Fenerbahçe ve yalan haber
Rakamlara dikkat edin; 30 Nisan 2005 tarinden bu satırların yazıldığı saate kadar Fenerbahçe Kulübü resmi internet sitesinin "kulüpten haberler" bölümünde tam 2 bin 323 haber yayınlanmış.Bu haberlerin 615 tanesi yalanlama ve açıklama olmuş.
Neredeyse her dört haberden biri medyayı hedef almış.
"Yine yalan haber" ve "Bu haber de doğru değil" gibi başlıklarla istisnasız tüm medya, Fenerbahçe Kulübü'nün hışmına uğramış!
"Peki kim haklı?" diye sorguladığımızda ise ortaya garip bir durum çıkmış.
Medya sözkonusu süreçte Trezeguet, Makaay, Deco, Henry, Ronaldo, Juninho, Shevchenko, Adriano, Baptista gibi yıldızları transfer etmiş Fenerbahçe'ye!
Buna karşın Fenerbahçe Kulübü'nün yalanladığı haberler arasında Roberto Carlos'un transferi, Ümit Özat'ın Almanya'ya, Tuncay'ın İngiltere'ye gidişi, Rüştü'nün Beşiktaş'a imza atması, Appiah'ın sakatlığı gibi doğru bilgiler de yer almış.
Aziz Yıldırım'ın Papermoon'da yediği yemeğin haber olmasına da tepki gösterilmiş.
Evet, medyada çıkan haberlerin önemli bölümü gerçeği yansıtmamış, ancak diğer tarafta neredeyse medyada yayınlanan her kritik habere de yalanlama gelmiş!
Medya ciddi saptırmaların içine girmiş, Fenerbahçe Kulübü ise iletişim konusunu doğru yönetmeyi başaramamış.
Neticede tarafların tutarsızlığı Medya - Fenerbahçe kutuplaşmasına yol açmış.
İyi de bu kutuplaşma kime ne kazandırmış?
Fenerbahçe Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu'na sordum.
Aldığım yanıt ilginçti;
"Bir kulübün en stratejik kararı transferdir ve aleni konuşulması sakıncalıdır. Gizli yürütülmelidir. Medyada yer alan haberler taraftarın beklentisini olumsuz etkiliyor. Örneğin Ronaldo'nun transfer edileceği yazılırken biz Deivid'i alınca yaptığımız iş beğenilmiyor. Biz kulübün çıkarları düşünür, en iyi transferi en ekonomik şartlarda yapmayı hedeflerken, gündeme getirilen isimler camiaya zarar veriyor."
Fenerbahçe kendi cephesinden bakınca haklı olduğunu söylüyor.
Ancak kulübün medya ilişkilerinde ciddi bir sıkıntı yaşadığı da ortada.
Medyadan özen ve dikkat isteyen Fenerbahçe'nin aynı hassasiyeti kendisinin de göstermesi gerekmiyor mu?
Bu ülkede milyonlarca Fenerbahçe taraftarı var.
Doğru bilgiye ulaşmak, onların en doğal hakkı.
Yalan haberden, gerçeği yansıtmayan transfer söylentilerinden şikayet ederken, Fenerbahçe'nin de en az medya kadar bilgi eksikliği ya da kirliliği oluşmasından sorumluluğu olduğunu düşünüyorum.
Büyüka yalnız kalır
Lig Tv Genel Müdürü Şansal Büyüka geçen hafta Fox Tv'de yayınlanan bir televizyon programına telefonla bağlandı.
Konu hakemler ve hakemlere yönelik eleştirilerin yol açtığı tahribattı.
Büyüka programa konuk olan FIFA kokartlı hakem Selçuk Dereli ve arkadaşlarına bir söz verdi;
"Bundan böyle kulüp yöneticilerinin hakemlere yönelik suçlamalarını kendi programlarımda kullanmayacağım."
Büyüka daha da ileri giderek, gelecek hafta Antalya'da yapılacak TSYD seminerinde konuyu gündeme getireceğini ve tüm televizyonların uzlaşması durumunda, hakem hatalarına ilişkin görüntüleri yorumsuz olarak yayınlayacağını söyledi.
