Bir İbrahim azaldı...
Türkiye futbolunun temel sorunudur; çok yetenekli ama disiplinsiz oyuncu yığınağı. Ve yine futbolumuzun bu konuya çözüm arayışlarının bir yolu da futbolcuları kazanmaya çalışmaktır. Temeli kazanmaya odaklanmış bir oyunun oyuncularını kazanma faaliyeti, kendi içinde oldukça ironiktir. Fakat bu futbolumuzun gerçeğidir...İbrahim Akın da futbolumuzun son üç yılını işte bu sorunla oyaladıktan sonra Beşiktaş'tan ayrılıyor. Büyük ihtimalle İstanbul Büyükşehir Belediyespor'a gidecek. Söylenecek tek şey bu transferin üç tarafa da hayırlı olması.
İbrahim Akın, Beşiktaş'ta görece kısa ama performansına göre oldukça uzun bir dönem geçirdi. Şimdi ona gösterilen özverinin yarısını bile sahaya yansıtmadan başka bir kulübün yolunu tutuyor.
"Büyük futbolcu olacak" deniyordu onun için. O, bu yeteneklerin tamamına sahip olabilir. Ama büyük futbolcu olmanın yolu sadece bu yeteneklerden geçmiyor ki... Bu ruhu taşımanın da çok büyük bir önemi var. Liderlik ruhunu taşıdığına dair bir ışığı bize göstermedi değil. Geldiği ilk sezonda, İzmit'te oynanan Gaziantep maçında hezimete karşı tek başına direnmiş, yenilgiyi kabullenmemişti. 4-0'lık yenilgiden 4-3'e gelen maçta arkadaşlarını dirilten işte bu gencecik oyuncuydu.
Sonra ne oldu? Sonra o da olan bitenin akışına kapıldı. Ruhu geçmiş, futboldan beklentisi kalmamış oyuncuların yanında, kendi başlamamış kariyerini de bitirmeye doğru yelken açtı...
İbrahim'in Beşiktaş günlerinden kimler gelip kimler geçmedi ki?.. Del Bosque, Rıza Çalımbay, Jean Tigana, Ailton... Ailton giderken onu anlatıyordu. Sahada kendisini nasıl çıldırttığını... Tigana onu kadro dışı bırakıyordu. Bir tek Del Bosque ona inanıyordu. Bunda da her ikisinin de Beşiktaş'a yeni gelmesi gözardı edilemez. Nitekim Akın da en çok onu sevdiğini açıktan beyan ediyor. Bu da futbolumuzun başka bir sorununa parmak basıyor. Futbolumuzun baba figürüne ihtiyacına...
Kuşkusuz, futbolumuzun bu sıkıntısını çözümleyecek psikanalistler vardır. Bu basit spor yazarına Freudyen çözümlemeler yapmak ağır gelecektir. Ancak bu sorunu, bu sıkıntıyı görmek için de büyük kütüphanelerin kalın ciltli kitaplarını hatmetmek gerekmiyor. Hücrelerine kadar profesyonel olmayı dayatan ve bunu içselleştirmiş bir alanda yeri geldi mi duyguların bu denli öne çıkması da garipsenecek bir şeydir.
Beklenen İbrahim Akın...
İbrahim Akın'ın yeni takımındaki yeni macerasına dair fikir yürütmek gerektiğinde olabilecek en iyi şey nedir ki? Onun tekrar kazanılması ve eski beklenen İbrahim Akın olması. Eski değil beklenen. Yani hep istenen ama hiç elde edilemeyen performanstan söz ediyoruz. Sonra? Sonra olabilecek en iyi şey Akın'ın büyük bir kulübe transferidir. İyi ama Akın bunu zaten yapmıştı. Futbolunun başında büyük bir takımdaydı. Ve o bu fırsatı kendi eliyle itti.İbrahim Akın'ı konuşurken Beşiktaş'ın yaşadığı çalkantıları görmezden gelecek değilim. Ancak tüm bunlara rağmen takımdan gönderilen onca futbolcu olmasına rağmen ona tanınan şansları da görebiliyorum.
Biliyorum ki çürük elmalar poşetteki sağlamları da çürütür. Ancak, krizler, sıkıntılar önderleri yaratır. Her kriz, her sıkıntı onunla baş edecek veya ondan sıyrılabilecek önderlerini de yaratır. Oyunun, sahanın, kulübün veya hayatın önderlerini...
Buna "tarihin determinist yönü" der işi bilenler ve eğer o olmasaydı bugün hâlâ ateşi ve yazıyı bulamadan geçer giderdi ömürlerimiz.. İbrahim Akın'dan beklenen ise yazıyı icat etmesi değildi. Sadece güzel yazabilmesiydi.
