Okuyun, kulağınızı koruyun
Trabzonspor'un doktoru almış yanına soğuk tarafından ısırılıp uzvunu kaybetme tehlikesi yaşayan futbolcusunu, basın toplantısı yapıyor.
"Maçtan sonra Umut Bulut'un kulağına dokunsak kırılıp unufak olabilirdi"!
Peki maçtan önce...
Doktor müdahale etti mi?
Doğu'da bir kış geçiren İzmirli memurun çocuğu bile biliyor soğuk havanın parmak uçları, burun, kulak gibi bedenin en uç noktalarına saldırdığını, ısırdığını.
Koskoca Trabzonspor, paha biçilmez futbolcularını keskin soğuktan korumak için Sivas sahasında çıkmadan önce ne yaptı acaba?
Kulaklık falan diye aletler icat etmiş insan oğlu. Merhemler, ilaçlar.
Teklifte bulundular da "façayı bozmamak için" ret mi etti futbolcular? Bere taktılar da hakem "çıkarın" mı dedi?
Benim bildiğim hekimlik, müstakbel "hasta"yı olası tehditlerden "korumayı" da kapsar.
Yahu ben İstanbul'da otururken tahmin ediyordum böyle bir vaka yaşanacağını.
Geçen hafta yazmışım:
"Sivas şampiyon olacaksa...
Gücünün asıl kaynağı, "keskin soğuk - amansız kar"!
Uyarmışım misafir takımları:
"Fikstüre bakarsanız dört büyüklerden ikisi yanmış... Daha doğrusu donmuş.
13 Ocak Trabzonspor'un Sivas'ı ziyaret tarihi, 27 Ocak Fenerbahçe'nin...
Ocak'ta altına mangal koymadan çalışmaz kamyonlar Sivas'ta."
Belki abartmışım:
"Böyle havalarda eforlu iş yapanlarda ölüm bile görülebilirmiş bilesiniz.
Ben demiyorum Prof. Ahmet Özdoğan söylüyor.
Kayseri'deki kupa soğuğu cümle plaza medyasının dudaklarını uçuklattıktan sonra Faik Çetiner'in Stadyum'una bağlanan sayın Özdoğan, alışkın olmayanların vites küçültmesi gerektiğini bilimsel olarak açıkladı geçenlerde. (Konu dışı ama çok önemli bir noktaya da dikkat çekti; en büyük risk altındaki grubun 40 yaş civarındaki hakemler olduğuna değindi sayın prof.)"
Ve "ölümcül soğukta maç oynanmamalı" diyen sayın Trabzonspor doktoruna daha geçen hafta yanıt vermişim:
"Ertelensin" önerilerinizi duyar gibiyim.
Öyle beleş var mı?
Şükrü Saracoğlu'nun kapasitesini Sivas Stadı'na indiriyor musunuz siz İstanbul'daki maçta?
Trabzon seyircisine "ağırdan alın" diyor musunuz?
Her takımını fiziksel, doğal, parasal, sosyal avantajları kendine. Her takım sonuna kadar kullanacak üstünlüklerini. İlk yarıda kendi sahasında "9'da 9" yaparken elinde ne varsa beş futbolcu ve "hava üstünlüğü" eklendi Sivas futboluna.
Sıcağıyla, soğuğuyla, imkansızlıklarıyla Sivas'ın kahrını çeken Sivasspor, alıştığı ortamda bir güzel oynayacak.
Belki de bu yüzden şampiyon olacak!
Oku da kulağını falan koru bari!
Son örnek; Kezman
Kezman, Star TV'den Uğur Önver'in sorularını yanıtlıyor: - Mateja, PSV TV'ye İngiltere Premier Ligi'ne gitmek istediğini söylemişsin.
- Hayır. Ben gelecekte bir gün olabilir demiştim. Şu an devam eden 4 yıllık bir kontratım var. Burada mutluyum. Belki daha sonra.
- Ben sana açıklık getireyim istersen. Çünkü herkes senin Fenerbahçe'den ayrılıp İngiltere'ye gitmek istediğini söylüyor.
- Bu ülkede herkes istediğini konuşuyor ve yazabiliyor. Fakat benim devam eden bir kontratım var ve Türkiye'de kalacağım. Bunu herkese söyleyebilirsin. Burada mutluyum, hiçbir yere gitmiyorum.
* * *
Sevgili Uğur ne yapsın; medyayı kullanma sırası Kezman'da.
Evet... Kullanma...
İş bulmak isteyen teknik direktörden, paçayı kurtarmak isteyen yöneticiye kadar futbolun içindeki her unsur medyayı kullanır aslında. "Kullanılma kolaylığını" bildikleri için itibar etmiyorlar, zaman zaman çok kızıyorlar medyaya.
Uğur Över adam gibi sorularını soruyor; "doğru" değil "çıkarına uygun" yanıt veren Kezman.
Evet çıkarına uygun...
