|
 |
|
|
Ekspres kasada
Benim Gözlü¤ümden / Nihat Demirkol
Yılbaşı halleri mâlum... Ufak tefek alışveriş yapmak için Bornova’daki ''dev bakkal''lardan birine girmeye niyetleniyoruz. Otoparktaki kalabalıktan içerisinin nasıl olabileceğini tahmin etmek hiç de zor değil. Bütün sokaklar ve mağazalar tam tabiriyle ''ana-baba günü.'' Neyse ki alacağımız birkaç parçayı geçmeyecek... O Kemeraltı’nı hatırlatan insan selinin içinde işimizi tamamlayıp kasaların olduğu tarafa yöneliyoruz.
* * *
Burası da ayrı bir âlem; bayram dönüşünde kilitlenen otoyol gişeleri gibi uzun bir kuyruk. Neyse ki, aklımıza gelenle başımıza gelen, gözümüze takılana yenik düşüyor. Epeyce tenha sayılabilecek durumdaki ''ekspres kasa''ya yanaşıyoruz. Önümüzde mucize misali sadece birkaç kişi var. Ve biliyorsunuz bu kasalardan en çok ''5 parça''lık alışveriş için yararlanmak mümkün; kasanın üstünde de yazıyor zaten.
Ama bir de bakıyoruz, hemen önümüzdeki genç kardeşimizin yedeğinde, ağzına kadar makarna ile doldurulmuş bir alışveriş arabası. Yanında, üzerinde alışveriş yaptığımız ''dev bakkal''ın üniformasını giymiş bir kızımızla yârenlik ediyor. Ben duramıyorum tabii ve hatırlatıyorum: ''Burası ekspres kasa, en fazla 5 parça alan müşteriler için...'' Cevap orta mektep matematiğinin, orta şark uyanıklığında büyütülmüş, üçüncü sınıf bir kurnazlık uzantısı: ''Biliyorum, 4 çeşit makarna var zaten.'' Muhatabımın bu pişkin ucuzculuğun arkasına saklanması karşısında, kasanın üzerinde çeşit değil parça yazdığını söylemek zorunda kalıyorum. Bu dakikadan itibaren delikanlı bir suskunluk abidesine dönüşüyor. Zaten sıra da kendisine gelmiş.
Gözgöze gelmemeye çalışarak, elliden fazla olduğunu tahmin ettiğim makarna paketlerini yürüyen bandın üstüne boşaltmaya başlıyor; ben de yüksek sesle söylenmeye devam ediyorum. Bu işlere burnumu soktuğum için hep bana kızan eşim bile, kasiyere ''her zaman 6 parçayı bile geçirmiyorsunuz'' diye çıkışıyor. Bizim arkamızdaki bir hanımefendi de birkaç lâf ediyor ama, gayrıdan çıt çıkmıyor; onlarca çift göz gık demeden sadece seyirci konumunda. Dev bakkal üniformalı ve aklınca arkadaşına torpil yapan kızımız usulca sıvışırken, kasiyer ''ben söyledim ama dinlemediler'' diye kendini savunmaya çalışıyor. Ayakta olan biteni izleyen, biraz daha amir havasındaki başka bir hanım ise ''susarak işini iyi yapmama hakkı''nı kullanırken, makarnalar barkod okuyucunun kızıl çizgili gözünden bir bir geçmeye devam ediyor...
* * *
Keşke bu kanıksadığımız olay ve benzerleri, hayatımızda ''bir eski yıl öyküsü'' olarak kalabilseydi... Koca bir yıl daha devrildi gitti. Biz, hayatımızı umursamazlık çizgisinde sürdürmekten vazgeçmeyeceğimize göre, bu eski-yeni ayrımının acaba bir önemi kalıyor mu? Hakkını yemeyelim, delikanlı kasadan ayrılırken teşekkür etti; ben de iyi yıllar diledim kendisine. Nice kuralsız, umarsız ve kurnaz yıllar diledim... ''Bu memleket kimlerin yüzü suyu hürmetine hâlâ ayakta?'' diye sordum içimden.
Dev bakkalın perişanlığına gelince... Kurumsallık, ayrıntılara sinememişse lâftan öteye geçemiyor. Çünkü eylem, sözlerde ve yazılarda değil. Her zaman yılbaşına denk gelmez ama özünde, ''Kuralsız İşler Paketlenmiş Avanta''dır.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|