
Sedat ERGİN
Gezinin analizi
Gül ne amaçlıyor, Bush ne hedefliyor?
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Çankaya Köşkü'ne çıkmasından yaklaşık 5 ay sonra bugün Beyaz Saray'da ünlü Oval Ofis'te ABD Başkanı George Bush ile bir araya geliyor.
Bu gezi Gül'ün Cumhurbaşkanlığı açısından ne anlama geliyor? Türk-ABD ilişkileri açısından taşıdığı önemin derecesi nedir? Ziyaretin zamanlaması ne kadar isabetli? Yoksa bazılarının öne sürdüğü gibi, bugünkü Beyaz Saray buluşması "fast food" diplomasisi olarak mı görülmeli?
Gerek Amerikan tarafından aldığımız izlenimler, gerek dün uçakta Cumhurbaşkanı Gül ile yaptığımız sohbetin ışığında şu gözlemleri yapabiliriz:
GÜL NE AMAÇLIYOR?
Son 20 yıl içinde Türk başbakanları ve cumhurbaşkanları, -Ahmet Necdet Sezer istisna tutulursa- Washington'a gidip Beyaz Saray'da ABD başkanlarıyla görüşmeyi her zaman önemsemişler, buradan dünyaya ve Türk kamuoyuna verilen fotoğrafın siyasi liderliklerini güçlendireceğini düşünmüşlerdir.
Turgut Özal'la başlayan, Süleyman Demirel, Tansu Çiller ve Recep Tayyip Erdoğan ile devam eden bir çizgidir bu ve Abdullah Gül açısından da geçerlidir. Gül de kendisini daha kuvvetli hissederek dönecektir bu hafta sonu Türkiye'ye.
Gül, Anayasa Mahkemesi'nin tartışmalı 367 içtihadını doğuran, askerin 27 Nisan muhtırasına sahne olan oldukça sancılı, gerilimli bir dönemin ertesinde Köşk'e çıktı. Gül, şimdi Çankaya Köşkü'nde uzun bir cumhurbaşkanlığı dönemine hazırlanırken, ABD Başkanı ile en üst düzeyde kuracağı bir ilişki ile Köşk'teki döneminin dış desteklere ilişkin altyapısını güçlendirmeyi amaçlıyor.
Gül, aynı zamanda dış politikada kuvvetli bir rol oynamaya hazırlanıyor; özellikle de bölgeyle ilgili konular üzerinde aktif bir cumhurbaşkanı profili çizmeyi hedefliyor. Amerikan yönetimiyle en üst düzeyde tesis edeceği diyalog bu açıdan da önemli.
BUSH NE HEDEFLİYOR?
Bush yönetimi de Gül'ü Washington'a davet ederek, Türkiye'deki demokratik sürece desteğini tekrarlıyor ve yeni dönemde Türkiye'deki karar alma mekanizmasında önemli bir aktör olacağını düşündüğü Gül ile yakın bir şekilde çalışma arzusunu kayda geçirmiş oluyor. Bu davet, Gül'e ilk kez bizzat Başkan Bush tarafından kendisini kutlamak üzere yaptığı telefon konuşmasında aktarılmıştı.
Gül, 28 Ağustos 2007 tarihinde Ahmet Necdet Sezer'i Çankaya Köşkü'nden uğurlayıp makamına döndüğünde, Bush'un telefonuyla karşılaşmıştı. ABD Büyükelçisi Ross Wilson, bu daveti eylül ayında tekrarlayınca, ziyaretin hazırlıkları da hızlandı.
ELEŞTİRİLERE HAMBURGER YANITI
Basında Gül'ün ziyaretini eleştirenler, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kasım başında yaptığı Washington çıkarmasından tam iki ay sonra bu kez Cumhurbaşkanı'nın buraya gelmesinin isabetli olmadığını öne sürüyorlar. Bu eleştirilerde, Gül'ün kasım ayındaki başkanlık seçimini bekleyip ilk Beyaz Saray ziyaretini yeni yönetime saklamasının daha doğru olacağı tezi de işleniyor. Geziyi "fast food" diplomasisi olarak nitelendirenler bile var.
Gül, dünkü sohbetimizde, bu yöndeki eleştirilere çok fazla itibar etmediğini açık ifadelerle kayda geçirdi; hatta "fast food" eleştirisine, espriyle karışık, "Göreceğiz, belki de hamburger verir" karşılığını verdi. Gerçek o ki, mönü belli olmamakla birlikte, Bush ve Gül bugün öğle yemeği yiyecekler.
