
Taha AKYOL
Objektif
Kürt meselesi, kökler
GAZETECİ Saygı Öztürk'ün yeni çıkan "İsmet Paşa'nın Kürt Raporu" adlı kitabını mutlaka okumalısınız (Doğan Kitap). 1935'te bölgeyi gezen Başbakan İnönü'nün Cumhurbaşkanı Atatürk'e sunduğu rapordur.
Milli Mücadele sırasında görülmeyen Kürt isyanlarının Cumhuriyet devrinde peş peşe gelmesi elbette dikkatleri çekmiş ve çözümler aranmıştı.
İnönü raporunda "Biz kabuğun üstünde ve halktan ayrı olarak yalnız kuvvetle idare etmeye çalışıyoruz" diyor. Önerdiği temel tedbirler, cebri iskân, göçmen, okul, yol ve üretim politikalarıyla nüfusu harmanlamak ve devlete ısındırmaktır.
Fakat bunun için para da yoktur, "idealist" bir kadro da yoktur!
İnönü'nün raporu hüzünlüdür. "Ağlayan kaymakam"ı, "nehir kenarında kuraklık çeken köylüleri" görüyorsunuz. Bolşevik Rusya'nın Aras Nehri'nde sulama kanalları yaptığını anlatan halkın, Ankara'dan aynı şeyi istemesi ama Ankara'nın yapamaması insanı kahrediyor.
Şevket Süreyya'nın Tek Parti idaresi için söylediği "ağır ve hantal bürokrasi" ve "çarklar boşlukta dönüyor" şeklindeki tespitlerini hatırlıyorsunuz.
Neticede, amaçlananların çok az bir kısmı yapılabilmiştir.
Askeri tedbirlerle isyanlar bastırılmış, İnönü'nün deyimiyle "balmumu kadar uysal" bir görüntü oluşturulmuştur.
Özmen'in raporu
Fakat, İnönü'den hemen sonra bölgeye gönderilen "Umumi Müfettiş" Abidin Özmen'in raporu gösteriyor ki, askeri tedbirlerle sükûnet sağlanmıştır ama Kürtleşme yürümektedir! Öztürk'ün kitabında tam metni bulunan raporunda Özmen, 1927 ile 1935 arasında bölgede Türkçe konuşanların nüfusunun yüzde 10, Kürtçe konuşanların nüfusunun yüzde 40 arttığını yazıyor! Sayımlarda hata olsa bile Kürtçe Türkçeden hızlı yayılmış!
Sadece doğurganlıktan değil.
"Bazı yerlerde yaşlılar gençlerden fazla Türkçe bilmektedir."
Dahası, Özmen, Kürt isyanlarında öldürülen asilerin "halk arasında milli kahraman olarak kabul edildiğini" yazıyor!
Çözüm için ekonomik tedbirler düşünülüyor, para yok!
İdare ve kamu hizmetleri alanında tedbirler düşünülüyor, fakat devlet ve parti cihazında heyecan yok, vizyon yok!
Dil yasakları konulması, bölgede 13 ilde devlet partisi CHP örgütlerinin kapatılarak halkın siyasal katılmadan dışlanması gibi uygulamalar ise geri tepiyor!
İktisat Bakanı Celal Bayar'ın 1936 tarihli Şark Raporu'ndaki deyimle "aksülamel" (tepki) yaratıyor!
En zor sorun
Asayiş açısından "balmumu" görüntüsü yüzünden zamanla çözüm arayışları unutuldu, hatta sorun yok sayıldı. Fakat alttan alta "balmumu" erimişti! 1970'lerde fokurdamaya başladı, "Devrimci Doğu Kültür Ocakları" ortaya çıktı. 1977'de dört şehrin belediye başkanlığını 'bağımsız' adaylar kazandı!
Ve 1980'lerde terörizm!
Artık aşiret isyanları değil, terör örgütü!.. Yürütenler muska takan cahil köylüler değil, okumuşlardır! Destekçileri vardır, partisi vardır, kültürel yan kuruluşları vardır...
Kökleri bu kadar derin bir sorunla karşı karşıyayız. Hatta köklerini İkinci Meşrutiyet'e kadar izlemek mümkündür.
Böyle köklü bir meseleye "şu parti yüzünden" diye bakmak sadece yanlış değildir, çözüm aramayı zorlaştıran bir siyasi körlük olur.
İktidarları, partileri aşan, Türkiye'nin en zor sorunudur bu!
Yarın: Kürt meselesi, seçenekler
t.akyol@milliyet.com.tr

Cafe