
|
|
|
 |
|
|
Bu fotoğraf içimizi acıttı
Satır Arası / Deniz Sipahi
Bugünkü Milliyet Ege’de fotoğrafları göreceksiniz.
Bunun neresi ''gençleştirme çalışması''dır?
İzmir’in akciğeri Kavacık’ta yarım asırlık çam ormanları birer birer kesilmiş.
Muhtar Ayhan Kaya’nın sözleri ise çok daha düşündürücü.
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararıyla birinci derece doğal koruma ilan edilen bölgede sadece evlerin bulunduğu alan üçüncü derece sit ilan edilmiş.
Diyor ki...
''Bizler SİT alanı ilan edildiği için kendi ba€ ve bahçemizde elimiz kolumuz bağlı kalırken, bu yasayı çıkartan devletin, tek bir ağaç dalı toplamanın bile yasak olduğu yerde ağaçları kesmesine bir anlam veremiyoruz...''
Doğrusu bizler de bir anlam veremiyoruz.
Orman Bölge Müdürü İbrahim Çiftçi ise, ''Doğal gençleştirme yapıyoruz'' diyor.
Ama konuştuğum uzmanlar gençleştirme çalışmalarının daha farklı yöntemlerle de yapılabileceğini söylüyorlar.
Doğal gençleştirme uygulamalarında ormandaki ağaçların bol tohum verdikleri bir yılda yaşlı bireylerden bir kısmı kesilerek toprağın ışık görmesi, dolayısıyla toprağa düşen tohumların çimlenmesi öneriliyor.
Doğal gençleştirmede orman, üstteki yaşlı bireylerin tohumlarıyla gençleştiriliyor.
İleriki yıllarda gençliğin ışık ihtiyacı dikkate alınarak üsteki yaşlı ana ağaçlar yavaş yavaş kesilerek alandan çıkartılıyor.
Yani toptan bir kesimi çoğu kişi önermiyor.
Esas olanın iyi gelişme gösteren ağaçlar lehine onların besinine ortak olan diğer bazı ağaçların kesilmesi olduğunu ifade ediyorlar.
Yeni alanlar yaratmak kadar tahrip edilen alanların yeniden ormanlaştırılması, sağlığını kaybetmiş ormanların eski sağlıklarına kavuşturulması, sağlıklı olanların ise bu şekilde devamlılıklarının sağlanması hepimizin görevi...
Ancak Kavacık’ta karşımıza çıkan fotoğraf inanın canımızı çok acıtıyor.
Türkiye, her alanda gelişen teknolojileri gündelik hayatına adapte etmek zorunda.
Aksi halde milli servetlerimiz bir bir tükenecektir.
Önceliklerimizi yine unuttuk
Türkiye, 2008’e anayasa tartışmaları içinde giriyor.
Hükümetin birtakım zorlamaları ve ısrarları toplumda da büyük çelişkiler yaratıyor.
Geçmişte YÖK’e karşı olanlar, sırf bugünkü ortamdan dolayı YÖK’ü savunur hale geldiler.
Aynı şekilde anayasayı eleştirenler, mevcut olana razı durumdalar.
Gerçek olan şu ki; Türkiye’nin öncelikleri çok farklı konularda.
2008’in sadece Türkiye için değil, dünya için de zor bir yıl olduğu gerçek.
Ekonominin bıçak sırtı bir dengede olduğu dönemde anayasa tartışmaları korkarım ki yapılması gerekenleri yine erteleyecektir.
Oysa bazı konularda dün yapmamız gereken şeyleri hep ertelediğimiz için kangren olmuş vakalar yarattık.
Anayasa tartışmaları herkesin ikna olabileceği ve katkı koyabileceği bir dönemde yine ele alınmalıdır.
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|
|