
Kadri GÜRSEL
Kıbrıs ya bu yıl çözülür, ya da...
Kıbrıs konusunu sıkıcı bulup yaka silkenler biraz çaba gösterselerdi, bu küçük Akdeniz adasında yaşanan sorunun, çok karmaşık, ama bir o kadar da ilginç bir cebir problemini andırdığını keşfeder ve hatta bu konuyla ilgilenmekten keyif bile alabilirlerdi.
Rumları üye yaparak Kıbrıs denkleminin göbeğine oturan AB, bu sorun yüzünden Aralık 2006'da Türkiye'yle 8 başlıkta müzakereleri askıya aldığında da; bu Kıbrıs alerjikleri sorunun kendilerinin ve çocuklarının geleceğini etkileyebilecek kadar hayati olduğunu hâlâ anlamamışlarsa, onlara "sıkıcı bir haber"im var: Kıbrıs sorunu yeniden gündeme geliyor!
Rum seçiminden sonra
Şubatta Rum kesiminde devlet başkanlığı seçimi var. Seçimden sonra BM Genel Sekreteri'nin yeni bir çözüm girişimi başlatması bekleniyor.
Seçimin en kötü sonucu Papadopulos'un koltuğunda kalması olur. Papadopulos da kazansa, BM Genel Sekreteri'nin adaya nabız yoklamak üzere bir özel temsilci yollayacağı ve müzakere formatını bu temaslardan çıkacak rapora bakarak saptayacağı söyleniyor.
Bu noktada Ankara ve KKTC, bir süredir koordineli biçimde dünyaya "yeni girişimin son şans olacağı" mesajını vermeye başladı. "Bu sorunu ya şimdi çözeriz, ya da adanın bölünmüşlüğü kalıcılaşır" diyor Türk tarafı.
2009 AB'de kritik yıl
Türk tarafının Kıbrıs sorununda hızlı bir çözüme şimdi Rumlardan daha çok ihtiyacı olduğu malum. Çünkü sorun en başta Türkiye-AB ilişkilerini zehirliyor.
Türkiye'nin Rumlara limanlarını açmaması yüzünden 8 başlıkta müzakere yapılamaması, üyelik sürecinin selameti adına sürdürülebilir bir durum değildir. 2008'de adada belirecek bir çözüm perspektifinin yardımıyla, karşılıklı iyi niyet adımları atılmalı ve limanlar konusunda bir ilerleme sağlanmalıdır. Aksi, Türkiye'nin AB sürecini daha da sıkıntıya sokar. Çünkü 2009 sonunda Türkiye'nin Ek Protokol yükümlülüklerini uygulayıp uygulamadığı konusunda durum değerlendirmesi yapacak olan AB Konseyi'nin, bir ilerleme sağlanamamış ise ülkemize karşı yeni önlemler alması söz konusu olabilir. Kıbrıs cephesinde bir rahatlama, Sarkozy Fransa'sı liderliğindeki ret cephesine karşı Türkiye'yi güçlendirir.
Beklenen çözüm girişimi başarısız oldu diyelim... Ankara ve KKTC'nin dolaşıma soktukları mesaja bakılırsa o zaman "adadaki bölünmüşlük kalıcılaşacak". Mesaja dipnot olarak da "Kosova örneği" iliştiriliyor.
Kulağa hoş gelebilir... Ama mevcut şartlar altında, "bölünme kalıcılaşır" diyerek Rumları korkutamazsınız. Ne de onları bu yolla cezalandırmanız mümkündür.
Adanın "taksim edilmesi" elbette bir çözüm şeklidir; ama bu, tek yanlı olamaz.
Kosova'nın farkı, sınırları
Kosova'da önceden çizilmiş ve ulusal ve uluslararası düzeyde tanınmış sınırlar söz konusudur. Dolayısıyla, Kosova örneğinde anlaşmazlığa taraf olanların masada sınırları yeniden çizmeleri söz konusu olmayacaktır. Kıbrıs'taki fiili sınır ise Türk ordusu tarafından çizilmiş ve Türkiye hariç kimse tarafından tanınmamıştır. Adanın kalıcı olarak bölünmesine siyasi ve hukuki hüviyet kazandırmak için Türk tarafı, önce taksim fikrini Rumlara kabul ettirmek, sonra da onlarla masaya oturup toprak pazarlığı yapmak zorunda.
Gerçi, milliyetçi Rum politikacı Marios Matsakis adanın bölünmesini önererek Rumların bu en büyük tabusuna saldırmıştır ama bu fikir adanın güneyinde tıpkı Matsakis gibi marjinaldir ve geniş bir destek bulması şimdilik mümkün değildir.
İkincisi, ABD ve İngiltere de adanın kalıcı olarak bölünmesine destek vermiyor. Rumları bununla da korkutamazsınız.
BM kararları ne olacak?
Üçüncüsü, BM Güvenlik Konseyi'nin KKTC'nin tanınmamasını isteyen 541 (1983) ve 550 (1984) sayılı kararları ne olacak? Ada bölünecekse, BM Güvenlik Konseyi'nin alacağı yeni bir kararla bunu tanıması gerekli ki, üye ülkeler de KKTC'yi tanıyabilsin. Rum tarafının rızası olmadan Güvenlik Konseyi'nin böyle bir karar alması için ise Rumların çözümü engellediğinin kuvvetli biçimde tescillenmesi gerekiyor. Bu o kadar kolay değil.
"Bölünme kalıcılaşır" demenin uygulamadaki karşılığı Kosova değil, Tayvan modelidir (tanınmayan ancak iş yapılan ülke) ve KKTC için sürdürülebilir olduğu kuşkuludur.
Kesin olan şey, Kıbrıs'ta yeni bir başlangıcın arifesinde olduğumuzdur.
Papadopulos'un, "Kıbrıs sorununda son şans diye bir şey yoktur" dediğini öğrendik.
Bu konuda haklı.
kgursel@milliyet.com.tr

Cafe