Kara Kutu
90’larda ''Cesaretin Var mı?'' diye sorup 11 yıl ortadan kaybolan Gülay Eralp, ''Bugün teknoloji 10 kişiden 9’unu şarkıcı yapar'' diyor
Gülay Eralp, 1990’lara ''Cesaretin Var mı'', ''Bon Bon Şekeri'' gibi şarkılarla ve Ramazan davulu çaldığı görüntülerle iz bıraktı. Evet, istediği çıkışı yapamadı. Evet, ünlenemedi. Evet, beş yılda beş albüm yapmasına rağmen, müzik otoritelerini ikna edemedi. Her neye kızdıysa, 18 yaşında adım attığı müzik piyasasına, 26’sında veda etti ve kabuğuna çekildi. Suskunluğu tam 11 yıl sürdü, geçen aya kadar...
Fazla gürültü yapmamaya alışmış, dingin, barışık, rahat. Dolayısıyla ''Dinle'' isimli albümü satışa sunulduğundan bu yana, kendi köşesinden albümünü takip ediyor gibi. Ama çok büyük bir iddiası var: Ajda Pekkan gibi olabilmek...
Fiziken küçücük bir kadın, bir o kadar da büyük hayalleri, önemli anıları, hayatına ilişkin önemli detayları var... Bir de yaşadıklarından çıkardığı önemli dersler...
Sizin hikâyeniz nerede başlıyor?
Ankara’da... Orada doğdum, büyüdüm. Liseyi Ankara’da okudum. Sonra, ODTÜ İşletme’yi kazandım, o dönem Gaziantep’teydi. Gittik, kayıt yaptırdım ama devam etmedim. Nedenini ben bile bilmiyorum. Galiba o zaman terör gibi kaygılar ağır bastı.
Müzik, hayatınıza ne zaman girdi?
Kendimi bildim bileli şarkı söylüyorum. Sesimi kaydettirir, zorla dinlettirirdim etrafımdakilere. Küçükken tek hayalim, kasete kaydettiğim sesimin üzerine fotoğrafımı yapıştırıp, plak şirketlerine göndermekti.
18 ile 26 yaş arasında pop müzik yaptınız. Albümleriniz, konserleriniz var ama ciddi bir çıkış yok. Geriye dönüp baktığınızda nasıl bir Gülay var?
Sürekli gelişmişim. Evet çok büyük çıkış yok ama hep kendimi ileriye taşıdığımı düşünüyorum. ''Ben iyiyim, ben oldum, süperim'' hiçbir zaman demedim. 18 yıldır şarkı söylüyorum, halen bunu söyleyemem. Şarkı söyledikçe öğreniyorum. Bu albümde bile ''Hah tamam oldu'' diyemiyorum. Kendimi dinlediğimde en acımasız şekilde yine ben eleştiriyorum. İyi şarkıcıyım ama gelişmenin sonu yok. Kendinizde mutlaka eksik bir şey bulacaksınız ki yapıyı doğru örebilesiniz.
Peki, devam edebilecekken yolunuza, birden ortadan kayboldunuz. Ne oldu da müziğe 11 yıl ara verdiniz?
Ben bu arada hep şarkı söyledim. Çok iyi yerlerde, canlı müzik yaptım. Albüm olmadan şarkı söyleyebilmek şarkıcıya müthiş bir özgüven veriyor. Gerçekten şarkı söylediğiniz an, sahneye çıkıp mikrofonu elinize aldığınız andır. Ben de bu tatmini çok iyi yerlerde yaşadım.
Ama çok uzun bir ara değil mi dinleyiciden uzak kalmak için?
İnanın, albüm yapmayı hiç özlemedim. Özleseydim yapardım. Albüm yapma ya da yapmama konusunda kendime kesin kurallar, kaideler koymadım. Hayat beni buraya getirdi.
Albümün yerine ne koydunuz?
Sahneleri. O yüzden özlemedim. Sahne alabildiğim için gerçekten mutlu hissettim kendimi. İzzet Çapa’nın mekânlarında söyledim, İzmir ve Ankara’da söyledim. İki hafta için şarkı söylemeye gittiğim yerde iki yıl sahne aldım. Bir de Can Gürzap’tan spikerlik ve güzel Türkçe konuşma kursu aldım.
