Çaresizlik!
Sarı köpek belli ki günlerdir aç ve susuzdu. Yüzünde o zamana kadar bir canlıda gördüğüm en çaresiz ifade vardı. Beni görünce birkaç kez havladı. Kaçmaya çalıştı. O zaman ne olduğunu fark ettimsuha.umar@isbank.net.tr
Ses öylesine çaresizlik doluydu ki çok işlek bir yolda olmama karşın hemen durdum. Arabadan indim ve dinlemeye başladım. Çok bekletmedi. Hüzün ve korku dolu ses doğada tekrar yankılandı. Bir köpek adeta yalvarıyordu!Bir-iki kez daha dinledikten sonra sesin geldiği yeri yaklaşık olarak kestirebildim. Yalıkavak karayolunun altındaki küçük vadinin karşı yamacından geliyordu.
Vadiye indim. Yamaca tırmanmaya başladım. Ve kulaklarımdan hâlâ gitmeyen o yakarışı tekrar duydum. Sık makilerden henüz göremiyordum ama sesin sahibi sadece birkaç metre önümde olmalıydı.
Küçük bir açıklığa çıktığımda gördüm sarı köpeği.
Çalılardan yapılmış bir çitin üzerinde duruyordu. Belli ki günlerdir aç ve susuzdu. Kaburgaları birbirine geçmişti. Yüzünde o zamana kadar bir canlıda gördüğüm en çaresiz ifade vardı. Beni görünce birkaç kez havladı. Kaçmaya çalıştı. O zaman ne olduğunu fark ettim.
Uzun burunlu, bakışlarını hüzün kaplamış sarı köpek, vicdansız bir kişinin, bir geçit yerine kurduğu, telden yapılmış domuz tuzağına yakalanmıştı. İlmek tuzak arka ayaklarına yakın yerden, belinden kavramıştı. Kurtulması olanaksızdı.
Kim bilir kaç gün ve gece orada öylece, kaçamadan, kendisini dağdaki tehlikelerden koruyamayacağını bile bile, çaresizlik içinde aç, susuz beklemişti? Kim bilir o küçücük kafasından neler geçmişti? Ne kadar korkmuştu?
Sakin sakin konuştum
Elimi uzattığımda saldırmaya kalktı. Haklıydı çünkü niyetimi bilemezdi. Belki de benim, tuzağı kuran kişi olduğumu düşündü.Yakınına oturdum ve bir süre onunla sakin sakin konuştum. Giderek bakışları değişti ve sonra onu tuzaktan kurtarıncaya kadar en küçük bir harekette bulunmadı. Fırlayıp gitmesini bekliyordum. Yapmadı. "Haydi" diye teşvik etmeme karşın bulunduğu noktadan tek bir adım atmaya yanaşmadı. Tuzak onu öylesine etkilemişti ki hâlâ bağlı olduğunu düşünüyordu herhalde.
Kucağıma aldım. Dereye indik. Ona avcumdan su içirdim. Sonra arabayı bıraktığım yol kenarına çıkardım, yine kucağımda.
Bagajda her zaman taşıdığım köpek mamasından verdim ve telaşla yemesini seyrettim. Bitirdikçe yeniden verdim. Yemesi yavaşlayınca, usulca arabaya bindim ve oradan ayrıldım. Sahipli bir köpek olduğunu ve evini, sahibini bulacağını anlamıştım.
Üç gün sonra Bodrum'da gördüm sarı köpeği. Sahibinin arkasından ve onunla oynaşarak gidiyordu. Adama baktım. Onun da yüzünde mutlu bir ifade vardı.
Durmadan yoluma devam ettim, yüzümde beliren gülümsemeyi fark ederek.
Dostu düşmanı ayırmak!
Dost vardır, düşman olduğunu yapacağını yaptıktan sonra anlarsın!
Dost vardır, dostluğunu ancak yaptıklarından çıkarırsın!
Doğada dost-düşman yoktur. Kusursuz bir uyum ve dürüstlük vardır. Kurt kuzuyu yer ama düşman değildir. Kuzu, kurdun dost olmadığını bilir. Kurt da kuzuya dost gibi davranmaz!
İnsanoğlu tuhaftır. En büyük düşmanın, çoğu kez dostum sandığındır. Senden "yakın arkadaşım, dostum" diye söz eder. Aslında kötülük yapmak için fırsat kollamaktadır. Üstelik seni hazırlıksız yakalar. Zaten sahte dostluğunun altında yatan da budur. Açıktan düşmanlık etmeye bile cesareti, gücü yoktur. O hep kalleştir!
Bir de dost vardır, dost olduğunu bilmezsin. Hiçbir zaman "Ben senin dostunum" dememiş, başkalarına da söylememiştir. Ama günü geldiğinde gerçek bir dost olduğunu göstermekten çekinmez. Seni bile şaşkınlığa düşürecek biçimde!
Şimdi diyeceksiniz ki "Bu ne biçim çevre, doğa yazısı?" Bu yazıda çevre de yok doğa da! Bu yazı, geçen yıl dostum bildiğimin düşmanlığı, bu yıl ise dostum olduğunu bilmediğim birinin dostluğu ile nasıl şaşırdığımın hikâyesi. Kısacası size, 60 küsur yılda dostumu düşmanımı ayırmayı öğrenemediğimi anlatmaya çalışıyorum. Fazla vaktinizi almadan.
Öğrenememişim! Olsun! Dostum da düşmanım da benimdir. "Kim ölümüm ister ise (Tanrı) bin yıl ömür virsin ana!" demiş Yunus ("Yunus Emre Divanı", hazırlayan Prof. Dr. Faruk K. Timurtaş, Kültür Bakanlığı Yayınları: 380, Bin Temel Eserler Dizisi: 72).
Bu yazıda çevre ve doğa yoktur!
Çünkü doğada dost-düşman yoktur! Çünkü doğada kalleşlik, ikiyüzlülük, riyâkârlık yoktur. Bunlar adam olamayan insana özgü niteliklerdir. Onun davranışı bozuktur!
Kurdun-kuşun, ağacın-suyun, börtü böceğin ayrıca adam olmayı becerebilmiş insanların yeni yılını kutlarım. Olamayanlara Rudyard Kipling'in, "If-Eğer!" şiirini her gün en az bir kez okumalarını öneririm.

Cafe