Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 09 Ocak 2008 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Viyana, Konya, Milano, İzmir...

Benim Gözlü¤ümden / Nihat Demirkol

EXPO 2015 konusunda fotofinişe yaklaşırken, kent kültürünün dünü, bugünü ve yarını üzerinde fikretme ihtiyacımız ve daha önemlisi ''farkındalığımız artıyor'' umudunu taşıyorum. ''Kentleri yaşatan sihir, yaşayan kent olabilme becerileridir.'' Söylencelerin arkasına saklanıp, ''bir zamanlar maziye bak...'' şarkıları söylemekle kentler evrimleşemez ve sınıf atlamazlar. Değişimin gelişimi de içermesi gerekir; organizasyon becerileri de uluslararası vitrinlere yakışır olmalıdır. Geleneksel bir seyir zevkine dönüşen ''Viyana Filarmoni Orkestrası Yeni Yıl Konseri''nin sonuncusu, Viyana Televizyonu’nun 50. yılına rastlıyordu... NTV ekranlarında, elit müziğin nasıl aynı zamanda bir ''görsel şölen''e de dönüştürülebileceğini tekrar yaşadık. Çok değil, 2 hafta kadar önce de TRT ekranlarında ''Şeb-i Arus''u izlemiştik. Yüce Mevlâna’nın 800. doğum yılında... Organizasyon becerisi ve TV yayıncılığı açısından iki bu naklen yayının çarpıcı karelerini tartışalım istiyorum:
* * *
Yeni yıl konseri, 1870’lerden kalma bir müze-konser salonunda düzenlenmişti. Repertuvarda Strauss’un açılış münasebetiyle bestelemiş olduğu eser de seslendirildi. /Biz 800 yıllık Şeb-i Arus’u, spor salonlarından kurtaralı henüz birkaç yıl oldu; ne diyeyim? Hem geleneksel dekor, hem ışıklandırma ve peyzaj mimarlarının elinden çıkmış taze çiçek düzenlemeleri kusursuzdu./Göze hoş görünen hiçbir estetik mimari ayrıntı yoktu; sadece sağa sola anlamsız flamalar asılmıştı. Bırakın ihtişamı, sadelik ve tevazuyu bile resmedememiştik... İzleyiciler, tek galalık bir konsere nasıl bir kıyafetle gelineceğini çok iyi biliyorlardı. /Ne yazık ki davetliler ve izlemeye talip olanlar, bir mukabeleye, bir tasavvuf şölenine ve nihayet bir ibadete konuk olduklarının farkında bile değildi... Konsere gelenler hiç yerlerinden kalkmadılar; çünkü sanata, sanatçıya, kültürlerine ve kendilerine saygıları vardı./Bütün gece boyunca gelen-giden, inen-çıkan hiç eksilmedi. Arka sıralarda cep telefonuyla konuşanlar da çekirdek çitletenler de vardı... Bütün yayın boyunca, ne bir kablo, ne bir kamera-kameraman, ne mikrofon ne de hoparlör gördük; bale sanatçıları aynalı salonlarda dansederken bile bu özen gevşemedi./Bütün alet-ekipman ortalardaydı. Hem mutfak hem sofrayı izledik. Görevlilerin biri gitti, biri geldi... Dünya televizyonları, yerel sunucularla kendi dillerinde sundular programı. Az, öz, anlaşılır ve gerekli bütün bilgileri paylaşarak. Orkestra şefinin 83 yaşında bir Fransız ve repertuvarı ezberlemiş olması, önünde nota sehpası bulunmaması gibi ayrıntılara varıncaya kadar.../Türkçesi ve İngilizcesi anlaşılmayan sunucular ile neyi takdim ettiğini bilmeyen bir spiker hanım tarafından büyüsü bozulan bir yayına şahit olduk. Sadece Üstâd Tuğrul İnançer’e kulak verip, lezzet alması engellendi seyircinin. ''Niyazi Sayın’a plaket mi verilecek; o da kim?'' cümlesi bile yayına karıştı... Kameramanlar ve resim seçici, müzikten anlıyorlardı. Hem de yaylıların, nefeslilerin partisyonlarını takip edebilecek kadar. Her enstrümanı tanıyorlardı; kimin nasıl ve hangi açıyla çekileceğini biliyorlardı. Hiç hata yapmadılar./Baş başa vermiş iki neyzeni cepheden çekerek, sanatçıların bu nefesli saza hayat veren dudaklarını iki kocaman mikrofonla gizlemeyi başardılar. Işıklandırma ise, pavyondan az hallice, vasat bir sünnet düğününden daha kötüydü.
* * *
Demem o dur ki, ''Biz almayacağız, EXPO’yu bize verecekler'' diye tahmin yürütenler haklı çıkmasın. Başlıkta saydığımız 4 kentin geçmişi ile yaşayan kültürleri ve onun yansımaları başka başka şeylerdir. Talip olduğumuz ''fırsat'', bir dünya organizasyonudur. Daha öncekilerin hiçbirine benzemez. Sağda solda gördüğümüz geri-sayım tabelaları güzel de dikkat edelim sonunda elimizde patlamasın!

ege@milliyet.com.tr







EGE
Emeklilik hakkında her şey
Viyana, Konya, Milano, İzmir...
İzmir’e de metrobüs alınmasını istiyoruz
Mehmet Ağar’a katılmıyorum





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Necati Çetiner
Nihat Demirkol
Özgür Kaynar
Deniz Sipahi

   
© 2006 Milliyet