
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Gemilerde "iskele" solda "kırmızı"; "sancak" sağda "yeşil"
Bu kez de Nasreddin Hoca, dostlarını karşısında toplamış, onlara soruyordu:
- 3 bir yanı Karadeniz, Marmara Denizi, Ege Denizi, Akdeniz'le çevrili Anadolu yarımadasında yaşayan 16 milyon ailenin 10'da 1'i bile; bir geminin "kaptan köşkü"ne göre "sol" tarafına "iskele" dendiğini ve "kırmızı" ile belirlendiğini; "sağ" tarafına da "sancak" dendiğini ve "yeşil" ile belirlendiğini bilmiyorsa; öyle bir yarımadada sizce çağdaş bir yönetim nasıl olur?
***
Bekri Mustafa, koynundan çıkardığı şarap şişesinden bir fırt çekti:
- Yarısı tava, yarısı ızgara olur, dedi.
***
İncili Çavuş:
- Karada yelken açanlar kendilerini kaptan sanıp, nutuk söylemeye başlarlar, dedi.
"- Pupa yelken gidiyoruz.
***
Bektaşi babası da:
- Ne olmuşsa, o olur, dedi; "gelişmiş" olmaya demir atmak yerine, "gelişmekte olmaya" kazık kakılır.
***
Bir yolcu otobüsünde annesinin kucağında bir oğlan çocuğu ile karşılarında yaşlıca bir bey oturuyordu.
Yaşlıca beyin boğazında iyice şişkin bir guatr vardı.
***
Annesinin kucağında oturan küçük oğlan, ikide birde parmağıyla yaşlıca beyin şişkin boğazını gösteriyor:
- Anne bak bak, yumurtayı soymadan yutmuş adam; boğazında kalmış, diyordu.
***
Küçük oğlanın, parmağıyla göstere göstere guatrıyla alay edip durması; sinirlendirmişti yaşlı adamı da sonunda:
- Buraya bak piçkurusu, dedi; parmağınla beni gösterip durmaktan vazgeçmezsen, seni de çiğ çiğ yer yutarım sonra.
***
Küçük oğlan gülmeye başladı kahkahalarla:
- Sen mi, beni mi çiğ çiğ yutacaksın, dedi; önce yuttuğunu bitir bakalım da görelim.
***
Başkan Bush'a, her fırsatta Irak'ı gösteren küçük ülke diplomatlarına da yakışabilir bu fıkra; başkentin ilçelerini bile kerpiç barakalardan kurtaramamışken:
- Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda...
Diye, nutuk atmaktan usanmayanlara da...
***
Meksika'da, lüks mü lüks bir limuzinle dolaşmakta olan dolar milyarderi bir Amerikalıyı, ormanlar içinde bir haydut çetesi durdurmuş.
Önce milyarderi arabadan indirip, giysilerini çıkartmışlar ve adamı çırılçıplak bıraktıktan sonra da; arabasını, cüzdanını, giysilerini alarak tüymeye hazırlandıkları sırada, milyarder yalvarmaya başlamış:
- Hiç değilse birkaç şey bırakın bana...
***
Çetenin başı şöyle bir yutkunmuş ve haydutlardan ağzını oynatıp duran birine:
- Hey Alfredo, demiş; geriver şunun sakızını.
***
Hazine'den geçinmeli "mevki sahipleri"nin de, yoksulluk sınırının altında olanların da, yolları kardan kapanmış yüz binlerce köylünün de kulakları çınlasın.
Şükür ki hepsinin de ağzında aynı sakız var:
- Vatan, millet sağ olsun!
***
Borazan Tevfik'e sormuşlar:
- Elektriğe yapılan yüzde 20'lik zammı nasıl buluyorsun?
Borazan Tevfik, hünerini gösterip yellenerek bir ti' borusu çaldıktan sonra:
- Yükselerek dalgalanıyoruz, demiş.
- Nasıl yani?
- Biliyorsun bayraklar da, kazıkların üstünde yükselerek dalgalanıyor.
***
1799-1837 yılları arasında yaşamış ve Rus edebiyatının hem temellerini atmış; hem de evrensel ilk doruk şairi ve yazarı olmuş Aleksandr Puşkin'den; Sefer Aytekin çevirisi bir "sone" ile bitirelim yazıyı.
Şaire
Ey şair! Kulak asma sevgisine sen halkın;
O canım meth-ü sena, anlık gürültü geçer.
Kuru kalabalığın gülüşünü duyarsın
Ve aptalın hükmünü; fakat metin ol, boş ver.
Sen Çar'sın; yalnız yaşa, yolunda yalnız yürü;
Yürü, hür vicdanının seni çektiği yere.
Olgunlaştır sevgili meyveyi, tefekkürü;
Hizmetine karşılık bir mükafat bekleme.
Her şey sendedir sende; Büyük Mahkeme sensin.
Eserine, elden çok, kıymet biçebilensin;
Söyle ey titiz şair, sen ondan memnun musun?
Memnunsan, kalabalık varsın küfretsin sana;
Tükürsün, ateşini yakan ulu mihraba;
Şamdanını, çocukça öfkeyle sarsadursun.
c.altan@prizma.net.tr

Cafe