Hayaller, umutlar, öfkeler...
Başlıktaki üç sözcük, 2007 için de geçerli idi, kuşkusuz 2008 için de kesinlikle geçerli olacak.
Hayaller kuracağız... Özlemini duyduğumuz her başarı için... Umutlanacağız, çalışmamızın ya da gücümüzün karşılığını alabilmek, bir şans denemek için...
Elbette hayatın tüm gerçekleri gibi olumlu ile olumsuz, güzel ile çirkin, kazanmak ile kaybetmek, 2008'de de birlikte karşılayacak bizi.
Hayallerimiz kırılacak, umutlarımız bir yenisine bırakacak yerini... Zaman zaman ters giden trafiğe, yanlış çıkan hakem kartına, çok iyi oynayıp gol atamayan futbolcuya öfkeleneceğiz. Eleştiri eşiğine adım atmadan doğrudan öfke sularına dalıp, hem karşımızdakini, hem de kendimizi boğacağız.
O nedenle yıllardır iyi dileklerimi korumakla birlikte yeni yıllardan yeni bir şeyler beklemem ben.
Onurlu, sağlıklı geçsin yeter.
Başarılı olursak süper!
Spor penceresinden bakarsak, 2007'de hayatın gerçekleri bize Milli Takım'ın Avrupa Şampiyonası finallerine katılma hakkı, Roberto Carlos transferinin göz kamaştırıcı güzelliği, Zico'nun kendinden beklenmeyen başarısı ve Bülent Uygun'un olağanüstü becerisini yaşattı.
Elbet hayal kırıklıklarımız da oldu. En başa, kırık hayallerimizin, tükenen umutlarımızın aldatılmışlığımızın ve sömürülmüşlüğümüzün kraliçesi Süreyya Ayhan'ı koyalım.
Kültürümüzü sorgulayalım
Elbette Yücel Kop'un temsil ettiği her şeyi sahiplenen ve hiçbir şeye izin vermeyen o maço kültürümüzü de sorgulayalım.
Kenan Sofuoğlu'nun Milliyet'in yarım asrı çoktan geride bırakan anketinde motosikletiyle zirveye çıkmasına kocaman alkışlar.Peki bu nokta transferlerin batıya açılan penceresi Galatasaray ve ak saçlı teknik direktörü Feldkamp için ne diyeceğiz? Bu ikisi yeni yılda ne yapar?
Galatasaray ile ilgili olarak mesela 2008 UEFA Kupası için 8 yıl öncesinin hayallerini kurabilir miyiz?
Milliyet anketi önemli... Aziz Yıldırım'ı belki de en çok bu yıl hak ederek "Yılın Spor Adamlığı"na layık gördü. Şimdi o alkışı da, unvanı da hak ediyor.
Keşke biraz da sevecen olsaydı, desem onu kırmış olur muyum?
Ruhunda ve gönlünde kırıklıklar olan meslektaşlarım adına istemeden böyle bir şey yaptıysam, hoşgörüle!
Gündüz Tekin Onay dostum, Türk futbolu için ömrünü verdi. Ama yine de bir sevgili genç arkadaşım, Gündüz Tekin Onay, Metin Türel, Tamer Güney, Özkan Sümer ve Fethi Demircanlı günlere "Türk futbolunun karanlık dönemi" demekten kendini alamadı.
Tahtlarına oturmadılar
Hesaplamadığı ya da atladığı gerçek, bu hocaların o karanlık ve Avrupa'sız günlerde "Ufuklara güneşi koymak" ve "Vizyon geliştirmek" adına kendilerini anormal tükettikleridir.Gündüz hoca ve arkadaşları sağlıklarını çoğunun yaptığı servet biriktirme ve borsayı takip etme kültürlerini bir yana atarak hayalleri projelere dönüştürdüler. Ömürlerinin yarısından çoğu insanlara inandıklarını anlatmak ve açıklamakla geçti.
Hiçbiri futbolun imparatorluk, krallık, sultanlık tahtlarına oturmadılar. Ama bugün en başarısız döneminde bile uluslararası değerler üreten futbolumuzun hamurkarı oldular.
Namık Sevik Ödülü'nü medya dışında ilk kez alan Gündüz Tekin Onay, yukarıda adı geçen arkadaşlarıyla birlikte nihayet sonsuz emeklerinin ve kavgasının ödülünü alıyor.
Sporu spor yapanlar
Aramızda olsaydı sevgili Namık Ağabey, o ödülü yanağını okşayarak verirdi hocaya...Gündüz hocama sağlıklar diliyorum. Futbola yaptığı hizmetlerin yanısıra futboldaki iktidar savaşının da bir parçası oldu son yıllarda... Bunu da hiç onaylamıyorum.
2008 Avrupa Futbol Şampiyonası ve daha da önemlisi Pekin Olimpiyatları ile "Spor yoğun" bir yıl olacak.
Elbette kaç puan aldığımızı, kaç gol atıp, kaç rekor kırdığımızı, kaç madalya kazandığımızı hesaplayacağız.
Bir de sayılarla ifade edilemeyenler var!
Sporu spor yapan şeyler...
Dürüstlük, rekabet, oyundan keyif almak, dayanışmak, kurallara uymak, rakibe ve herkese saygı göstermek ve paylaşmak gibi...
Galiba onları biraz daha unutacağız!
Bravo İlhan Mansız!İlhan Mansız adı bende hep hüzünlü çağrışımlar yapar.
Torunlarım Esma ve Nisa'ya göre gelmiş geçmiş en büyük Beşiktaşlı O'dur.
Beşiktaş'ı çoktan bıraktığını, hatta futboldan bile koptuğunu söylemiyorum ufaklıklara...
Ama İlhan'ın yerine rüyalarını süsleyecek yeni bir prensin adını da öneremiyorum.
İlhan Mansız, bir defasında kalbimi kırdı. Ama oğlum yaşındaki bu genç adamın hatasını unutmaya karar verdim. Başarısına tanıklık ettim. Letonya'ya attığı gol hala zihnimde, Denizli'de kaleci Fevzi'nin kazağını giyerek onun hatalı golleriyle ortaya çıkan tatsız sonucu nasıl bir cengaverlikle tersine çevirdiğini de çok iyi hatırlıyorum.
Maalesef İlhan Mansız futboldan koptu. Bunda sadece kendisinin değil, sabırsız alım satım uzmanı yöneticilerin de kabahati var. Geçirdiği trafik kazası tuzu biberi oldu.
Ama Buzda Dans yarışmasıyla hem olağanüstü sportif yeteneklerini sergiledi, hem de sosyal sorumluluk örneği vererek kazandığı 150 bin YTL'yi böbrek hastalarına bağışladı.
Kendi egosundan başka hiçbir şeye karşılık vermeyen, bu toplumdan sevgi, hayranlık ve para ile beslenen ama hep kendi kendine yaşayan spor yıldızlarına İlhan Mansız'ın ekrandan verdiği ders alkışlanacak nitelikte...
Aferin sana İlhan.
Gönlümde yeniden taht kurdun, inan!
agokce@milliyet.com.tr

Cafe