Tek hedef kupa
İlk kez bir gece maçı oynayan Kırıkkalespor önünde erken gelen goller Yanal'ı rahatlattı.Kötü sonuçlar, teknik direktör değişikliği, yönetim krizi, ertelenen kongre, transfer muamması derken kaç kişi Trabzonspor'un Fortis Türkiye Kupası'nda kaçıncı maçını oynadığını biliyordu merak ediyorum.
Ersun Yanal'ın tribünden izlediği ilk mücadelede bordo-mavili ekip V.Manisaspor karşısında üç farklı bir yenilgi aldığında, kupanın bu sezon için en önemli hedef olacağını düşünenlerin sayısı da o kadardı bence.
Kısa devre arasından sonra yeni bir başlangıç adına Kırıkkalespor biçilmiş kaftandı Trabzonspor'a.
Tıpkı bir kutu enerji içeceği gibi.
Dokuz gün sonraki "anlamlı" Sivasspor sınavı öncesi moral olabilirdi alınacak bir galibiyet.
Barış istekliydi
İlk kez bir gece maçı oynayan Kırıkkalespor önünde erken gelen goller Yanal'ı rahatlattı.Benim gözüm, ilk on birde sahaya çıkan Barış'ın üzerindeydi. Yanal'ın alt yapıdan çıkardığı genç futbolcu oyunda kaldığı sürede çok istekliydi. Attığı gol performansının karşılığı oldu.
Ve Umut'un yitirmeye başladığı özgüvenini kazanması adına fırsattı dünkü doksan dakika.
Transferde istediğini bulamayan Yanal'ı rahatlattı ikisi de!
Kalan tek hedef kupa olduğuna göre çarşamba günkü Adana Demirspor maçı, final kadar önem kazandı Trabzonspor açısından.
21. yüzyılda köle ticareti
Bunun adı olsa olsa 21. yüzyılda köle ticaretidir.İnsanlara çarşamba pazarında tezgaha konan mal kadar değeri olmadığını hissettiriyor, onları parayı bastırıp alabileceğiniz, sıkıldığınız vakit satabileceğiniz bir ticaret eşyası gibi görüyorsanız, bu tabiri yakıştırıyorum Beşiktaş kulübü ve benzerlerinin transfer politikalarına.
Del Bosque rezaletiyle yöneticilik sınavından sıfır çeken siyah-beyazlı yönetimin son icraatinden söz ediyorum.
Holosko'ya kaç para ödedikleri ya da gizli bir anlaşma yapıp yapmadıkları ilgilendirmiyor beni.
Beni rahatsız eden Vestel Manisaspor'a bu transfer karşılığı verilmek istenen Koray ile Burak'ın ne yerine konulduğu!"Gel bakalım Koray, sen ne düşünüyorsun? Manisa'ya gitmek istiyor musun? Kulübün çıkarları için bunu yapmamız gerekiyor" deme cesareti göstermeyen ortaçağ kafası sıkıyor canımı.
Ya da "Adım Burakoviç olsaydı herhalde daha fazla kıymetim olurdu" diye haklı isyan eden Burak'ın yaşadığı ruh hali!
Ne kolay değil mi, yüzüne söylemeye yüzün olmadığı için telefonun ardına saklanıp "Seni Vestel'e verdik" demek!
Onca emeği, özveriyi yok sayabilmek.
Dün üç kuruş az paraya imza atması için dil döktüğün, forma aşkıyla kandırmaya çalıştığın futbolcuya bugün profesyonellik masalları anlatmak!
Ya Manisaspor Başkanı Kenan Yararlı'ya ne demeli?
"Onlar bizi istemezse biz de onları satarız" diyen zihniyete?
Futbolcu mal ya!..
Duyguları olmayan, hissetmeyen, düşünemeyen, fikirlerini ifade edemeyen, gel dediğinde gelecek, git dediğinde gidecek...
Sendika şart
Bir de bu trajediyi oturdukları yerden umarsızca seyredenler var.Profesyonel Futbolcular Derneği gibi.
Futbolcu hakkını savunmak için kurulan, ancak Futbol Federasyonu genel kurullarında sahip olduğu tek oyun ağırlığını tartmaktan başka somut hiçbir işlevi olmayan dernekten!..
Eee böyle başa böyle traş.
Koray ve Burak yaşadığımız son örnektir.
Geldiğimiz nokta ise sözün bittiği yer.
Kritik karar, tüm profesyonel futbolcuların gerçek bir örgütlenme içine girip girmeyeceği, yani sendikalaşma sürecini başlatıp başlatmayacağıdır.
Karar, herkesin her şeyi konuştuğu ortamda, futbolun gerçek emekçilerinin kendi haklarına sahip çıkmasıdır.
Transferinden, cezasına, sakatlığından emekliliğine kadar pekçok alanda söz sahibi olmasıdır.