Başkan Bush, bugünkü görüşmenin hemen ardından Ortadoğu gezisine çıkıyor. Bu durum Gül ile Başkan Bush'un Ortadoğu konusundaki görüş alışverişini de önemli kılıyor. Gül, zaten bu gezisinin en önemli fasıllarından birini Türkiye'nin bölgeye ilişkin görüşlerinin Amerikan tarafına aktarılması olarak görüyor. Gül'ün bu sabah ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile yapacağı görüşmede de Pakistan konusunun geniş bir şekilde ele alınması bekleniyor.
İLİŞKİLERDE BALAYI DÖNEMİ
Gül'ün gezisi, Türk-ABD ilişkilerini kaplamaya başlayan balayı dönemine denk geliyor. Türk-ABD ilişkileri TBMM'nin 1 Mart 2003 tarihinde ünlü tezkereyi reddetmesiyle birlikte tarihinin en bunalımlı dönemlerinden birine girmişti. Bunu, 4 Temmuz 2003'te Süleymaniye'de Türk askerlerinin başına Amerikalı askerler tarafından çuval geçirilmesi skandalı izlemiş ve ilişkiler her bakımdan dibe vurmuştu. ABD'nin Kuzey Irak'ta üslenen PKK'ya seyirci kalması da ilişkilerin kötüleşme sürecini tırmandırmıştı. O kadar ki, pek çok gözlemcinin kanısı Türk-ABD ilişkilerinin artık bir daha kolay kolay iflah olmayacağı yolundaydı.
Ekim ayında PKK baskınlarından sonra Türkiye'nin Kuzey Irak'a müdahale niyetlerinin ABD'yi hareketlendirmesi ve kasım ayı başındaki Erdoğan'ın Beyaz Saray ziyaretinde Bush'un PKK'yı "düşman" ilan edip ardından girilen yakın istihbarat işbirliğiyle birlikte, Türk-ABD ilişkileri yavaş yavaş ısınıyor, bir toparlanma dönemine giriyor. Gül'ün gezisi, bu haliyle ilişkilerde girilen düzelme sürecine daha da ivme katacak gibi gözüküyor.
1 MART'IN MİMARI GÜL MÜYDÜ?
Gelgelelim, ziyaretin bu boyutunun gerisinde önemli bir paradoks da yatıyor. Türk-ABD ilişkilerinin kötüleşmesi 1 Mart'taki tezkere kriziyle başlamıştı. Bu tarihte Türkiye'de Başbakan koltuğunda Abdullah Gül oturuyordu. Recep Tayyip Erdoğan'ın aksine, Gül'ün tezkere konusunda istekli olmadığı Ankara'da açık sırdı.
Gül, o dönemde tezkerenin Meclis'ten geçmesi için yeteri kadar ağırlığını koymadığı gerekçesiyle ABD çevrelerinde sıkça eleştirilere hedef olmuştu. O dönemde Amerikalıların "tezkereyi yatırmakla" suçladıkları Gül'ün 5 yıl sonra ilişkilerdeki düzelme sürecini daha da ileri götürecek bir gezi için Cumhurbaşkanı sıfatıyla Washington'a ayak basması talihin bir cilvesi olarak görülmelidir.
AB'DEN AMERİKA'YA DOĞRU MU?
Son bir gözlem... Önceki gece uçağımız Atlantik Okyanusu'na doğru yol alırken, Gül bize uzun uzun ABD'nin "Türkiye'nin en önemli müttefiki" olduğunu anlattı, Ortadoğu sorunlarından söz etti. Dikkatimizi çekti, Gül AB'ye tam üyelik hedefine ilişkin tek bir söz etmedi.
Dış politikasının stratejik önceliğini AB'ye tam üyelik hedefi üzerine inşa etmiş olan AKP'nin ibresi, ikinci iktidar döneminde sanki Avrupa cephesinden Atlantik ötesine doğru kıpırdıyor gibi...

Cumhurbaşkanı Gül, kendisiyle aynı uçakta gelen Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin, Vatan Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu, Star Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu, Zaman Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, Sabah Genel Yayın Yönetmeni Ergun Babahan ve Hürriyet Ankara Temsilcisi Enis Berberoğlu ile görüştü.
