Adı FIFA; dün sana bugün ona
Haziran, Aralık, Ocak (3)... Söyler misiniz Allah aşkına? FIFA'nın 6 ay içerisinde beş kez mektup gönderip, Futbol Federasyonu'nun hangi kurallarla yönetileceğini dikte ettiği, seçim sorgulaması yaptığı, siyasetçilerin oyunun dışında tutulmasını istediği, uluslararası faaliyetlerinin riske girebileceğini ima ettiği kaç ülke var yeryüzünde?Ya da federasyonun siyaseti, siyasetin federasyonu mektup diplomasisiyle FIFA ve UEFA'ya şikayet ettiği kaç memleket?
"Bıktım kavganızdan. Genel kurulunuza gözlemci gönderiyorum" resti çektiği kaç üyesi var FIFA'nın?
Bu kadar mı beceriksiz, bu kadar mı aciz ve korunmasız bir futbol kültürüne, çürük bir alt yapıya sahibiz biz?
Ayıptır! Yüz kere, bin kere ayıptır.
Türk futbolu dünyaya rezil olurken, gözlerini koltuk ve iktidar hırsı bürümüş kifayetsizlerin duracağı nokta neresidir?
İlla ki, rüzgâra göre yön değiştiren, rüşvet iddialarıyla kirlenen, kendini yönetemeyen federasyonları oyuncak haline getirmeye çalışan ve güçlünün düdüğünü çalan FIFA'nın masaya yumruğunu vurup "Bu işi de elinize yüzünüze bulaştırdınız" demesini mi bekliyoruz?
Yazıktır. Yüz kere, bin kere yazıktır!
İçine düştüğümüz şu yüz kızartıcı duruma bakın!..
Vinç operatörlerinin ve makam şoförlerinin genel kurul delegesi olduğu, iş adamlarının federasyon başkan adayı gösterildiği, belediye başkanlarının piyonlarına suflörlük yaptığı, futbolun gerçek temsilcilerinin oy hakkının elinden alındığı, siyasetin rant hesabıyla ele geçirmeye çalıştığı bir futbol yapılanması, dünyanın neresinde görülmüştür?
Federasyon kaynaklarını oy kaygısıyla peşkeş çeken, dün kolkola sandığa giderken bugün çıkarları çatıştığı için birbirine selam bile vermeyen insanlar, futbolun nesine, neresine katkı sağlayacaktır?
Ülkenin en üst düzey yöneticisinin federasyon başkanı görmek istediği kişiyle bir metropol belediye başkanının makamında yemek yemesi, genel kurul ve seçim planları yapması alışıldık bir tablo mudur?
Yüz kere, bin kere yazıktır!
Deveye sormuşlar; "Boynun niye eğri?" garibim "Nerem doğru ki" diye yakınmış ya!
İşte bizimki de o hesap!
Yarın bir genel kurul, ardından da büyük olasılıkla seçim yapılacak.
Yüreği, beyni temiz, sadece Türk futbolunun geleceğini düşünen, mesaisini bugünkü şikayetlerin ortadan kalkması ve sorunların çözümlenmesi için harcayacak, akil futbol sevdalılarına mı kalacağını sanıyorsunuz görevin?
Sakın böyle bir yanılgıya düşmeyin.
Sırtını iktidara dayamış, "O gitsin, gerisi önemli değil" diyen intikamcı zihniyetin tarafsız bir yönetim oluşturacağını düşünmek çok iyi niyetli bir beklentidir.
Kıyısından köşesinden işin içine girip, "maddi-manevi nasıl çıkar sağlarım" hesabı yapanlara acaba kim hayır diyebilecek?
Bu koşullarda o koltuğa oturmanın diyeti, tıpkı Haluk Ulusoy federasyonundaki gibi, günü geldiğinde istenmeyecek mi?
İsteyen üzerine alınsın.
Bu kirli oyuna bulaşmamış az sayıda gerçek futbol adamı kaldı.