Sahne hayatı, şarkıcılıktan ne götürür?
Hiçbir şey, tam tersine katar. Amacınız şarkı söylemekse, tek hedefiniz iş ise şarkıcılığa çok şey katar.
Peki müzik piyasası değişmiş mi?
Albüm yapmak o dönem daha mertçeydi. Teknoloji bu kadar gelişmiş değildi. Bir kez detone olursanız, saatlerce yeni baştan çalışıp şarkıyı baştan söylemek zorunda kalıyordunuz. Bugünse teknoloji, on kişiden dokuzunu şarkıcı yapar. Stüdyodan, on numara şarkıcı çıkabilir.
Albümünü dinleyip, iyi şarkıcıyı nasıl ayıracağız o halde?
Savaşlarda vardır ya, silah çıktı, mertlik bozuldu. Teknoloji çıktı, şarkıcılık bozuldu. Kalıcı olmanın tek yeri, sahneye çıkmak. Tek gerçek olduğunuz yer sahne. Canlı şarkı söylemediğiniz zaman yitip gidiyorsunuz.
On yıl öncesiyle bugünü kıyaslasanız... Bugün şarkı söyleyip başarılı olmanın kıstası ne; sahneye çıkmak mı, çok satmak mı?
Kıstaslar çok değişti. Geçmişte sadece iyi şarkı söyleyebilen ayakta kalıyordu. Bir de TRT diye bir denetim mekanizması vardı. Bugünse çok kolay albüm yapabilirsiniz. 10 yıl önce daha gerçek şarkıcılar vardı. Bugün öyle değil. Albüm sayısı arttı, çok şarkıcı var, çok görünen iyi şarkıcı oluyor. Bunlar düzelecektir diye umut ediyoruz.
Nasıl bir iddia ile müzik piyasasına giriyorsunuz? ''Bu kadar yıl ara verdim ama yaptığım albüm...'' cümlesini tamamlasanız...
Tam bir pop albümü yaptım, diyorum. İçerisinde alaturka renklerin olduğu, keman, ney, darbuka kullandığımız bir albüm. Tamamen benim duygularımı yansıtan, bunun için de iddialı olduğumu söylediğim bir albüm yaptım. Keşkesi hiç olmayan bir albüm oldu. Kariyerim boyunca keşkesi olmayan belki de tek albüm oldu. O yüzden kendimi çok huzurlu hissediyorum.
Geçen 10 yıl için bir ''keşke'' deme durumunuz var mı?
Yok. Hiç yok. Ama herkes bunu soruyor, ''acaba'' diye bir tereddüte giriyorum ben de. Ama şunu unutmamak lazım, ben çok erken şarkı söylemeye başladım.
Bundan sonraki yolunuzu nasıl çizdiniz?
Kendimi Ajda Pekkan gibi görmek istedim. Çok güzel, çok dinamik, hâlâ çok güzel şarkı söylemek isterim.
Sünnet düğününde keşfedildim
Bir keşfedilme hikâyesi var mı geçmişte?
Ben bir aile dostumuzun oğlunun sünnet düğününde keşfedildim! Sünnet çocuğunun babası Devlet Opera ve Balesi sanatçısıydı. Sünnette de çok sayıda sanatçı var. Benim merakım biliniyor tabii, ''Hadi sen bir şarkı söyle'' dediler. Benim için o kadar imkânsız ki... İnanılmaz utangacım çünkü. Ancak, sahnede seyircilere arkam dönük şarkı söylemeye ikna oldum. Ne ayıp ama, öyle okudum. Nükhet Duru’nun ''Melankoli''sini söylemiştim. Orada, Bedri Yükseloğlu vardı, Sezen Aksu gibi ünlü şarkıcılarla birlikte çalışıyordu. Babama gidip, ''Çok güzel şarkı söylüyor, ilgilenelim kızınızla'' demiş. Babam bana ''Zariflik olsun diye öyle söylüyor'' dedi. Umutlanmadık. Aradan bir yıl geçti, evden ''İstanbul’a gidiyorsun, kaset yapıyormuşsun'' dediler. Bu benim için asla gerçekleşmeyecek bir hayaldi. Meğer, Yükseloğlu İstanbul’da uğraşmış, benim için gerekli insanlarla konuşmuş, kaset için gerekli girişimleri bile yapmıştı.
