
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
"Zaman adlı denizde bir gün, bir lahza için Demirleyemez miyiz?"
LamartineBiten yılların son günüyle, yeni başlayan yılların ilk gününde genellikle insancıklar; güncel olayların kabuğundan sıyrılıp çıkmış gibi olurlar.
Örneğin bir yılın son gününde; İstanbul'daki en akide şekerli görüntülerin, yüz yıldan bu yana hiç bayatlamadan taze kalmış şavkı, Galatasaray'daki Balık Pazarı'nda sarmalar müşterileri de, satıcıları da...
* * *
O rengârenk turşu kavanozları; kıpkırmızı elmaları, sapsarı mandalinaları, mor salkımlı üzümleri ve şaşırtıcı irilikteki çilekleriyle manav tezgâhları; yuvarlak, büyük tahta tablalarda karidesler, levrekler, kalkan balıkları ve camekânlar içinde lakerdalar, balık yumurtaları; ya hele çeşit çeşit biçimlerle boylardaki ekmekleriyle o fırınlar...
* * *
Müşterilerin çoğu da, oraların tadını bilenlerdendir. Selamlaşmalar, el sıkışmalar, hatta sarmaş dolaş öpüşmeler tezgâhtarlarla müşteriler arasında...
* * *
Biten son yılın son sabahında şöyle bir uğramak Galatasaray'daki Balık Pazarı'na; sıyrılıvermek kabuğundan güncel olayların...
Ve gencecik dost bir balıkçının ikram ettiği demli çayları içmek.
* * *
Aaa o da nesi; kaç zamandır görmediğimiz Bülent Tanla da, yanında sakallı ve sanatsal bir gülücüğü olan bir arkadaşıyla gezinmekte oralarda.
Sevinç tüten bir şaşkınlıkla fırlayıverdim ayağa; demli çaylar içtiğimiz mütevazı tek masaya azıcık ilişti onlar da.
* * *
Bülent Tanla'nın arkadaşı, Türkiye doğumlu ve İtalyan kökenli -artık gölgeleri bile eriyip gitmiş eski Lövantenlerden kalma- mucizevi bir sürprizdi.
* * *
Pat diye aklıma gelen bir konuyu paylaştım onlarla:
- Biliyor musunuz 500 yıl içinde, üstünde yaşadığımız "yer" küresini "uzay"dan seyretmemiş kimse kalmayacak dünyada.
Bülent'in arkadaşı, gülerek gözlerimin içine baktı:
- O kadar sürer mi, dedi.
Sanki hiçbir politikacıda bulunmayan, değişik bir tılsım vardı kendisinde.
Şayet içki saati olsaydı, kesinlikle bir kadeh de Jules Verne'in anısına kaldıracaktık.
* * *
2008'e 3-4 saat kala sevgili Şafak Barış'la, eşi Yük. Müh. Doğan Barış da geldiler eve.
Karşılıklı kutlamalar, alınıp verilen armağanlar.
* * *
Esprili armağanlar bulma starı olan Şafak, 2 tarafı da boş ve beyaz olan, bir de kartpostal getirmişti Prag'dan.
Kartpostalın bir yanı adres yazmak, öteki yanı da birkaç satır karalamak içindi.
* * *
Meğer ne kadar hünerliymiş o kartpostal.
Birkaç satır selam kelam yazılacak yanını, şöyle tırnağınla azıcık dürtünce; birdenbire yaylanarak -altında saklananla birlikte- karşılıklı 2 kapak dikiliyordu karşına.
Kapaklardan gizlenmiş olanı biraz daha küçük ve kavisliydi; Prag'ın ünlü saat kulesinin resmiyle, yan yana iki yuvarlak deliği vardı.
* * *
Karşısına dikilmiş öteki büyükçe kapağın iç tarafında ise, kulenin saatinden yan yana 2 tane...
Ve de efendim gözlerini küçük kapağın 2 yuvarlak adeseli deliğine dayayınca; Prag'ın ünlü saat kulesi 3 boyutlu olarak, canlı mı canlı çıkıyordu karşına.
* * *
Gözlerimi, kartpostalın gizli dürbününe dayamış Prag'ın saat kulesine bakarken; Roma'nın eski meydan saatleri üstünde yazan Latince bir söz kıpırdadı yüreğimde:
"Vulnerant Omnes Ultima Nocat - Her geçen yaralar, sonuncusu öldürür"
* * *
Televizyonda, bir deniz akvaryumunun renkleri çeşit çeşit balıkları dolaşıyor ve bir zamanların ünlü şarkıları çalıyordu; "Sen beni kollarına aldığın zaman, toz pembe olur hayat..."
* * *
Solmaz, ömür takviminin son yaprağına ait şiirler okumamdan hoşlanmadığı için; 395 gün sonraki yılbaşına görünmez bir soru işaretinin fiskelerini vurmuyordum ama, TV ekranındaki mercan kayalıkları arasında dolaşıp duran renkli balıklarla birlikte bazen Edip Ayel'in birkaç mısraı görünüyordu gözlerime:
Bir gün gömecekler beni şehrin varoşunda
Boş geçti ömür, kaç günümüz kaldı ki şunda?
* * *
Sofradaki konular ise çok değişikti ve yılın bitmesine 40 dakika kalmıştı. Şöyle azıcık bağırır gibi:
- Yahu, dedim; şu dakikalarda dünyada yaşayan 6.5 milyar insandan hiçbirinin aklına gelmeyen bir soru bulalım mı?
* * *
Sonra soruyu da kendim saptadım:
- Acaba Christophe Colomb, 1500 yılına nasıl girdi; 1499 yılı biterken saat 24'ü vurduğunda?
* * *
Gülüştük...
Dışarıda havai fişekler patlamaya başlamıştı.
* * *
Dün sabah, yani 2008 yılının ilk sabahında ise saat 7 sularında sokakta kimseler yoktu. Sadece gençten bir adam, çöp bidonunu karıştırıyor ve işine yarayacak çöpleri alıp, torbalı arabasına atıyordu.
* * *
Yeni yıl kutlu olsun cümlemize.
c.altan@prizma.net.tr

Cafe