|
 |
|
|
Bilgeler bir ülkeyi yönetebilir mi?
Satır Arası / Deniz Sipahi
Bu iddia benim değil Çağatay Üstün’e ait. Üstün’ün bazı görüşlerine zaman zaman köşemde yer veriyorum. Çağatay Üstün, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Etiği ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı Başkanı... Etik son dönemde en fazla tartışılan kavramlardan bir tanesi...
Bir hatırlatma yapıyor.
Yaşı elliyi geçtiğinde Çin bilgesi, filozof ve siyasal yönetici Konfüçyüs, önce bir kentin valiliğine, daha sonra da adaletin işleyişinden sorumlu bir kurumun başına getirilmiş. Ancak bu görevi o dönemin siyasi çalkantıları nedeniyle kısa sürmüş. Üstün’e göre Konfüçyüs için verilen bu örnek kötü sonlansa da umutlarımızı artırıyor.
Diyor ki... ''Demek ki hayalini kurduğumuz şey, yani bir bilgenin yönetici tayin edilmesi yüzyıllar öncesinde benimsenen bir tutummuş.''
Düşünür Platon’a, ''Toplumun nasıl huzur bulacağı'' sorulduğunda yanıtı, ''Bilgeler kral olduğu zaman'' şeklinde olmuş.
Herkesi şaşırtabilecek bu küçük cümlenin tarihsel süreçte hep gözardı edildiğine ben de katılıyorum.
Siyaset ve politika ile uğraştığını iddia edenlerin ya da bu konuda adım atmaya kalkanların Platon’un öğretisinden haberleri var mıydı? Pek sanmıyorum.
Çağatay Üstün’ün yorumu ise şöyle.
''Devletleri yönetmek... Bu kadar önemli ve sorumluluk isteyen bir görevin sadece siyasetçi olduğunu düşünen kişilerin yapmaya çalışması sı€ sularda yüzmeye benziyor. Çünkü etik ve ahlâk felsefesi ile bilinçlenmiş birisinin fikirsel derinliği ancak devlet kavramının özüyle bütünleşebilir. O halde etik ve ahlâk ilkeleri yönetimlerin ana teması olmalıdır. Bu yöndeki örneklerin azlığı bilgelerin yönetici olması konusunda haklılık gerekçesinin sona erdirilmesine neden olmamalıdır...''
Kolay mıdır bir bilge gibi yaşamaya ve çabalamaya çalışmak? Bir ülkenin zirvesinde gezinmek isteyen bilgelerin sayısı kaçtır?
''Her şeye rağmen etik'' diyebilecek... Aileden başlayarak toplumun her kesiminde eğitime önem verecek ve bunun ahlâk motifleriyle bezenmiş olmasına dikkat edecek... Etiği asla politikanın yozlaştırıcı yaklaşımlarına alet etmeyecek... Gidip gören, izleyen, sonuca ulaşması için uğraşısını sürdüren, toplumsal yaşamı olumlu yönde değiştirecek örnek adımlar atabilecek...
Kibirden uzak duracak, sözüne sadık kalacak... Doğru olanı cesaretle savunacak...
Merhamet ve hayırseverlik önem verdiği konuların başında gelecek...
Adaleti öncelikle etik ve ahlâk sistemin varlığıyla sağlamayı deneyecek... Dinlemeden ve iyice ölçüp biçmeden karar vermeyecek... Bilgiye, bilmeye ve tanımaya değer verecek... Örnek teşkil edebilecek... Saygınlığı ve iyiliği elinden bırakmayacak... Bir lider çıkarmak kolay mıdır?
Çağatay Üstün ile bire bir aynı düşündüğümüz ayrıntı şu satırlarda gizli...
''Bu söylemlerin yer aldığı ya da buna benzeyen bir ülke var mıdır ya da olmuş mudur diye hiç düşünmeyin. Çünkü Türkiye’de, Atatürk’ün 15 yıl içinde yaptıkları burada bahsettiklerimden farklı değildi. Onun farklı, apayrı bir insan, devlet adamı ve komutan olduğunu biliyoruz. Fakat onda başka özellikler de vardı insanlığın kavramakta zorlandığı. O doğuştan bilge özelliklere sahipti. Araya zaman girince çoğumuz unutmuşuz. Bir zamanlar Türkiye Cumhuriyeti bir bilge tarafından yönetildi. Hem de hiç siyaset yapılmadan, hiçbir çıkar çatışması olmadan. Bu bilge Atatürk idi...''
İyi pazarlar...
Atatürk neden en çok tarihle ilgilendi?
Ne yalan söyleyeyim, orta öğrenimim sırasında en zorlandığım ders tarihti. Bir taraftan sınıf geçmek için ezberlediğim onca bilginin ne işe yarayacağını anlayamıyor, diğer taraftan da neden bizim taraftakiler savaş kazandıklarında olay bir kahramanlık oluyor da kaybettiklerinde işin içine hep hainlik veya ayak oyunları giriyor, bir anlam veremiyordum.
Sonraları daha ileri uygarlık düzeyindeki ülkelerin tarihe bakış açılarının bizimkinden farklı olduğunu görmeye başladım. Onlar önceden yaptıkları yanlışları tekrarlamamak için tarihteki olaylardan ders almaya çalışırken, bizlerse tarihimizle haklı olarak övünüyor, ama yaptığımız yanlışları es geçtiğimiz için veya suçu başkalarına ve yeteneksiz birkaç yöneticiye attığımızdan, yeterince ders çıkaramıyorduk. Tıpkı bugün olduğu gibi...
Tarihe bakış açımı değiştirmem Atatürk’e duyduğum ilgi sayesinde gerçekleşti.
Tarihe ve tarihçilere verdiği önemi, ''Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir. Yazan, yapana sadık kalmazsa, değişmeyen gerçek insanlığı şaşırtacak bir nitelik kazanabilir'' sözleriyle dile getirmişti. Bunun nedeni ne olabilirdi? Birincisi Osmanlı’nın küllerinden bir ulus-devlet yaratmak için bazen hor görülen ''Türk olma'' niteliğinin benimsenmesi ve bununla gurur duyulması... İkincisi ise bitmez tükenmez ''gerçeği arama'' tutkusu idi. Atatürk ''Hakikat nerede?'' adlı şiirinde şöyle yazmış:
''Gafil, hangi üç asır, hangi on asır? Tuna ezelden Türk diyarıdır. Bilinen tarihler söylememiş bunu. Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak. Dinleyin sesini doğan tarihin... Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak... Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.''
Aynı şiirde Atatürk, ''Ne mutlu Türk’üm diyene'' sözlerindeki ''Türk'' sözcüğünün anlamına da iki dizeyle açıklık getirmişti:
''Türk sadece bir milletin adı değil, Türk bütün adamların birliğidir.''
Atatürk’ün manevi mirasçılarına düşen görev, Batılı kaynaklarla yetinmeyip, Türk tarihini iyi araştırmak ve öğrenmektir. Benim ulaşabildiğim bilimsel veriler Atatürk’ün hipotezini destekler nitelikte ve başka bir yazının konusu...
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|