İstanbul’a geldiniz ve... Yaşınız da küçük...
17!. Beni Mustafa Özkentli’yle tanıştırdılar, gerçekten albüm yapmaya değer mi diye bakmak için. Tamam beni öneriyorlar ama... Beni çok beğendi. Stüdyoda şarkı söyletti. İlk albümüm ''Hatıralarımız'' adıyla çıktı. Sonra beş-altı yıl içinde dört albüm yaptım.
ARTI EKSİ
Hayatınız ne zaman değişti?
Tüp bebek tedavisi gördüm uzun süre. 33 yaşındaydım ve bir türlü olumlu sonuç almıyorduk. Ticaret ile uğraşan eşimle bir gün fabrikada elime iğne battı, o halde hastaneye koşturduk. Röntgen çekilmesi lazım, ''Hamile misiniz?'' diye sordular. ''Hayır'' demem lazım, çünkü tedavi sonuç vermiyordu. Ben ''Olabilirim'' dedim. Dışarıya çıkardılar ve test yaptılar. Hamile çıktım. Elimi falan unuttum o halde tabii. Bugün üç yaşında, Efe isimli oğlum var.
Bu hayattan çıkardığınız ders nedir?
Basamakları çıkarken, bazı insanlar ruhlarından bir parça bırakıyorlar. O yükselme hırsı, ruhu zedeliyor. Bazıları zirveye çıkıyor ama içleri boş. O yüzden insanlığımdan kaybetmemeye çalıştım. Ruhumdan bir şey kaybetmeden olacaksam, bir star olmalıyım.
Kendinizi anlatmıyorsunuz, ön plana çıkmıyorsunuz, neden?
Bilinçli bir tercih değil, bu yönde sorular gelmiyor. Bir de gündeme gelmek için polemik yaratmak lazım, benim albümümün buna ihtiyacı yok.
Gece hayatını seviyor musunuz?
Hiç sevmiyorum. Birini izlemeye gidemiyorum ama eğlenmekten çok, sahnesini, repertuvarını, orkestrasını izliyorum. Rahat edemiyorum bu yüzden.
Teknoloji çıktı şarkıcılık bozuldu
90’larda ''Cesaretin Var mı?'' diye sorup 11 yıl ortadan kaybolan Gülay Eralp, ''Bugün teknoloji 10 kişiden 9’unu şarkıcı yapar'' diyor
Şükran Pakkan
Gülay Eralp, 1990’lara ''Cesaretin Var mı'', ''Bon Bon Şekeri'' gibi şarkılarla ve Ramazan davulu çaldığı görüntülerle iz bıraktı. Evet, istediği çıkışı yapamadı. Evet, ünlenemedi. Evet, beş yılda beş albüm yapmasına rağmen, müzik otoritelerini ikna edemedi. Her neye kızdıysa, 18 yaşında adım attığı müzik piyasasına, 26’sında veda etti ve kabuğuna çekildi. Suskunluğu tam 11 yıl sürdü, geçen aya kadar...
Fazla gürültü yapmamaya alışmış, dingin, barışık, rahat. Dolayısıyla ''Dinle'' isimli albümü satışa sunulduğundan bu yana, kendi köşesinden albümünü takip ediyor gibi. Ama çok büyük bir iddiası var: Ajda Pekkan gibi olabilmek...
Fiziken küçücük bir kadın, bir o kadar da büyük hayalleri, önemli anıları, hayatına ilişkin önemli detayları var... Bir de yaşadıklarından çıkardığı önemli dersler...
Sizin hikâyeniz nerede başlıyor?
Ankara’da... Orada doğdum, büyüdüm. Liseyi Ankara’da okudum. Sonra, ODTÜ İşletme’yi kazandım, o dönem Gaziantep’teydi. Gittik, kayıt yaptırdım ama devam etmedim. Nedenini ben bile bilmiyorum. Galiba o zaman terör gibi kaygılar ağır bastı.
Müzik, hayatınıza ne zaman girdi?
Kendimi bildim bileli şarkı söylüyorum. Sesimi kaydettirir, zorla dinlettirirdim etrafımdakilere. Küçükken tek hayalim, kasete kaydettiğim sesimin üzerine fotoğrafımı yapıştırıp, plak şirketlerine göndermekti.
