
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
Buyrun, karar verin, görelim!
KARAR vermek çok güç, çok zor, insanın değerlerini aşıp geçiyor.
Diyeceksiniz ki, zor olan karar vermektir ama kararı verdikten sonra kolaydır, ya kazanırsın, ya kaybedersin.
Bir de dönüşü olmayan kararlar ve sonuçlar vardır.
* * *
ZOR olanı da budur işte, çünkü vicdanınla baş başa kalırsın. Doğru mu yaptım, yanlış mı yaptım, diye kıvranıp durursun.
Üstelik bu karardan geri dönmek de yoktur, hele senin yüzünden bir başkası zarar görmüşse...
* * *
BİR örnek...
Yılbaşı akşamı kuruyemişçiye gitti, biraz fındık fıstık aldı, patron hesapladı, çırağa gösterdi:
"Yirmi bir lira elli kuruş!"
Çıkardı 50 lira verdi, çırak kasadan 30 lira aldı, iade etti.
Müşteri şöyle bir düşündü, çırak eksik almıştı, uzattı:
"Sen yirmi lira almışsın, oysa yirmi bir lira elli kuruş tutuyor!"
Patronun kulakları kabarırken gözleri çakmak çakmak bakıyordu, çırak da, müşteriye "Ne yaptın?" der gibiydi.
Patron 50 lirayı yeniden bozdu, 21 lira 50 kuruş aldı, üstünü verdi.
* * *
MÜŞTERİ dışarı çıktı, vicdanıyla hesaplaştı:
"Doğru mu yaptın?"
"Evet, doğru yaptım!"
"Şimdi patron, çırağın canına okur, belki, işten bile atar!"
"Peki ne yapsaydım, eksik para almasına ses çıkarmasa mıydım?"
"Evet, dünyanın doğrusu, sen mi kaldın?"
"İyi ama, biz böyle yetiştik!"
"Hay yetişmez olaydınız! Çırak sana parayı eksik verseydi, sen eve girdikten sonra bunun farkına varıp dükkâna koşsaydın, patron eksiği kabul eder miydi?"
Öfff, sıkıntı bastı, vicdanıyla anlaşamıyordu...
Karar vermek ne kadar zordu...
* * *
GECE arkadaşlarından birine olayı anlattı, o da bir başka olay anlattı.
Sabah fırın arabaları mahalleyi dolaşır, bakkallara ekmek dağıtır, eğer bakkal dükkânı açmamışsa, ekmek kasasını orada bırakır, içinde diyelim 50 ekmek vardır.
Birkaç gündür bakkalın dikkatini çekti, arada sırada kasadan 50 yerine 48 ekmek çıkıyordu, fırıncı kabul etmedi, "Ben elli ekmek bırakıyorum!" diyordu.
Bakkal mahallenin çocuklarından birini gözcü tuttu, ekmek hırsızını yakalarsa çikolatayı hak edecekti...
* * *
İKİ gün sonra kıyamet koptu, hafiye çocuk, ekmek hırsızını yakalamıştı, kendi akranı bir çocuktu, gürültüye bakkal yetişti, çocuk bas bas bağırıyordu:
"Yetiş amca, hırsızı yakaladım!"
Gürültüye kapılar, pencereler açıldı, her kafadan bir ses çıkıyordu:
"Bırak gitsin!"
"Vur kıçına iki tane!"
"Polise haber ver, yılanın başını hemen ezmek lazım!"
Neyse bakkal insaflı çıktı, "Hadi bakayım, bir daha yapma!" diye çocuğun kulağını çekti, hırsızı yakalayan çocuğa da "Çikolatan hazır!" diye göz kırptı...
* * *
O sırada başörtüsünü örtmeye çalışan bir kadın, hırsızı yakalayan çocuğun koluna yapıştığı gibi, kıçına kıçına vurup sürüklüyordu.
Mahallenin yaşlılarından biri müdahale etti:
"Hanım ne vuruyorsun çocuğa, o hırsızı yakalattı!"
Kadın o hışımla adama döndü:
"O evdeki insanlar aç biliyor musun? Baba işsiz, anne hasta beş kardeş aç! Buna mı kalmış hırsızı yakalatmak!"
Yaşlı adam üsteledi:
"Peki hanım hırpaladığın bu çocuk senin neyin?"
"Oğlum! Ona mı kalmış, hırsızı yakalatmak?"
* * *
BUYRUN...
Karar verin bakalım.
h.pulur@milliyet.com.tr

Cafe