Fotoğraf: AA-CUMHURBAŞKANLIĞI/AHMET SEVER
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, önceki gece ABD'ye giderken uçakta bir grup gazeteciye yaptığı açıklamalar sırasında ABD ile ilişkiler ve Irak konusunda önemli açıklamalarda bulundu.
ABD ile geçen yıllarda yaşanan sıkıntılı dönemin geride kaldığını ve yeni "pozitif" bir dönemin başladığını söyleyen Gül, Türkiye ile ABD'nin Irak'a bakışlarının da artık "çakıştığını" söyledi. Gül, ayrıca PKK'nın Irak'tan atılması halinde Türkiye'nin Irak'a katkılarının 10 kat, hatta "sınırsız" bir şekilde artacağını söyledi.
Gül'ün sohbet sırasında yaptığı açıklamalar ana başlıklar halinde özetle şöyle:
ABD EN ÖNEMLİ MÜTTEFİKİMİZ
Buraya yapılan seyahatler her zaman önemlidir. Türkiye-ABD arasındaki ilişkiler herhangi iki ülkenin ilişkilerinin çok ötesindedir. Bu ilişkilerin ikili olmanın ötesinde de bölgeye, çevreye, hatta dünyaya yansıyan neticeleri var. O bakımdan çok önem verdiğimiz bir müttefikimiz. Bizim herhangi bir müttefikimiz değil, en önemli müttefikimiz.
SIKINTILI DÖNEM BİTTİ
Geçen seneler içerisinde Türk-ABD ilişkilerinde bazı sıkıntılar oldu, ama bugün geldiğimiz duruma baktığımızda, bu sıkıntıların aşıldığı, tekrar güven ortamının oluşturulduğu bir dönemdeyiz.
Özellikle son dönemde Ermeni konusunun Kongre'de yönetimin katkılarıyla aşılması, PKK terörüyle mücadelede gelinen yeni safha ve Irak'taki gelişmeleri dikkate aldığınızda, Türk-Amerikan ilişkilerinin o dönemi atlattığını ve yeni bir dönemin başlamak üzere olduğunu görüyoruz.
EKONOMİ OLUMLU ETKİLENİR
Şu anda yeni, pozitif bir dönem var. Böyle bir dönemde bu ziyareti gerçekleştiriyoruz. Bu, yeni bir dönemin başlangıcı gibi görülebilir. Her şey gözden geçirilebilir, çok daha pekiştirilebilir. Bu gidişatın çok dolaylı olarak, hatta bazen direkt etki edecek kadar ekonomiye de çok etkisi olur. Türkiye'ye gelen, Türkiye'ye yapılacak yatırımlara, gerek Doğu'dan, gerek Batı'dan, nereden olursa olsun, çok etkisi olacağı kanaatindeyim
IRAK POLİTİKALARIMIZ ÇAKIŞIYOR
Terörle mücadelede karşılıklı kararlılık var... Irak konusundaki politikalarımızda daha önceki yıllarda çeşitli tereddütler varken şimdi politikalarımız çakışıyor. Politikalarımızın detaylarında farklılıklar olabilir, ancak Irak'ın siyasi birliğinin, toprak bütünlüğünün Amerikalılar tarafından da birinci mesele olarak görülmesi ile bunun tersinin başarısızlık olarak kabul edilmesi, politikalarının bu merkeze oturtulması var.
IRAK'A KATKIMIZ 10 KAT ARTAR
Irak meselesi bitmedi. Hâlâ konuşulacak çok şey var. Irak kendi kendini idare ediyor hale geldi demiyoruz. Ama şu anda işler bizim arzu istediğimiz istikamette gitmeye başladı. Dolayısıyla daha çok konuşabileceğimiz, daha çok işbirliği yapabileceğimiz alanlar var.
Özellikle terör örgütünün aradan çıkarılması, Irak'tan atılması Türkiye'nin Irak'a yapacağı katkıları, yardımları 10 misli, hatta daha da fazla artırabilecektir. Irak'ın kuzeyi de dahil olmak üzere bütün Irak'a Türkiye'nin yapacaklarının sınırı yok neredeyse. Bizim kadar etki edebilecek bir başkası yok.
SON ŞEHİTLERİMİZİ VERDİK
Başbakan'ın gezisi bir dönüm noktası olmuştur. Bir dönem noktalandı. Biz son şehitlerimizi verdik. Bu işi Irak'ı ve hava sahasını kontrol eden müttefiklerimizle yapmak daha doğru olurdu.