18 ile 26 yaş arasında pop müzik yaptınız. Albümleriniz, konserleriniz var ama ciddi bir çıkış yok. Geriye dönüp baktığınızda nasıl bir Gülay var?
Sürekli gelişmişim. Evet çok büyük çıkış yok ama hep kendimi ileriye taşıdığımı düşünüyorum. ''Ben iyiyim, ben oldum, süperim'' hiçbir zaman demedim. 18 yıldır şarkı söylüyorum, halen bunu söyleyemem. Şarkı söyledikçe öğreniyorum. Bu albümde bile ''Hah tamam oldu'' diyemiyorum. Kendimi dinlediğimde en acımasız şekilde yine ben eleştiriyorum. İyi şarkıcıyım ama gelişmenin sonu yok. Kendinizde mutlaka eksik bir şey bulacaksınız ki yapıyı doğru örebilesiniz.
Peki, devam edebilecekken yolunuza, birden ortadan kayboldunuz. Ne oldu da müziğe 11 yıl ara verdiniz?
Ben bu arada hep şarkı söyledim. Çok iyi yerlerde, canlı müzik yaptım. Albüm olmadan şarkı söyleyebilmek şarkıcıya müthiş bir özgüven veriyor. Gerçekten şarkı söylediğiniz an, sahneye çıkıp mikrofonu elinize aldığınız andır. Ben de bu tatmini çok iyi yerlerde yaşadım.
Ama çok uzun bir ara değil mi dinleyiciden uzak kalmak için?İnanın, albüm yapmayı hiç özlemedim. Özleseydim yapardım. Albüm yapma ya da yapmama konusunda kendime kesin kurallar, kaideler koymadım. Hayat beni buraya getirdi.
Albümün yerine ne koydunuz?
Sahneleri. O yüzden özlemedim. Sahne alabildiğim için gerçekten mutlu hissettim kendimi. İzzet Çapa’nın mekânlarında söyledim, İzmir ve Ankara’da söyledim. İki hafta için şarkı söylemeye gittiğim yerde iki yıl sahne aldım. Bir de Can Gürzap’tan spikerlik ve güzel Türkçe konuşma kursu aldım.
Sahne hayatı, şarkıcılıktan ne götürür?
Hiçbir şey, tam tersine katar. Amacınız şarkı söylemekse, tek hedefiniz iş ise şarkıcılığa çok şey katar.
Peki müzik piyasası değişmiş mi?
Albüm yapmak o dönem daha mertçeydi. Teknoloji bu kadar gelişmiş değildi. Bir kez detone olursanız, saatlerce yeni baştan çalışıp şarkıyı baştan söylemek zorunda kalıyordunuz. Bugünse teknoloji, on kişiden dokuzunu şarkıcı yapar. Stüdyodan, on numara şarkıcı çıkabilir.
Albümünü dinleyip, iyi şarkıcıyı nasıl ayıracağız o halde?
Savaşlarda vardır ya, silah çıktı, mertlik bozuldu. Teknoloji çıktı, şarkıcılık bozuldu. Kalıcı olmanın tek yeri, sahneye çıkmak. Tek gerçek olduğunuz yer sahne. Canlı şarkı söylemediğiniz zaman yitip gidiyorsunuz.
On yıl öncesiyle bugünü kıyaslasanız... Bugün şarkı söyleyip başarılı olmanın kıstası ne; sahneye çıkmak mı, çok satmak mı?
Kıstaslar çok değişti. Geçmişte sadece iyi şarkı söyleyebilen ayakta kalıyordu. Bir de TRT diye bir denetim mekanizması vardı. Bugünse çok kolay albüm yapabilirsiniz. 10 yıl önce daha gerçek şarkıcılar vardı. Bugün öyle değil. Albüm sayısı arttı, çok şarkıcı var, çok görünen iyi şarkıcı oluyor. Bunlar düzelecektir diye umut ediyoruz.
Nasıl bir iddia ile müzik piyasasına giriyorsunuz? ''Bu kadar yıl ara verdim ama yaptığım albüm...'' cümlesini tamamlasanız...
