Bolton küçük mü?
Futbolun ürünü maçtır. Dükkanı da lig... Takımlar, kulüpler, ancak ligleri kadar büyük olabilir. Takımlar liglerinden bağımsız olarak değersizdir, evrensel cazibeleri azdır.Dolayısıyla oyuncu açısından bakarsanız da 'Önemli olan oynadığın ligdir. Oynadığın takımdan önce'.
Bu yüzden ulaşılması güç milli takım başarıları olsa da Pele değil dünyanın bir numarası. Çünkü o Brezilya'da kaldı. Maradona gibi İspanya'da denemek, İtalya'da Napoli'de şampiyon olmak gerekir. İtalya'da parlayıp, İspanya'da kazanmak gerekir ya da, Zidane gibi.
İşte bu nedenle işin başındakiler için de sadece takımını büyütmek yeterli değil. Ligini de büyütmelisin. Kulüp yöneticileri bunu da düşünmeli. Geçen hafta Bağış Erten yazdı. İngiltere Birinci Ligi'nden elde edilen yayın geliri, bu ligi Avrupa'nın 5. büyüğü yaptı. Premier Lig'i geçin 2. ligleri ilk beşe girdi yani.
Tuncay'ı anlamak
Bu yüzden Tuncay'ı anlamak lazım. Anelka'nın Fenerbahçe'den neden Bolton'a gittiğini de. Sanırım onu Chelsea formasıyla görenler bunu daha iyi anladı Cumartesi. Tuncay Tuncaylığını hatırlarsa onu da bir büyükle görmek mümkün olacak ve o zaman herkes anlayacak onun ne anlatmak istediğini. Eğer gitmezse ne olur? Tugay olur? Ortalama bir Türk seyircisi çoğu maçta yedek olan Tugay'ı, Alex'ten daha fazla izliyor. Çünkü maçları açık kanalda. Dünyanın heryerindekiler de Tugay'ı daha çok izliyor. Çünkü 100 ülkede yayınlanıyor maçları. Yani önemli olan ligdir.Dükkan çekici değil!
Tuncay'ın, Anelka'nın, Marco'nun gitmek isteyişi Fenerbahçe'yi yönetenlerin suçu değil elbet. Fenerbahçe'yi yönetenler kulübü beklentilerin çok ötesinde büyüttüler her anlamda. Spor idareciliği konusunda ülke standartlarının çok çok üzerine çıktılar. Ama lig onlara gelemiyor bir türlü. İnönü'yü ve artık bitmek üzere olan Kayseri Stadı'nı bir kenara koyun, bu oyunun bugünün sahnesi olabilecek stat yok ülkede. Lider oynuyor, TV'de görüntü çamur gibi. Çünkü stat kötü, saha kötü en iyi teknolojiyi kullansanız ekrana güzel bir şey yansımaz. Üst zemin kötü, top gitmiyor. İzlenmez bu! Dünyanın en iyi futbolcuları olsa izlenmez.Şimdi bütün bunlara bakıp da söyleyin. Bolton, Fenerbahçe'den küçük takım mı?
Fenerbahçe'yi yönetenler her şeyi doğru yapsa yine olmuyor. Çünkü dükkan çekici değil, raflar dökülüyor, ambalaj parlak değil. Çünkü ürün Fenerbahçe değil, ürün maç, ürün lig...
Ve bütün bu gerçeklik ortadayken, doğru dürüst bir yatırımla, 2 senede her şey düzelebilecekken ülke futbolu garip bir iktidar savaşında. Reytingler yerlerde sürünüyor, millet kutu açmaca seyrediyor düşünsenize, Fenerbahçe Trabzon maçı yerine.
Bu dükkanı parlatıp ligi büyütecek bir federasyon, kulüpler, medya lazım bize.
Aslolan, maç ve ligdir. Takımlar ve kulüpler ise tek başlarına hiçbirşey.
Bunu anlayan bir federasyon, kulüpler ve medya lazım önce...
Servet'i Fahri mi tutar?
