
Meral TAMER
Çocukluğumun yılbaşıları
Böyle bir yazı yazmak, hiç aklımda yoktu. Dün Ahmet Hakan, Hürriyet'teki köşesinde "Süper muhafazakâr bir ailenin içine doğmuş biri" olarak çocukluğunda yılbaşıları nasıl geçirdiğini anlatıyor ve yazısını bir temenniyle bitiriyordu: "Keşke ultra seküler bir ailenin içine doğmuş olanlar da yılbaşında ailecek ne yaptıklarını kaleme alsa..."
Ahmet Hakan'ın tarifine uygun bir aile ortamında doğup büyüdüğüm için yazdım bu yazıyı. Bu vesileyle çocukluğumun yılbaşıları da, bir film şeridi gibi peş peşe geçti gözümün önünden. Dahası unuttuğum kareler var mı diye yıllardır görmediğim komşularımı, akrabalarımı aradım.
Sonuçta bu yazıya bir tutam gözyaşı ve kucak dolusu özlem de eşlik etti. En önemlisi de benim yılbaşıları hâlâ benzer şekilde kutluyor olmama duyduğum kocaman bir hayret!
Hakan bizlerden çocukluğumuzun yılbaşılarını kaleme almamızı isterken, "Böylece memleketimizdeki yaşam tarzları arasındaki kapanmaz farkları bir kez daha yakınen müşahede fırsatı bulabiliriz" diyor. Benim yazacaklarım, onu ne kadar tatmin eder bilemem; ama Hakan'ın çağrısının beni fevkalâde memnun ettiğini söyleyebilirim.
Ahmet Hakan çocukken
Önce Ahmet Hakan'ın yılbaşı gecelerinden kısa bir özet:
"Biz ailecek yılbaşına acayip karşıydık. Çam ağaçlarının haça benzemesine kafayı takardık. Noel Baba'nın bir Hristiyan azizi olmasını acayip önemserdik. Hindi yenmesinin bir 'Şükran Günü' geleneği olduğunu söylerdik. Bizim ailemiz, zaten 'Vur patlasın çal oynasın' tarzı bir eğlenceye her daim gıcık olurdu. Yılbaşında işin içine bir de 'Frenk adetleri' girince gıcıklık, kökten karşıtlığa dönüşürdü. Bizim aile o gece, 'Aman yılbaşı kutlamasına girer' falan diye normal zamanlardan daha erken yatardı."
Tombala, fırdöndü
Ve bizim evdeki yılbaşıları...
Biz yılbaşıları mutlaka evde, apartman komşularımız ve anne tarafından yakın akrabalarımızla birlikte olurduk. Rahmetli anneciğim tavuk, iç pilav, zeytinyağlı yaprak dolması v.s. yapar, komşularımız meyveleri, akrabalarımız kuruyemişleri getirirlerdi.
Kalabalık olduğumuz için biz çocuklara ayrı masa kurulurdu. Ama yemek bittikten hemen sonra hep birlikte tombala oynardık. Annemin müthiş özeninin sonucu olarak bizim evde tombalada çıkan sayıları, bugünkü rengarenk bonbon şekerlerine benzeyen, tam sayıları kapatacak büyüklükteki yassı-yuvarlak plastiklerle kapatırdık. Kalabalık olunca renkli plastikler yetmeyeceği için beyaz kartonlar kesilirdi.
Tombala bittikten sonra isteyen fırdöndü oynardı.
Saat 12'den sonra boza
Saat 12'yi geçtikten sonra çocuklar ve gençler yürüyerek Vefa Bozacısı'na giderdik. Biz bozalarımızı orada içer, büyükler için de satın alıp eve dönerdik. Hediye verme adeti ise kesinlikle yoktu.
Bugün hâlâ yılbaşıları mutlaka evde geçiririz. Ya kendi evimizde, ya da yakın arkadaşlarımızdan birinin evinde. Azami 10 - 12 kişi oluruz.
Boza yok, içki var. Hediye var, ama Noel Baba falan yok. Ben hiç hindi yemem, ama isteyene hindi de var.
Çocukluğumdan kalan bu adetin tek istisnası, Cumhuriyet'te çalışırken patronumuz Nadir Nadi'nin son yıllarında, onun evinde akşam yemekten önce geçirdiğimiz 1 - 2 saatti.
mtamer@milliyet.com.tr

Cafe