Kalli dönmezse...
Artık "ayıp" da kalmadı memlekette... Kalli meselesinde, laf geldi, "sen nasıl hasta olursun"a kadar dayandı. Yahu insan işte... Hasta da olur, usta da.
Emekli futbolcu-yorumcularımız, ballandıra ballandıra 40 derece ateşle nasıl sahaya çıktıklarını anlatıyorlar.
"Bastım iğneyi, Allah ne verdiyse doksan dakika"...
Tamam da... Yaş kaç o zaman?
Onun da cevabı hazır:
"Ömrünün son baharında Galatasaray'a hoca olmasın o zaman"!
Olmuş işte.
Oturup hesaplamış Galatasaray yönetimi. Terazinin bir kefesine Kalli'nin yaşını koymuş. Öbür kefesine tecrübesini. Belki biraz da oynamış teraziyle... Çünkü Galatasaray'daki örgütlenmesini tamamlamış emektarları tasfiye etmek, ancak son mermisini atacak bir hocaya kısmet olabilir. Kariyerinin ortasında bir hoca, her biri çoktan "hacı-hoca" kıvamına gelmiş kalabalığın karşısına nasıl dikilebilir?
Çiğ çiğ yerler adamı.
İnce hesaplar var işin içinde.
Lakin "mikrop" hesaptan kitaptan anlamıyor. Biniyor Kalli'nin tepesine.
Aynı gripin elinden zor kurtulan biri olarak söyleyeyim ki, bu gripler emekli futbolcu-yorumcularımızın zamanındaki gibi değiller. Her sene tekamül ediyorlar. Kendilerini geliştiriyorlar emekli futbolcu-yorumcularımızın aksine.
Eh... Yaş da kemale ermişse...
Ya yorgan örtüyorlar adamın üstüne, ya toprak.
Ne yapsın Kalli?
Tek çare var artık onun için:
Ölecek şu gripten.... Ölecek ve insafsızları utandıracak.
O hale geldi iş.
"Neden Ankara'ya değil de Almanya'ya gitmiş"?
Güzel soru...
Lakin gecikmiş!
Bir kere suya "kıçın kıçın" girmiş Galatasaray... Maksat süper bir takım yaratmak değil, seneyi kurtarmak. Bir de takımı gedikli futbolcuların ipoteğinden çıkartmak. Bu yüzden kimseye müdanası olmayan, "gelecek sezon iş bulamazsam" korkularını aşmış bir hoca bulunuyor.
Eee... Madem ki gelecek kaygısı taşımıyor; Noel tatili için evine gitmesine kim, nasıl, neyle engel olacak?
Bu iş böyle... Futbolcudan, medyadan, baskıdan korkmasın diye kaybedecek bir şeyi olmayan hoca seçersen, senden bile korkmaz ve tatilini aksatmaz.
Aslında yabancı hocaların bize bakışını özetleyen bir durumdur bu.
Kimi gelir, takımda fantezilerini dener...
Kimi abuk sabuk laflar eder.
Kimi üçüncü dünya ülkesinde sanki... Canı sıkılınca çeker gider.
Haftada bir mahkemeye katılmak için memleketine giden hocalar mı ararsınız?
Futbolumuzu, diktatör yönetimindeki ülkenin şikeli ilişkilerine benzetenler mi?
Bu bir geçiş dönemi.
Önce Avrupa'nın Slavları Yugoslavlarla başladı macera. Ancak onları getirebiliyorduk.
Şimdi iyi hocalara da gücümüz yetiyor ama gönülsüz adamların ikna edilmesi hem zor hem de riskli oluyor.
Belki ilerde... En iyi hocalar Fenerbahçe'ye, Galatasaray'a, Beşiktaş'a gelmek için aşk mektupları yazmaya başladıklarında rayına oturacak bu işler.
O zaman torun sevecek yaşa gelmiş futbol adamlarını ikna etmeye çalışıp, grip olduğunda ayıp etmek zorunda kalmayacağız her halde.
Roberto Carlos olmak kolay mı?Kısa fakat çok tepki alan bir yazıydı Roberto Carlos için yazdığım.
"Hakeme çaktırmadan su atmasına bile kızamadım" demiştim ve çok zılgıt yemiştim okuyucudan...
Ben ki, hakkaniyetli sayılan bir spor yazarıydım; yakışır mıydı bana çifte standart?..
Dedim ya... Varsa cezası alsın... Ama ben yüreğimin derinliğinden kızamadım Roberto Carlos'a.
Neden?
Yanıt zeka ve sempati!
Bir de Roberto Carlos'un en büyük özelliği; "göz-beyin-kas" güzergahındaki sinir otobanının şimşekten hızlı trafiği. Kafası hizasındaki top, yerçekimi gücüyle aşağı doğru inerken beli hizasına gelmeden nereye hangi süratte atacağına karar veriyor adam. Üstelik topla tam da kafası hizasında göz teması sağlamışken. Sıradan bir insan için çimlerden bir kez sekmesi gerekirken...
Peki her üstün yeteneğe torpil mi geçeceğim?
Hayır... Roberto Carlos'un başka bir yönü var ki, asıl oradan yakalıyor beni:
Güneydoğu'da şehitimiz varsa da farkında, Kurban Bayramı'nı kutluyorsak da...
Bize saygı duyuyor Brezilyalı.
Benim de ona saygı duyup ufak kişisel torpiller yapmam çok görülmemeli.
Zico'ya kızma Kezman!
Haberde Feridun Niğdelioğlu imzası olmasa inanmazdım. Kendisi, tüm onurlu gazeteciler gibi "muhalif" duruşundan taviz vermediği için kulüp tarafından manevi işkencelere muhatap olsa da en sıkı haber alan kişidir Fenerbahçe'den.
Feridun yazar, ben inanırım.
Kezman, Zico'ya bağırmış:
"40 dakika ısındım, oyuna almadın. O zaman niye ısındırdın. İstemiyorsan açık söyle ayrılayım" demiş soyunma odasında.
Haksız mı?.. Asla.
Lakin Kezman'ın adresi yanlış!
Onu takıma koymayan Zico değil ki... Medya.
Resmen Semih'in yolunu açmak için harcadılar Kezman'ı... Daha doğrusu Fenerbahçe'nin milyonlarca dolarını.
Sonuç iyi olabilir. Semih'i kazanmaktan mutluluk duyabiliriz. Ancak yöntemi içime sindiremiyorum ben.
Beni boş verin... Kezman'a koca bir servet ödeyen Fenerbahçe yönetimi, takımdaki gediği kapatacak en uygun malzemenin kilerde olduğunu görünce ne diyor; orası önemli.
Semih "kar" gözüküyor ama olayın bir de "ziyankarlık" yönü var.
eguven@milliyet.com.tr

Cafe