Futbol yorumcu ve yazarlarından en çok bu eleştiriyi duyduk Rize - Galatasaray maçından sonra: Servet'i Fahri mi tutar?Galatasaray 5 kule sokuyor ceza sahası içine. Servet, Nonda, iki Hakan, Bouzid. Yanlarına Arda ya da Barış da katılıyor. 6 ya da 7 kişi oluyorlar. Önemlisi, Volkan da neredeyse Alex standardında korner atıyor. Ortanın rakımı tam ayarında, şiddeti aynı şekilde. Kaleci de çıkan cins bir kaleci değil, çizgide duruyor. Susiç içerideki kulelerin başına uzunlarını koyuyor normal olarak. Servet dışarıda gruptan bağımsız duruyor. Dolaşıyor, vuruşla birlikte içeri dalıyor. Şimdi Kürşat'ı onun başına versen Kalli'nin istediğini yapmış olacaksın. Çünkü Nonda ve Hakan'ın bulunduğu kale önü rahat kalacak. Dolayısıyla dış oyuncuların (kısaların) Servet'i karşılayacak başka çaresi yok. Yakalanmanın kesin olduğu bir tuzak bu.
Bu tuzaktan kurtulmanın bir yolu var. Sahanın her yerinde alan oyunu esastır bugünün futbolunda, ceza sahası hariç. Orada adam adamaya döner. Ama Rize-Galatasaray maçındaki gibi bir sorun ortaya çıktığında başka bir çözüm bulmalısınız. Rafa Benitez bu konuda tartışılan bir devrim yaptı. Kornerlerde de alan savunması uygulattı. Ceza sahası önünü paylaştılar ve hücumcu bir takım gibi sadece topla ilgilendiler. Bu tabii ki rakibin durumunu hiç önemsememek anlamına gelmiyor. Ama öncelik alanı tutmak ve top olmalı. Benitez'in, benim de sonuna kadar inandığım fikri bu. Yoksa uzunu tutmakla iş olmuyor. Olsaydı Arda'dan kafa golü yemezdi Rize. Topa bakmadan rakibe sarılmakla da olmuyor. Böyle olunca sürekli bir penaltı ihtimali oluşuyor.
Luciano'lu Fenerbahçe'nin yediği ekmeği, Volkan'ın kornerleriyle Galatasaray yiyebilir artık. Rakipler için bundan kurtuluş kornerlerde de yarı - alan oyunu. Başka çaresi yok.
Ön libero diye bir şey yoktur
Uğur'un yazısı üzerine kıyamet koptu. Hak verenler çok, eleştirenler de var. Baştan söyleyeyim Uğur haklı. 3 yıl önce 'çapa' terimini önermiştim aynı gerekçeyle. İngilizlerin zaman zaman kullandığı Anchorman'den alıntılayarak. Uğur da başka bir şey önermiş.
Zaten libero denen şey de koca bir yalandı. Ön libero daha da yalan oldu dolayısıyla. Libero serbest adam demek. Beckenbauer'in pozisyonu için kullanılan bir terim. Sonra bizde "sweeper" yani tek süpürücüye bu isim verildi. Sahanın en bağımlı adamına serbest dedik yani. Sonra herkes 4 süpürücülüye, yani tandeme dönünce, bu kez ön libero çıktı. Yani öndeki serbest adam. Bu hiç olmadı. Çünkü herkesin mesafesini ayarladığı adam(lar)dan bahsediyoruz. İskele babası gibi, herkesin ipini bağladığı adam(lar) söz konusu.
Onlar ve biz!
Misal Barca'nın böyle çalıştığını biliyoruz. Gerçekten ip bağlayarak. Xavi'ye bağlı 9 adam mesafeyi koparmadan oynuyor. Bugün ise durum tamamen farklılaştı. Çoğu takım oyunu 2 yönlü oynayan 2 orta saha göbeğiyle oynuyor (çift çapa), bir çapa 2 içle oynayanlar da var. Ve artık oyunun bu düzeyinde ön libero denen zırvanın hiç yeri yok. Santrforlar maksimum 10 metre mesafede oynayan Manchester'lı Anderson'a ön libero denir mi? Ya da İspanya'nın Aralık'ta en iyi orta sahası seçilen Keita'ya ya da ekürisi Maresca ve Poulsen'e. Gerrard, Xabi Alonso bunlar ön libero tanımına sığar mı? Yahu bırakın hepsini Mehmet Topal ya da Marco ön libero gibi mi oynuyor?Alışkanlıksa tamam kullanılır. Ama hâlâ bu kelimenin bir anlam ifade ettiğini savunmak pek bir acayip oluyor.
mdemirkol@milliyet.com.tr

Cafe