Holosko rüzgârı
Holosko sağa sola depar atıyor. Arkadaşlarını pozisyona sokuyor. Pozisyona giriyor ve takımı sürekli etkin konuma getiriyorÖnce Diyarbakır Belediye, sonra Ankaraspor. Elbette kupadaki zayıf rakipler yenilenen Beşiktaş için şimdilik kesin bir ölçü olamaz. Bu Beşiktaş gerçek çapını kendi sahasında oynayacağı derbilerde gösterecek. Ligdeki iddiasını belirleyecek olanlar da zorluk derecesi yüksek maçlardır.
Ama kesin olan şu ki, sezonun ilk yarısında Avrupa'da ve ligde en kötü maçlara imza atan Beşiktaş'ın yerine yapı ve kimlik değiştirmiş, dayanışması ve sinerjisi artmış hamleli, atak, basan ve meydan okuyan bir Beşiktaş geliyor.
Pahalı transfer Holokso'nun takımda yarattığı hava beklenenin üzerinde pozitif...Başka takımlarda futbolcular böyle aşırı değerle gelen meslektaşlarına çok sıcak yaklaşmazlar, "o oynasın, o kurtarsın" moduna girip bir tür üstü örtülü direnişe geçerler. Jardelli Galatasaray'ı hatırlayalım mesela...
2007 geride kaldı
Holosko sağa sola depar atıyor. Arkadaşlarını pozisyona sokuyor. Pozisyona giriyor ve takımı sürekli etkin konuma getiriyor. Kuşkusuz Delgado ve Tello'nun liderliği onu besleyen en önemli unsurlar. Dün attığı gol orta alanda üç kişinin arasından söküp çıkardığı topu Bobo'ya aktarması ve onun asisti ile ağları bulması, alkışlanacak güzellikte. Ama benim asıl alkışım hücum aktörü olarak transfer edildiği halde oyunun akışı içinde savunma görevine de gönülden katılıp rakibini ceza alanına kadar kovalaması... Orada yaptığı penaltı da bir sorumluluk örneği. Penaltı doğrumuydu, yanlış mıydı? Bunu tartışmak gereksiz. Tartışılmaz olan güzellik Holosko'nun savunmaya, Cisse'nin de hücuma katılırken sergilediği entegrasyondur.Beşiktaş üç muhteşem golle rakibini sarsarak indirirken ligin ilk yarısında bir hakem kararıyla biricik golünün elinden alındığını ve aynı takıma karşı iki puan kaybettiğini de unutmayalım. Zaman zaman futbolu unutan, rakibinden korkarak sinen, savunmada kalıp kişiliğinden ve kimliğinden vazgeçen Beşiktaş artık 2007'de kaldı.
Kupanın şampiyonu kuşkusuz ligde de ağırlığını hissettirecek. Dileyelim bu rüzgârı Beşiktaş taraftarları da hızlandırır ama bir daha takımlarını yalnız bırakmazlar!
Erzik'in dikkatine!Türk Futbolu, delege yapısından kurullara kadar temel unsurları radikal biçimde değiştirilen yasadan sonra yeniden kaos dönemine giriyor.
Bu defaki kaos, belirsizlikler içinde sessiz ve derinden gündem oluşturuyor. Gündemin bir yanında da mahkemeler var. İdari tedbir kararları, federasyonun kayyuma emanet edilmesi, o karara yapılan itirazlar, FIFA'nın da giderek belirsiz ve çelişkili bir tutum sergilemesi kaosun derinliğini göstermeye yetiyor.
Kayyum heyeti gazetelere ilan vererek genel kurul delegelerinin kulüpler tarafından belirlenmesini, kulüpler dışındakilerin de kimlikleriyle başvurmasını istiyor. Federasyon Genel Sekreteri Lütfi Arıboğan bir yandan kayyum görevini yerine getirirken, bir yandan da genel sekreterlik unvanıyla profesyonel mesaisini sürdürüyor. Bu çelişkili ve tuhaf durum başka ülkelerde örneklenebilir mi? Bilemiyorum.
Acilciler mesaide!
Geçen hafta bu işleri ayrıntısıyla iyi izleyen bir dostumla konuştum.Haluk Ulusoy'u bir an önce koltuğundan indirip yeni başkan ve ekibini işbaşına getirmek isteyen "acilciler" mahkeme kararları, genel kurulun toplanması, seçim kararı alınması ve bir ay içinde seçim gündemiyle kongre yapılması hesaplarını tuttururlarsa, bunu en erken 20 Şubat'ta gerçekleştirebilecekler.
Türkiye Futbol Federasyonu'nun belirlediği genel kurul tarihi ise 27 Şubat 2008...
Hadi orada seçim kararı alındı, diyelim... Kongre 27 Mart'ta toplanır.
Yani bütün acilcilerin tüm çabaları 1 ay
için!
Elbette komik bir durum...