Tam bir pop albümü yaptım, diyorum. İçerisinde alaturka renklerin olduğu, keman, ney, darbuka kullandığımız bir albüm. Tamamen benim duygularımı yansıtan, bunun için de iddialı olduğumu söylediğim bir albüm yaptım. Keşkesi hiç olmayan bir albüm oldu. Kariyerim boyunca keşkesi olmayan belki de tek albüm oldu. O yüzden kendimi çok huzurlu hissediyorum.
Geçen 10 yıl için bir ''keşke'' deme durumunuz var mı?
Yok. Hiç yok. Ama herkes bunu soruyor, ''acaba'' diye bir tereddüte giriyorum ben de. Ama şunu unutmamak lazım, ben çok erken şarkı söylemeye başladım.
Bundan sonraki yolunuzu nasıl çizdiniz?
Kendimi Ajda Pekkan gibi görmek istedim. Çok güzel, çok dinamik, hâlâ çok güzel şarkı söylemek isterim.
Sünnet düğününde keşfedildimBir keşfedilme hikâyesi var mı geçmişte?
Ben bir aile dostumuzun oğlunun sünnet düğününde keşfedildim! Sünnet çocuğunun babası Devlet Opera ve Balesi sanatçısıydı. Sünnette de çok sayıda sanatçı var. Benim merakım biliniyor tabii, ''Hadi sen bir şarkı söyle'' dediler. Benim için o kadar imkânsız ki... İnanılmaz utangacım çünkü. Ancak, sahnede seyircilere arkam dönük şarkı söylemeye ikna oldum. Ne ayıp ama, öyle okudum. Nükhet Duru’nun ''Melankoli''sini söylemiştim. Orada, Bedri Yükseloğlu vardı, Sezen Aksu gibi ünlü şarkıcılarla birlikte çalışıyordu. Babama gidip, ''Çok güzel şarkı söylüyor, ilgilenelim kızınızla'' demiş. Babam bana ''Zariflik olsun diye öyle söylüyor'' dedi. Umutlanmadık. Aradan bir yıl geçti, evden ''İstanbul’a gidiyorsun, kaset yapıyormuşsun'' dediler. Bu benim için asla gerçekleşmeyecek bir hayaldi. Meğer, Yükseloğlu İstanbul’da uğraşmış, benim için gerekli insanlarla konuşmuş, kaset için gerekli girişimleri bile yapmıştı.
İstanbul’a geldiniz ve... Yaşınız da küçük...
17!. Beni Mustafa Özkentli’yle tanıştırdılar, gerçekten albüm yapmaya değer mi diye bakmak için. Tamam beni öneriyorlar ama... Beni çok beğendi. Stüdyoda şarkı söyletti. İlk albümüm ''Hatıralarımız'' adıyla çıktı. Sonra beş-altı yıl içinde dört albüm yaptım.
ARTI EKSİ
Hayatınız ne zaman değişti?
Tüp bebek tedavisi gördüm uzun süre. 33 yaşındaydım ve bir türlü olumlu sonuç almıyorduk. Ticaret ile uğraşan eşimle bir gün fabrikada elime iğne battı, o halde hastaneye koşturduk. Röntgen çekilmesi lazım, ''Hamile misiniz?'' diye sordular. ''Hayır'' demem lazım, çünkü tedavi sonuç vermiyordu. Ben ''Olabilirim'' dedim. Dışarıya çıkardılar ve test yaptılar. Hamile çıktım. Elimi falan unuttum o halde tabii. Bugün üç yaşında, Efe isimli oğlum var.
Bu hayattan çıkardığınız ders nedir?
Basamakları çıkarken, bazı insanlar ruhlarından bir parça bırakıyorlar. O yükselme hırsı, ruhu zedeliyor. Bazıları zirveye çıkıyor ama içleri boş. O yüzden insanlığımdan kaybetmemeye çalıştım. Ruhumdan bir şey kaybetmeden olacaksam, bir star olmalıyım.
Kendinizi anlatmıyorsunuz, ön plana çıkmıyorsunuz, neden?
Bilinçli bir tercih değil, bu yönde sorular gelmiyor. Bir de gündeme gelmek için polemik yaratmak lazım, benim albümümün buna ihtiyacı yok.
Gece hayatını seviyor musunuz?
Hiç sevmiyorum. Birini izlemeye gidemiyorum ama eğlenmekten çok, sahnesini, repertuvarını, orkestrasını izliyorum. Rahat edemiyorum bu yüzden.