ABD gibi büyük bir makine dünyanın her yeriyle uğraşmak durumunda. Böyle büyük bir ülkenin dikkatini sizin istediğiniz konuya çekip onu oraya angaje etmek, imal etmek kolay olmuyor. Sayın Başbakan'ın gezisinde bu gerçekleştirilmiş oldu. Daha sonra neticelerini gördünüz. Bu iş devam ediyor.
SİLAHLA GELENE KUVVETLİ SİLAH
('Dağdakiler nasıl indirilecek' sorusu üzerine) Bu mesele bizim için hayat memat, can meselesidir. Burada hedef terörü bitirmek, terörden kurtulmak. Terör örgütünün, bu organizasyonun bitirilmesinde tabii ki bütün yollar devrede olur.
Bir taraftan silahımla karşındayım diyenin karşısına daha kuvvetli bir silahla çıkacaksınız. Diğer taraftan başka bütün unsurlar, ne gerekiyorsa, bütün bunlar...
SOSYAL BOYUTLARA DA BAKIYORUZ
Burada amaç ne? Şehit annelerinin yanına bir tane daha şehit annesi eklememek, gazilerin yanına bir gazi daha eklememek ve bu beladan kurtulmak. Onun için çok geniş kapsamlı çalışılıyor. Bunlardan hangi araç, nerede , nasıl konur devreye... O bu bir uzmanlık işidir. Bununla ilgili de çalışılıyor tabii...
Yani o söylediğimiz bir taraftan devletin kararlılığı var, diğer taraftan ekonomik, sosyal, siyasi psikolojik yönleri, bunların hepsi üzerinde çalışılıyor. Bunlar bütün devlet organlarının topyekûn çalışmalarıdır; hükümetin ayrı, askerin ayrı, polisin ayrı, muhalefetin yeri geldiğinde ayrı...
BİR GÜN ABD'YE CUMHURBAŞKANI OLARAK GELECEĞİNİZİ AKLINIZDAN GEÇİRİR MİYDİNİZ? SORUSUNA GÜL'DEN ESPRİLİ YANIT:
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, önceki akşam uçakta gazetecilerle sohbeti sırasında bu soruyla karşılaşınca önce uzun uzun düşündü, ardından "Galiba 1991'de Erbakan'la" dedi. Gül, bu gezi sırasında Washington'da Ulusal Basın Kulübü'nde gazeteci Ufuk Güldemir'le arasında geçen diyalogları da ayrıntılarıyla hatırladı.
Sonradan yaptığımız bir arşiv taraması, Gül'ün 1991'i yanlış hatırladığını, bu ziyaretin 14 Mart 1992 tarihinde gerçekleştiğini ve Gül'ün milletvekili olarak eşlik ettiğini gösteriyor. Daha sonra sayısız ziyareti oldu Gül'ün Washington'a. Örneğin 1994 yılında yine Erbakan'la geldi; Refah Partisi'nin dış ilişkilerden sorumlu genel başkan yardımcısıydı. Ardından 1997'de bu kez Refah-Yol'un Devlet Bakanı olarak geldi.
Bunu, 2001 yılında Refah'tan ayrılıp AKP'yi kurduktan sonra yeni partiyi anlatmak üzere Recep Tayyip Erdoğan'la birlikte geldikleri ve kendilerine konuşacak muhatap bulmakta zorlandıkları Washington gezisi izledi.
Peki, 1990'ların başında Necmettin Erbakan'la Washington'a geldiğinde, günün birinde Washington'a Cumhurbaşkanı olarak ayak basacağı aklından geçer miydi? Gül, bu soru karşısında önce güldü, ardından şöyle dedi:
"Ben 1991 yılında seçileceğimi bilseydim herhalde milletvekilliğine aday olmazdım. O tarihte Suudi Arabistan'da İslam Kalkınma Bankası'nda çalışıyordum ve yaz tatili için Türkiye'ye gelmiştim. Teklif geldiğinde seçilemeyeceğim düşüncesiyle aday oldum. Bankada çok iyi maaşım vardı, imkânlarımız iyiydi, diplomatik statümüz vardı. İlk maaşımla 1983 yılında Honda Accord araba almıştık. Seçilmem garanti olsaydı aday olmayacaktım."
Gül ekledi: "Zaten hanımı da aday olmaya öyle razı etmiştim..."

Cafe