile ilgili yasa tasarısı konusunda söylediği, ''Vatandaşımızın zaten elinde bir sigarası kaldı. Ona da fazla müdahale etmeyelim'' sözlerinin ardından; Başbakan Erdoğan da, ''Sigara kullanımı ile mücadele bizim için daima gündemimizde olan terörle mücadele kadar önemli bir hale gelmiştir. Çünkü geleceğimiz katlediliyor aslında'' sözleri ile gündeme geldi.
Her ikisinin sözlerinde gerçek payı var. Bakan Şahin’in sözlerindeki gerçek ''...Vatandaşımızın zaten elinde bir sigarası kaldı'' sözleri ile kısıtlı. Başbakan Erdoğan’ın ''sigara'' ve ''terör'' karşılaştırması ise ''yol açtıkları ölüm sayısı'' açısından dikkatleri sigara sorununa çekmek yönüyle makul görünebilir; ancak ''terörün önemini hafifleteceği'' ve daha önemlisi ''şehit ailelerinin yaralı yüreklerini daha da incitebileceği'' göz önüne alındığında uygun değil. Ayrıca, sigaranın kullanımı ile mücadele, terörle mücadele kadar önemli ise insan sağlığına alkolden çok daha zararlı olduğu kanıtlanmış sigara içmenin sadece ''mekruh'' olduğuna ilişkin çok eski devirlere ait dini yorumların yeniden gözden geçirilmesi de gerekmez mi?
Yıllardır sevdiğim birçok insanın sigarayı bırakmasında sıklıkla telkin, bazen de rüşvet ve şantaj (oğlum) yoluyla katkıda bulundum. Yönetici olduğum dönemde öğrenci kantinlerinde sigara içilen birimleri düzenledikten sonra sigarayı yasaklamaya çalıştım, sigara firmalarının cazip sponsorluk tekliflerini hep olumsuz yanıtladım. Bu köşede yer alan 17.07.2005 tarihli ''Sözüm oğluma ve tüm gençlere'' başlıklı yazıda o tarihte de gündemde bulunan ''Tütünün zararlarını önlemeye dair kanun'' konusunda ''Altıncı hissim bu kanun teklifinin bir yerlerde takılacağını söylüyor, umarım yanılıyorumdur'' diye yazmıştım. Bu nedenle Başbakan Erdoğan’a şu iki soruyu sorma hakkım var sanırım:
1- Geleceğimizi katleden sigarayla mücadele madem terörle mücadele kadar önemli, yıllardır hazır olan kanun teklifini neden bugüne dek yasalaştırmadınız?
2-Sürecin uzamasında ABD, İngiltere gibi ülkelerin ve büyük sigara firmalarının baskıları rol oynamış mıdır? Her ne olursa olsun, umarım bu kez yanılırım, teklif bir an önce yasalaşır ve masum çocuklarımızın, gençlerimizin körpe ciğerleri daha fazla zarar görmez.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|
|