Onların çoğu da yaşanan rezaleti görüp köşesine çekildi.
Yakın geçmişte alt kadroları siyasi yandaşlarla doldurulan başarısız bir federasyon deneyimi yaşadık.
Benzer bir ihtirasla oluşturulacak yeni yönetimin de uzun ömürlü olması bu anlayışla mümkün değil.
Mevta musalla taşında.
Hadi buyrun kaldırın.
Bakalım neresi elinizde kalacak?..
Alex'in forması kimde?

Anımsarsınız, geçen sezon Fenerbahçe'nin Galatasaray'ı 2-1 yendiği maçın ardından sahalarımızda ender rastlanan bir diyalog yaşanmıştı. Alex bitiş düdüğü ile birlikte hakem Selçuk Dereli'nin yanına gitmiş ve "Sizi uzun zamandır izliyorum. Daha önce fırsat olmadı. Formanızı istiyorum" demişti.
Brezilyalı yıldızın bu tavrı ertesi gün bazı gazetelerde "Dereli formasını Alex'e verdi" başlığı ile haber olmuştu!Avrupa'da sıkça rastlanan bu görüntüler bizim toplumumuzda garipsenmiş, farklı şekillerde yorumlanmıştı.
En ilginci, bugün aynı kulübün üç yöneticisiyle mahkemelik olan Selçuk Dereli maç formasını Alex'e verince, Fenerbahçe sempatizanı ilan edilmişti!
Maçın üzerinden bir yıl geçti. Geçenlerde bir arkadaşımla sohbet ederken olayın bugüne kadar bilinmeyen bir boyutunu daha anlattı.
Alex maçtan sonra hakem odasına inip Dereli'den teri üzerindeki formayı alırken, diğer eliyle biraz önce üzerinden çıkardığı 10 numaralı ıslak Fenerbahçe formasını da ona uzatmıştı.
El sıkışıp birbirlerine başarı dilemeleri alışık olmadığımız bir medeniyet göstergesi, hasret kaldığımız fair-play örneğiydi.
Şimdi Dereli'nin forması, Alex'in evindeki önemli köşelerden birinde, Alex'in on numarası ise Dereli'nin en değerli anıları arasında.
Ne üzücü ki her ikisi de bu jestin çirkinleştirilmemesi için suskun kaldı.
Endişe etmekte, haklıydılar!
Öküz altında buzağı aramayı maharet sanan akıl fukaralarından korunmak için başka ne yapabilirlerdi ki?
Kırmızı yanaklı çocuklar
Kırmızı yanaklı çocuğun adını son dönemlerde sıkça işitir olduk. Bugünlerde futbol denince, neredeyse her taşın altından o çıkıyor.
Çok değil, 3-5 yıl öncesine kadar Galatasaray antrenmanlarını kaçırmaz, Hakan Şükür ve Hakan Ünsal gibi isimlere büyük hayranlık duyar, onları havaalanında karşılardı.
Cemaate yakınlığını bir Amerika seyahatiyle tescilleyen ve henüz otuzlu yaşların başında ağabeylerinin kanatları altında yükselmeye başlayan kırmızı yanaklı çocuğun geleceği de bir hayli parlak.
Akrabalık ilişkileri sayesinde merdivenleri uçarcasına çıkması da bundan.
İsviçre milli maçında yaşanan rezaletin planlayıcılarına lojistik destek sağlayan bu çocuk, şimdilerde edindiği engin deneyimleri Türk futbolunu kurtarmak (!) için kullanıyor.
Korkusuz, çünkü sırtı sağlam!
Atılgan, çünkü kalıbına sığmayan bir enerjisi var!
Cesur, çünkü artık kontenjandan değil aileden biri!
Ne mutlu bize; yarınlarımız sayıları giderek artan kırmızı yanaklı çocuklara emanet!..
cersen@milliyet.com.tr

Cafe