
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
2007'den 2008'e...
2007'yi uğurlayıp 2008'e girdik... Girdik de ne oldu? Şairin dediği gibi;
"Beşerin böyle dalaletleri var
Put'unu kendi yapar, kendi tapar!"
Yılbaşını da kendi icat eder, eskisini uğurlar, yenisini kutlar.
***
ŞÖYLE bir düşünün:
"2007'de ne oldu?" diye.
Herkesin, hemen hemen ortaklaşa sayacakları vardır ama, bir de özeller.
Mesela biz, yetmiş yıllık yaşamımızın en büyük acısıyla karşılaştık, 50 yıllık eşimizi 25 günde kaybettik.
***
BU acımız, bir de öğrendiklerimiz var.
Geçen gün bir yemekteydik, sofrada Prof. Dr. Halil Azizlerli de vardı. Başımız ağrıyınca bir aspirin istedik, tam bir bardak suyla içecektik ki, Prof. Azizlerli müdahale etti:
"Aman içme!"
Kalakaldık:
"Niye?"
"Alkolle aspirin tehlikelidir, mide kanaması olabilir."
İçmedik ama, aklımıza takıldı:
"Doktor, zaten başım içkiden ağrıyor, hiç ilaç içemeyecek miyiz?"
"İçersiniz ama, aspirinle almanız doğru değil, başka ağrı kesici ilaç kullanabilirsiniz."
2007'nin son günlerinden birinde bunu öğrendik.
***
OLDUM olası beceriksizler, yeteneksizler, mizahı ve komediyi küçümser, dudak bükerler.
Son yıllarda, özellikle televizyonlar böyleydi. Ya vurup kıracaklar ya da ağlatacaklar. Mizah, komedi yok! Sanki seyirci, mizah, komedi istemiyor.
Hiç de böyle olmadığı 2007'nin son günlerinde anlaşıldı, televizyon seyircilerinin çoğu, birbirlerine gülerek soruyor:
"Komedi Dükkânı'nı seyrettin mi?"
"Komedi Dükkânı" Tolga Çevik ile Salih Kalyon'un "TV 8"de oynadıkları bir komedi. Gülmeye başlıyorsun, bitinceye kadar gülüyorsun... Sadece sesi duyulan yönetmen, ikisini de kılıktan kılığa sokuyor; Noel Baba yapıyor, bayramda misafir karşılıyorlar, biri ressam, biri model oluyor.
Seyretmeye doyamıyorsunuz...
Meğer komediye ne kadar hasret kalmışız, kendi söyleyip kendi gülenlerden sonra...
Bizim "Kaçırmayın, seyredin" dememize gerek yok, kulaktan kulağa öyle yayılıyor ki!
Geçen gün bir arkadaş, "Metin (Akpınar) ile Zeki'nin (Alasya) unutulmayan günleri!" dedi.
Bizden ufak bir uyarı, Yılmaz Erdoğan ile Tolga Çevik arasındaki "Usta-Çırak" ilişkisini biliyoruz ama, Tolga Çevik konuşurken yer yer Yılmaz Erdoğan konuşuyor sanırsınız.
***
2007'DEN kalma bir borcumuzu ödeyelim. Hem bu borç, okura borç...
Ali Sirmen, pazar günleri yazdığı "Seygiliye Mektuplar"ı kitap haline getirdi (Cumhuriyet Kitapları).
Kitapta bize de yer var.
Meğer biz, Bahariye'de komşu sokaklarda oturmuşuz, tabii yaş farkıyla... Onlar Bademaltı, biz Dalga Sokak'ta. (Sokağın adı bizim o yıllarımıza ne kadar uygunmuş.)
Bundan sonrasını sevgili Ali Sirmen anlatsın:
"Gazeteciliğe erken başlamış olan Hasan Pulur, ben daha üniversite öğrencisiyken Milliyet'te ünlü bir köşe yazarı olmuştu. Muhabirlikten gelmeliğin getirdiği ustalıkla Olaylar ve İnsanlar köşesinde son derece ilginç olaylar ve gözlemler aktarırdı.
Benim gençliğimde bir deyim vardı; Tam Hasan Pulur'luk olay. Hasan Pulur ile ilgili kendisinin bilmediği bir olayı aktararak noktalayayım Sevgili.
Dostum rahmetli Kürşat Kutay olayları ve basını yakından izleyen, çok okuyan bir kişiydi. Medyanın yozlaşmasından o da şikâyetçiydi. Ama sevdiği, dürüstlüğünden kuşkuya düşmediği gazetecilerin de üstüne titrerdi. Günün birinde, benim beğenmediğim ama onun izlediği bir garip yazar, Hasan Pulur'a yakışıksız biçimde sataştı.
Kürşat, yazıyı okuyunca adamın telefonunu buldu ve aradı.
- Beyefendi, dedi. Sizi ilgiyle okuyordum. Ama Hasan Pulur gibi artık örneği az kalmış dürüst bir yazara yakışıksız sataşmanızı kabul edemem, üzülerek söyleyeyim ki, bundan böyle sizi izlemeyeceğim..."
Böyle bir okura, teşekkür borcumuz olmaz mı?
Allah rahmet eylesin...
h.pulur@milliyet.com.tr

Cafe