|
 |
|
|
İran gazı kesti Aliağa hatırlandı
Çeşitleme / Selim Türsen
Doğalgaza geçme yerine hava kirliliğinden yavaş yavaş ölmeyi tercih eden bazı İzmirliler, İran doğalgazı kesince herhalde haklı bir gerekçe buldukları için sevinmiştir. Öyle ya hem doğalgaza okkalı bir zam geldi hem de gazın her an kesilme tehlikesi var. Aslında toplum sağlığı için doğalgaz kullanımı İstanbul ve Ankara’daki gibi zorunlu hale getirilmeli ama bu başka bir yazı konusu. Benim asıl ilgimi çeken Aliağa Ticaret Odası Başkanı Adnan Saka’ın açıklaması. Bakın neler demiş Saka:
''Sıvılaştırılmış halde bekleyen bir metreküp doğalgaz, gazlaştırıldığında 600 katına çıkıyor. İran gazı kesti, Rusya da kesse Türkiye’nin 2-3 aylık ihtiyacını karşılayabilecek kapasitemiz var. Ama özel sektöre sıvı gaz ithal izni verilmediği için terminallerimiz tam kapasiteyle çalışıp verimli kullanılamıyor. Aliağa’daki terminallerimiz 2001 yılında dünyanın ikinci en büyük tesisleri olarak kuruldu ve 400 milyon dolara maloldu. Ama uzun süre atıl bekletildi. Cezayir’den, Nijerya’dan getirilen sıvılaştırılmış gazları eksi 163 derece depolayan 285 bin metreküp kapasiteli terminallerimizin Türkiye’nin enerji güvenliği açısından ne kadar önemli olduğu İran’ın bu yıl da doğalgazı kesmesi ile ortaya çıktı.''
* * *
Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı bir ülkenin, elinin altındaki milyonlarca dolarlık yatırımları iyi değerlendirememesinin, bürokrasinin kim bilir hangi çarkına takıldığından kaynaklandığını tahmin etmek güç değil. Yani tam bir Türkiye klasiği. Önce yüzlerce milyon dolarlık yatırımlar yapılmasına izin veriliyor. Sonra da haklı ya da haksız nedenlerle kurulan tesislerin çalışmasına izin verilmeyip atıl olarak bekletiliyor.
Aliağa Ticaret Odası Başkanı’nı tanımam, tesisleri kuran ve işleten firmalar hakkında da bir bilgim yok. Yani bu işin geçmişinde neler olup bittiğini bilmiyorum. Ama görebildiğim bir şey var. Dünyanın dört bir yanında kapı kapı dolaşıp Türkiye’ye yatırım daveti yapılırken, doğalgaz için İran’ın ağzının içine bakarken elimizin altındaki yüz milyonlarca dolarlık yatırımların doğru dürüst çalışmasına izin vermiyoruz.
Çözüm üretmekten aciz kafalar bürokraside, orada, burada durdukça bence bu ülkenin buralara gelebilmesine bile sevinmek gerek.
Tersine beyin göçü
Microsoft’un ABD Seattle’daki merkezi tam bir üniversite kampusü gibidir. Çalışanlar işlerine isterlerse şortlarıyla gider, isterlerse eşofmanla. Orada önemli olan beynin en verimli şekilde çalışabilmesidir. Microsoft’un sahibi Bill Gates emekli olmadan önceki son konuşmasında önümüzdeki 10 yılda bilgisayarlarda mouse ve klavyenin kalkacağını, masaların bilgisayar haline gelip üzerine konan yemeğin cinsini bile söyleyebileceğini anlatmış.
İşte dünyayı, insanlığın yaşam biçimini değiştiren bu projelerde birçok Türk’ün de imzası bulunuyor.
Microsoft’un Seaatle’daki merkezini ziyaret ettiğimde orada çalışan Türkler ile birlikte yemek yemiştik. O zamanlar en az 30 kişiydiler. Aralarında çok önemli projelerin başında olanlar vardı. İzmirli olanlar da vardı, İstanbul’dan gidenler de.
İşe başlayalı bir yıl olmuş Karslı bir genç kıza Microsoft’a nasıl geldiğini sorduğumda, Bilkent’te mühendislik eğitimi yaparken üniversitenin web sitesinde oluşturduğu CV’den kendisini bulduklarını anlatmış, ''Ama bana kalırsa derslerimin iyi olmasından daha çok dans kurslarına da giden sosyal bir kişilik olmam onları etkilemişti'' cevabını vermişti. Hükümet, yurtdışındaki beyin göçünü tersine çevirip Türkiye’yi araştırma merkezi haline getirecek bazı teşviklerin hazırlığında olduğunu açıkladı. Çok bile geç kalmış bu proje hızla hayata geçirilmeli. Dünyanın dört bir yanındaki beyin gücümüzden yararlanabilecek her türlü ortamı yaratabilmeliyiz. En değerli sermayenin akıl olduğu bu yüzyılda beyin göçünü ne kadar tersine çevirirsek o kadar gelişmiş ülke olma şansımız artar.
Cumhurbaşkanı Gül’ün EXPO seçimi
Bugüne kadar çok seçimler görmüş, geçirmiş sonunda Çankaya’ya kadar çıkmış Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, İzmir’in EXPO 2015 seçimini hiç aklından çıkarmadığı görülüyor. Seçim kazanmayı seven Gül’ün bu büyük ilgisini İzmir’in şansı olarak da görmek gerek. Son olarak kendisini ziyarete gelen Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği yöneticilerinden dünyanın dört bir yanındaki firmalarının genel merkezleri aracılığıyla İzmir’in EXPO 2015 adaylığı için lobi yapmalarını istemiş.
Aralarında Pfizer, Bayer, Novartis, Pasteur gibi dünya devlerinin bulunduğu bu gurubun yapacağı lobinin etkisi hele konu sağlık olunca tahminlerin çok üzerinde olacaktır. Bence tomografi, MR, röntgen gibi tıbbi cihazlar üreten Siemens, General Electric gibi dünya devleri de lobi taarruzuna dahil edilmeli. Eğer İzmir kazanırsa onların da kazanacağını hatırlatmak gerek. Yani işletmecilik deyişiyle tam bir win-win durumu var.
Bir de Cumhurbaşkanı Gül’ün yaptığını bütün Meclis üyeleri milli bir görev olarak üstlenip her uluslararası görüşmede gündemlerinin birinci sırasına koymalı. Bakanlar, iktidar ya da muhalefet milletvekilleri, önümüzdeki iki buçuk ayda yurtdışından gelen resmi heyetler ya da yurtdışına yapılan seyahatlerde, görüştükleri bakan ve devlet yetkililerine EXPO oylarını İzmir lehine kullanmaları için yoğun bir lobi faaliyeti sürdürmeliler. Unutmayalım EXPO’yu kazanmanın yüzde 75’i iyi lobi çalışmasından geçiyor.
stursen@milliyet.com.tr
|
|
|

|