Sarartılmaya çalışılsa da bir dönem sendikalı olmanın ne demek olduğunu bilen bir medya çalışanı olarak futbolcu kardeşlerime diyorum ki;
Çağdaş kölelik sisteminin parçası olmak istemiyorsanız daha fazla sessiz kalmayın!
Gücünüz ve aklınız yerindeyken harekete geçin.
Gün o gündür!
Türk'üz, bize bir şey olmaz!
Anımsayın.
Avrupa Birliği - Türkiye ilişkilerinde dönemin Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu'nun da üyesi olduğu AKP hükümeti "uyum yasaları" adı altında radikal değişikliklere imza attı.
Örneğin AB'nin talebi doğrultusunda içlerine sinmese de Vakıflar yasasındaki düzenlemeleri meclisten geçirdiler.
Ceza Kanunu, Dernekler Kanunu, Milli Güvenlik Kurulu Kanunu, Toplantı ve Yürüyüşler Kanunu, Medeni Kanun gibi siyasi ve sosyal yaşamı yeniden şekillendiren radikal değişiklikleri kabul ettiler.
Sonra da bu yasaları AB'nin onayına sunup "Nasıl iyi olmuş mu?" diye sordular.
Bu arada "Türkiye'yi FIFA'ya şikayet edenler vatan hainidir" diyenler "Türkiye'de özgürlükler kısıtlanıyor, siyasi baskı var" şeklinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan türban şikayetlerini de tebessümle seyrettiler!
Diyeceksiniz ki, ne ilgisi var AB ile FİFA'nın?
Çok ilgisi ve benzerliği var.
AB üyeliği uğruna en kritik yasalarınızı değiştirdiğiniz ve sistemin parçası olmak için çaba gösterdiğiniz dönemde, işinize gelmediği vakit "Kimse bizim yasalarımıza karışamaz" restleşmesine giremezsiniz..
Örneğin, demokratik yollarla seçilmiş bir dernek ya da federasyon yöneticisini iktidar gücünü kullanarak değiştirmeye kalkamazsınız.
Ya da o makama yandaşlarınızı oturtmak için siyaseti kullanamazsınız.
Kulüp başkanlarını bu oyunun bir parçası yapamazsınız.
Yok, bu tarz bize uymaz, "Türk'üz, bize birşey olmaz" diyorsanız!..
A Milli Takımı, Galatasaray'ı ve Fenerbahçe'yi riske atacak yaptırımları da göze almışsınız demektir.
Ruhun şad olsun
Dünkü çocuk denecek benim bile Gündüz Tekin Onay ile tanışıklığımın çeyrek asra yakın bir geçmişi vardı.
İyi bir dost, iyi bir ağabey, iyi bir yol göstericiydi.
Değerli bir fikir adamı, yeri doldurulmayacak akil bir futbol aşığıydı.
Eğitici, öğretici, mükemmel bir yöneticiydi.
Futbola yön verenlerdendi. Hasta yatağında bile gündemi takip edecek kadar futbol gönüllüsüydü.
Daha vefatından kısa bir süre önce doktorundan izin alıp tekerlekli sandalyesine oturup geleceğin yıldızları için başlattığı projenin törenine gitmişti.
Kurdelayı keserken bitkin, ama gözleri ışıl ışıldı.
İnsanlığı, bilgisi ve yüreğinin sımsıcaklığı ile dokunduğunu büyüleyen bir ustaydı.
Yaşlanıyoruz mu ne?
Son bir kaç yıldır sevdiklerimi, arkadaşlarımı, dostlarımı teker teker yitirmeye başladım.
Çok üzgünüm.
Futbol ailesi gibi ben de onun yokluğunu yaşadıkça hissedeceğim.
Ruhun şad olsun Gündüz ağabeyim!
Bıçakcı ne demek istedi?
Eski Futbol Federasyonu Başkanı Levent Bıçakcı'yı anlamakta zorluk çekiyorum.FIFA ve UEFA'daki işleyişi en iyi bilen futbol adamlarından birine "Bugün ortaya çıkan duruma FIFA müdahale eder mi?" diye soruyorlar.
Bıçakcı "Etmemeli" diye garip bir yanıt veriyor.
Nasıl yani?
Edeceğini düşünüyorsan "eder" de...
Hayır etmeyeceğinden eminsen "edemez" de.
Ya da "Edilebilir bir durum var ama etmemesini temenni ediyorum" de.
Soruya sokaktan geçen herhangi birine sormuyorlar ki!
UEFA Tahkim Kurulu üyesine yöneltiyorlar.
Peki o zaman demezler mi sayın Bıçakcı'ya;
"Başkanlığınız döneminde FIFA'nın MHK için istediği değişiklik, bugünkü kaotik durumdan çok daha mı önemliydi ki, üç günde yasayı revize ettiniz?"
Görünen o ki sayın Bıçakcı, 18 aylık başkanlığı döneminde politikacılardan çok şey öğrenmiş!
cersen@milliyet.com.tr

Cafe