Reytinglerinin önemli bölümünü hakemler üzerinden sağlayan televizyon kanalları açısından hoş bir öneri değildi bu.
Açıkcası kabul göreceğinden de umutlu değilim.
Ancak bu diyalog önemli bir tespitin yapılması açısından yararlı oldu;
Futbol dünyasında bazı insanlar başarısızlıklarını kamufle etmek için hakemleri kullanıyor, bir kesim de hakem hatalarını gündemde tutarak yarattıkları sektörden nemalanmayı sürdürüyor.
En azından hakemlere yıllardır haksızlık yapıldığının tescili açısından önemlidir Şansal Büyüka'nın önerisi!
Asker Bülent'e ne oldu?Ne oldu da aylardır "Şampiyon olmak istemiyorum. Biz bu yarışta yokuz" diye basbas bağıran Bülent Uygun aniden ağız değiştirip "Bundan sonra şampiyonlukta ben de varım" demeye başladı?
Sivasspor için başlatılan kampanyaya çığ gibi gelen destek mi yüreklendirdi Bülent hocayı?
Yoksa valinin, kaymakamın, belediye başkanının veya hemşehrililerinin işin bir ucundan tutma sözü mü?
Düne kadar yok muydu Sivas kentinde bu takımın şampiyon olacağına dair inanç?
Birkaç gün önce "Parayı getiren Mehmet Yıldız'ı alır" derken "Mehmet artık satılık değil" açıklaması çelişki değil miydi?
Türkiye, Uygun ve öğrencilerini ayakta alkışlar, mütevazı tavırlarını takdirle karşılarken, söylemlerin yüz seksen derece değişmesine yol açan neydi?
Bugünlere Sivas'ın duruşunu, yapısını, mantalitesini temsil ederek geldiğini ifade eden genç teknik adam, bundan sonra nasıl bir duruşla şampiyonluk kovalayacaktı acaba?
Şaşırdım, kafam karıştı!
Yoksa asker Bülent de mi popülarizm illetine teslim oldu sonunda?
Parayla saadet olmuyorPara deseniz gani. Tesisin kralı onlarda. Yedikleri önünde, yemedikleri ardında.
Olmayan tek şey sportif başarı!
Gençlerbirliği'nden söz ediyorum.
Rakiplerinin meteliğe kurşun attığı dönemde 40 milyon dolar nakit paraya, rakiplerinin antrenman yapacak saha bulmakta zorlandığı ortamda beş yıldızlı otel lüksünde tesislere ve her türlü teknolojik imkana sahip bir kulüp, şimdilerde "küme düşme" kabusu yaşıyor.
Nedeni çok basit.
Tek adamlı yönetim anlayışı, yanlış transfer politikaları, fantazi teknik kadro tercihleri ve çarpık kulüp yapılanması.
Tezatların bu kadar içiçe geçtiği başka bir örnek daha olabileceğini sanmıyorum!
İlhan Cavcav'ın Cumhuriyet'le yaşıt bu kulübe heykelini diktirecek kadar hizmeti ve emeği geçtiğini kimse inkâr edemez.
Ancak unun, şekerin, yağın alası sende iken helvayı Ali Uzun'dan para ile satın alıyorsan, başta başkan olmak üzere o yönetimde yer alan herkesin şapkasını masaya koyup "nerede yanlış yapıyoruz" sorusuna yanıt aramasının vakti geçmiş demektir!
Önümüzde bir Sivasspor gerçeği var.
Hangi koşullarda, hangi imkânlarla bu noktaya geldiklerini malum.
Demek ki başarı için sadece para-pul yetmiyor.
İnancın, cesaretin, ekip ruhun ve paylaşma duygun yoksa nafile.
20 yıl aradan sonra bu takım bolluk içinde küme düşerse, başkanından malzemecisine, teknik adamından menajerine kadar herkes tarihe
geçecek demektir!
cersen@milliyet.com.tr
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

Cafe