Bakın tercümesini yazayım:
"Bonservisi indirip beni yollamazsanız, burada pinekler; hem kontenjanı işgal eder hem de çatır çatır paranızı alırım".
İşin en acı tarafı, doğru ve yanlışın hiç önemi olmadığı tek hedef para olan planını medya sayesinde uygularken "herkes istediğini yazabiliyor" diye medyaya sitem ediyor Kezman.
El aman!
Fener'in takdir ettiği medya
Fransız ONZE dergisi, Ocak ayı sayısında Fenerbahçe'ye 8 sayfa ayırmış!
Övgüler, takdirler gırla...
Olduğu gibi almışlar Fenerbahçe'nin resmi sitesine.
Önce korktum... İster misiniz "alışkanlıkla" yalanlasınlar haberi?
Neyse... Kapalıçarşı'da yürüyen bir turist, "Raki kebap çok guzel" demiş kadar sevinmiş onlar da.
Bana ders oldu inanın... Bir yolu varmış demek ki, Fenerbahçe gözdesi olmanın.
Fransız mıransız; sayelerinde medya konusunda yalanlama dışında bir şeyler bulunmuş oluyor arşivde.
Yılın Gazetecisi ödülü Fransız meslektaşlara.
Kürenin ekseni
İstanbul'un en zengin müşterisi Dubai Emiri El Maktum, Liverpool'u da alacakmış!..
Yaşama "işçi" takımı olarak başlayan Liverpool'un petrol zengini Emir'e pahalı bir oyuncak olmasındaki ironiyi irdeleyecek değilim.
Hem gülerler adam... "Sen önce kendi ülkendeki mücevherlere baksana" derler.
Adam, süper market gezer gibi geziyor Dünya'yı... Beğendiğini alıyor. Çünkü parası çadırlara sığmıyor.
Müjde... Irak'ın işgali, bir varil petrol 200 dolar olana kadar sürerse sıra bizim kulüplere de gelir belki.
Dua edin öle öle tükenmesin Iraklılar!
Çünkü on yıl sonra Liverpool, Bahçeşehir'deki El Maktum gökdelenlerinde kamp yapıp El Maktum'un satın aldığı bir "büyük"le El Maktum Stadı'nda maç yaparsa sevinçten çıldıracak insanlar var aramızda.
Bunun adı "Küresel Dünya"...
Dünya küresel oluyor, ekseni garibanların poposunda.
Şırnak'tan Şişli'ye mektup
Şırnak'tan Uludere'ye doğru yola çıkacaksınız... Özveren'i falan geçeceksiniz. Gabar'ın uçurumlarından kurtulacaksınız, bir saat sonra çıldırmış dağların arasında bir düzlük çıkacak karşınıza.
Orası Şenoba...
23 yıldır bölücü örgüte kan kusturan kahramanlar diyarı.
Herkesin soyadı Babat... Herkes silahlı.
Hayvancılığı, tarımı bırakmışlar. Hem ailelerini hem topraklarını hem de vatanlarını koruyorlar. Birkaç bin kişi varlar defalarca baskın yiyen obalarında.
Çok tuhaf ama sporu da seviyorlar.
1995'te Şenoba Spor Kulübü'nü kurarak işi resmileştiren, futbol, basketbol ve voleybolda faaliyet gösteren iki sene önce futbolda il birinciliğine kadar yükselen bu insanların hangi koşullarda spor yaptığını özetlemek için üç yıl önce gördüğüm ve yazdığım sahalarından söz edeyim:
Yalçın kayalar arasındaki zor bulunan düzlükte ağaçlara kıyamamışlar, futbol sahasının santrasında yüz yıllık bir çınar var.
Evlerin bahçelerini birleştirip voleybol sahaları kurmuşlar.
Keleş ve mermi bol ama ip yok, iğne yok, top yok, file yok... Ayakkabı, eşofman hak getire.
Ellerinden tutan tek müessese, komşuları askeriye.
Oturup bir mektup döşenmişler; kopyası bana, aslı Şişli Belediyesi'ne.
Neden?.. Çünkü televizyondaki canlı yayında sayın Mustafa Sarıgül'ün "Türkiye'nin havası Şişli'den değişir" cümlesini duymuşlar.
Başkan Sarıgül'e diyorlar ki, "Yardım et, değiştir şu kasvetli havamızı".
Ne mi istiyorlar?..
Biraz futbol malzemesi. Biraz voleybol, biraz basketbol...
Bir masa kulübe ki, etrafına oturup kulüp işlerini yapsınlar, bir diğer masa ki üzerinde masa tenisi oynasın gençler-çocuklar.
Bu kadar.
En az bin katı büyük kulüplerin, belediyelerin depolarında çürümeyi bekliyordur ama ihtiyacı olanlar Şırnak Şenoba'da.
Altında imza, mühür ve peşin teşekkürler.
Bizim tanıdığımız Mustafa Sarıgül zevkle yerine getirir bu talepleri.
Çünkü Şenoba halkı çok daha fazlasını hak etti.
eguven@milliyet.com.tr

Cafe