Parlayan her şey...
Onun futboluna damgasını vuran yeteneği değil vurdum duymazlığı olacaktır. Geçen sezon Bursaspor maçında çift sarı karttan oyundan atılması ve beş gün sonra Brugge maçında aynı biçimde ihracı İbrahim Akın'ı anlatmak için kısa bir özettir aslında.Bizim onu eleştirmemizden öte onun kendini inkar etmesidir önemli olan. Çünkü yetenek her futbolcuda vardır. Olmasa ligin en üst düzeyinde şans bulamaz. Bu şansı bulduktan sonra önemli olan ise işine duyduğu sevgi ve ona verdiği emektir. İbrahim Akın bu emekten kaçınmıştır. Geldiği yeri baki görmüştür. Yanlış olan budur. Ona baktığımda aklıma gelen şey bir Alman atasözüdür. Ve o söz der ki: "Parlayan her şey altın değildir."
İbrahim Akın büyük ihtimalle İstanbul'da kalacak. Ona çok inanan Abdullah Avcı'yla yoluna devam edecek. Canı gönülden dilerim ki; benim de içinde bulunduğum çoğunluk yanılır ve Abdullah Avcı haklı çıkar. Ama hangimiz haklı çıkarsak çıkalım kesin olan bir şey var ki; bu sürecin sonunda haklı çıkmayacak tek kişi İbrahim Akın'dır.
Ona futbolunun kalan bu uzun bölümünde içten bir şekilde başarı dilerim. Ve bu yazının sadece ona değil, Türkiye'de futbolcu olmayı yeterli gören her yeteneğe yazıldığını belirtmek isterim...
Şarkıcı, yapımcı diyor ki:
Ehliyetsiz araba kullanmak suç değil mi? ELBETTE suç. Siz dünyanın en yetenekli, kuralları en iyi bilen ve uyan şoförü olsanız da, ehliyetiniz yoksa otomobil kullanmanız yasak. Peki bu teknik direktörlük meselesi neden böyle değil? Teknik direktör ehliyetiniz olmasa da bu görevi yapabiliyorsunuz. Peki nasıl oluyor bu? Bunun bir kuralı, yasası yok mu? Var elbette. Ama bir o kadar da göz yumma var. Örneğin Gençlerbirliği'nin teknik direktörü kim? Bülent Korkmaz diyeceksiniz ama o değil, Mehmet Kulaksızoğlu. Kulaksızoğlu kim mi? Şenol Güneş'in Milli Takım'daki yardımcısı, kaleci antrenörü. Kulaksızoğlu teknik direktör görünüyor çünkü sevgili Bülent Korkmaz hocamızın henüz diploması yok. Bülent hoca sadece bir örnek, bu durumda birçok teknik direktör hocalık yapıyor. Avrupa'da böyle bir şey söz konusu bile değil. Bizde durum böyle, sadece bilin istedim...
(Ercan Saatçi - Hürriyet)
23 Aralık 2007:
Sivas çok büyük başarı elde etmiştir. İlk 4'e girmeyi garantilemiştir. Ama ben açıkcası ligi 4'üncü bitireceklerini düşünüyorum. Bugünün tarihini atarsın.
(Rıdvan Dilmen - %100 Futbol, NTV)
Bu ne sevgi ah!
Maçın hakemi Bülent Hocam bana, "Naber Ömer ağabey, nasılsın?" diye sorsaydı, "İyiyim hocam, sağlığım yerinde Allah'a şükür" derdim. Ama Bülent Hoca, "Ben dünkü maçta nasıldım Ömer ağabey?" diye sorsaydı, kendisine aynen şunu söylerdim; "Hoca; bilirsin seni severim ama dün kötüydün. Hele Nobre'nin kolundan çekilme pozisyonu faul ve rakibe kırmızı kartken sen sarı kartı Nobre'ye gösterdin. Sevgiler..."
(Ömer Güvenç - Akşam)
Eyvah eyvah!
1904 doğumlu Bayer Leverkusen, Galatasaray'ın UEFA'daki rakibi oldu. İyi mi oldu? Bence evet. Beterin beteri var; Ya Bayern Münih olsaydı!...
(Osman Tamburacı Sporx.com)
Yokmuş öyle bir şey Abi!
Gerçekleri çarpıtıyorsun Polat! !
(Turgay Şeren - Akşam)
Onlar çok pahalıymış!
Beşiktaş'a transfer yapılacaksa futbolcudan ziyade yönetici transferi lazım.
(Cem Arslan - Verkaç, Fox TV)
yakantop@gmail.com

Cafe