FIFA Başkanı Sepp Blatter, Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu'na gönderdiği mektupta yasa ile ilgili bazı çekinceleri olduğunu belirterek Türkiye'ye yapacağı ziyaretten önce genel kurulun toplanmamasını tavsiye ediyor.Ama nedense FIFA'nın aylar önce gözlenen sert, ödünsüz ve ilkeli tavrında da bir yumuşama gözleniyor... FIFA'nın bazı uzmanları, ikili görüşmelerinde eski duyarlılıktan uzak, daha anlayışlı ve uyumlu bir tavır sergiliyorlar.
Bu yumuşamanın dayanak noktası, şimdi siyasi iradenin de onay verdiği aday olarak Şenes Erzik mi ?
Kulisler sürüyor
Şenes Erzik, elbette Türk Futbolu'nu kaostan çıkaracak uluslar arası saygınlığı ve çözümleyici aklı olan çok değerli bir spor adamıdır. İki yıl önce Levent Bıçakcı'nın istifasından sonra toplanan genel kurulda aday olarak ortaya çıkmamış, o günün siyasi aktörleri de kendisine pek sıcak bakmamışlardır.Bugün siyaseten rövanş stratejisi, anlaşılan o ki sırf Haluk Ulusoy'u tasfiye etmek adına Şenes Erzik'e razı olmayı gündeme getirmiştir.
Erzik'in başkanlık hevesini bilmiyorum. Ama bu rüzgâra kapılmayacağını gösteren bir duruşunu da göremedik bugüne kadar. Onun en yakınları kulislerini sürdürüyorlar. Erzik ses çıkarmıyor, kenarda beklemede!
Bu arada seçimle gelmiş başkanın yeni yasa marifetiyle değiştirilmesine ilk başta tavır koyan FIFA'nın sessizliği de bu aşamada dikkati çekiyor.
Ya FIFA ilkeleri?
Sanki İsviçre'de birileri, Erzik'e yeşil ışık yakmak, hiç değilse onun yolunu kesmemek için "Fransız kalma" moduna girmiş gibi...İyi ama ne olacak FIFA'nın ilkeleri?
Diyelim, Şenes Erzik, bir tür borçluluk anlayışıyla tertemiz ideallerine bağlı olarak seçime girdi ve başkanlığı devraldı...
Çok geçmeden, 6 ay sonra birileriyle ters düşerek aynı yol ve yöntemle tasfiye edilemez mi ?
Kimse Haluk Ulusoy ve ekibini korumaya, kollamaya çalıştığımı düşünmesin... Derdim, özerk futbolun nasıl bir oyuncak haline getirildiğini anlayabilmek, anlatabilmek...
Hayır, Erzik bu oyunun parçası olmamalı!
Gündüz Hoca'nın büyüklüğüCumartesi günü Gündüz Tekin Onay hocamızı sevgi ve saygı denizinde bir gemiye bindirerek toprağa verdik.
Kimler yoktu ki cenazede!
Hayat boyu anlaşamadığı insanlar... Zaman zaman ters düştüğü dostları, kavga ettiği arkadaşları...
En dikkatimi çekenler, başkanlık döneminde onun görevine son veren Levent Bıçakcı ile, kongre çekişmeleri içinde Tekin Onay ve arkadaşlarına sert bir tavır koyan Ayhan Bermek'ti...
İkisi de son derece üzgündüler. Cenaze namazında en ön saflarda yer tutarak hoca ile helalleştiler. O'na karşı duydukları saygıyı ifade ettiler. Orada gördüğüm insanlar, Hoca'nın büyüklüğüne bir kez daha inandırdı beni...
Hoca'yı kaybetmeden önce son yazımı onun için yazmıştım... Tekrarlamak istemiyorum.
Ama şu anekdotu da aktarmadan edemem :
Gündüz Hoca, bilenen merakı ve insanları etkileyen karizmatik kişiliğiyle doktorlarından en fazla 1 ay ömrü kaldığını öğrenmiş... Başkaları yıkılır ama Gündüz Hoca bu... Çevresindekilere şunu söylemiş heyecanla : "Ohoo... Bir ayda daha çook işler yaparız! "
Işıklar içinde uyusun... Hoca'nın yaşamı hepimize ders olsun!
Haydi Sivaslılar!Biliyorum, taşıma suyla değirmen döndürmek o kadar kolay değil ama, ne yaparsınız ki koşullar böyle...
Sivasspor, endüstriyel futbol ortamında hâlâ yerel kalabilen bir kulübün yapamayacağı işlere kalkışıp Süper Lig'de ilk yarıyı lider bitirdi ama, kasası tamtakır!
Geçenlerde sevgili dostum Bekir Kılıç, Erzurumlular gecesine davet etti beni... Erzurumspor için 1 saatte 1 milyon YTL topladılar. Onları takdirle izlerken, baktım ki Sivasspor için "tık"yok! Oysa 2,5 milyonu İstanbul'da yaşayan 6,5 milyon Sivaslı var bu memlekette... Katıldığım TV programlarında bu durumu dile getirip Sivaslıları kışkırtmaya çalıştım.
Şimdi haber alıyorum ki Sivas Valiliği'nin açtığı kampanya ile şimdilik 2 milyon YTL toplanmış.
Yetmez, en az 5 milyon olmalı!
Haydi Sivaslılar...Pamuk eller cebe!
agokce@milliyet.com.tr

Cafe