
Doğan HEPER
Not
Alevi işine siyaset karıştı
"TÜRKİYE ile ilgili olarak alınacak kararların merkezi artık Türkiye değildir, dışarısıdır..."
Bu cümleyi ben söylemiyorum.
Alevi önderlerinden biri "Alevilik ve Başbakan'ın katıldığı yemek" konusu tartışılırken söyledi.
Alevilik konusunun niye bugünlerde alevli bir şekilde gündeme geldiği konusundaki soru üzerine ağzından bu kelimeler döküldü.
Bu cümle çok önemli, önemi de tehlikesinde gizli değil mi?
Bu sorun, yani Alevilik sorunu tartışılırken söylenen birkaç cümleye dikkatinizi çekerim:
"Başbakan Erdoğan şimdiye kadar Alevi kelimesini ağzına almamıştı.
AKP en makyavelist partidir.
Aleviler artık susmaz, Türkiye'de bu açıdan da çatışmalar çıkabilir. Çünkü direksiyona dışarısı, mesela AB geçti.
Bugüne kadar Kürt sorunu vardı, biz bir de Alevi sorunu çıksın istemedik."
Bu tehlikeli cümleler TV'deki "Basın Kulübü" programında Alevi önderlerinin ağzından çıktı.
* * *
BU köşede Aleviliği geçmişte ve yakın geçmişte birkaç kez ele aldık.
Hep, sonuçta şunu söyledik.
Ortada Kuran veya İncil benzeri bir kitap yok. Alevilerin büyük bir kısmı "Müslümanız" diyor ve Kuran'ı kabul ediyor. Bir kısmı da biz Müslüman değiliz, diyor.
İbadet cemevlerinde semah dönerek yapılıyor ama o da bölgelere göre fark arz ediyor.
Öyleyse biz Alevi kardeşlerimize şunu tavsiye ettik.
72 milyon içindeki Alevilerin temsilcileri artık bir araya gelsinler ve Aleviliğin İslam inancı içinde mi, yoksa İslamdan ayrı bir din mi olduğu yolunda karar versinler.
Ama bunu bugüne kadar boşuna bekledik.
* * *
BUNLARI hatırlatmamıza sebep, Başbakan'ın da katıldığı, Alevilerin muharrem orucu iftarı (Aleviler buna iftar demiyor) oldu. O yemek, Aleviler açısından bizim görmek istediğimiz gibi birleşmenin değil, aksine birbirine düşmenin sebebini teşkil etti.
Yemeğe 279 Alevi derneğinden 5'i katıldı. Katılanlar "düşkün" ilan edildi, yani aforoz edildi.
Dikkatinizi çekti mi, 279 Alevi derneği... Biz bir de temsilciler bir araya gelsin temennisinde bulunuyoruz. Oysa 3-4 Alevi bir araya gelip bir dernek kurmuş, olmuş 279 dernek. Böyle bir cematte sıhhatli karar alınabilir mi?
İşte bu yüzden siyaset, inanç işlerine karışabiliyor.
Erdoğan yemeklerine katılıyor, Baykal aşure günü tertipliyor.
Neyse yine de iyimser olalım ve bekleyelim.
Değişir, değişsin ama bir CHP'linin şu sözüne de hak vermemek imkânsız sayılmaz mı?
"Bazı AB ülkelerinde de 301'inci madde benzeri düzenlemeler bulunmaktadır. Kendilerinde olan bir düzenlemeyi bizden niye kaldırmamızı istiyorlar, bu dikkat çekici bir durum."
Doğru değil mi?
Onlara Allah'tan rahmet dilerim. Eğer PKK'lı sanık yakalanmasaydı, DTP bu faciayı da "devlet"e yükler, PKK'yı aklardı. Bunu ima ediyorlardı ki, evdeki hesap bu kez çarşıya uymadı ve fail yakalandı.
DTP'nin de hevesi kursağında kaldı...
Fransız Sarkozy'den söz ediyorum.
Boşandığı karısına bakarsanız "ondan cumhurbaşkanı olmaz."
Bize de sorarsanız cevabımız aynı...
TÜRBAN
Bakın son günlerde tutturdu "Merkez Bankası İstanbul'a getirilecek. Bunun için gerekirse kanun çıkarırız" diye.
"Ne o, payitaht yeniden İstanbul mu oluyor? Yani başşehir, yani Atatürk'ün eseri Ankara boşaltılıyor mu?" yorumları başladı.
Başbakan, türbanı da yine gündeme getirdi. Ve onun sözlerinden anladık ki, özellikle üniversitelerdeki türban yasağının kaldırılması için Başbakan elinden geleni yapacak. Erdoğan, "Türban siyasi simge diyorlar, simgeyi takmanıza mani kanun mu, yasak mı var?" diyor. Yani Başbakan her sembolün, simgenin her yerde takılamayacağını bilmezlikten geliyor. Mesela Hitler'in gamalı haçının bir sembol olduğunu unutuyor.
Türban için Avrupa mahkemelerinin kararını hatırlamak istemiyor. Türban serbest olursa, fes ve sarık niye yasak olsun?
Misaller çoğaltılabilir. Bazı vatandaşlar artık "Erdoğan'a güvenelim" derken, tam buna heveslenirken, yolları yine Erdoğan tarafından kesiliyor. O değişmediğini adeta bağırıyor.
ANA ÖLDÜ
Şimdi sevinçli olmamızın nedeni, babanın isteğine direnilmesi ve küçük çocuğun anne karnındaki yaşam mücadelesine saygı duyulması. Ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nın bu doğmamış şanssız yavruya bir kat bağışlaması...
Neden söz ettiğimi biliyorsunuz. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yoğun Bakım Ünitesi'nde beyin ölümü gerçekleşen, ancak karnındaki bebeği doktorların çabasıyla yaşatılan 26 yaşındaki Yıldız Alçı olayından. Yıldız'ın resmi nikâhsız kocası Erdinç Ceyhan, bebeğe bakamayacağı için annenin, dolayısıyla bebeğin yaşatılmasını istemedi.
Ama doktorlar, "Masrafı biz vereceğiz", deyince ve kamuoyu bebekten yana ayağa kalkınca Türkiye'de bir ilk gerçekleşme yoluna girdi.
Menenjitten beyin ölümü gerçekleşen anne bir ay daha yaşatılacak ve bir ay sonra bebek sezaryenle dünyaya getirilecek. Bu bize, sefaletin çocuk sevgisini bile gölgede bıraktığını gösteriyor. Ve bu, geniş kitleye bir şey daha öğretiyor.
Bütçenize bakın ve çocuk sayısını ona göre hesaplayın.
Doğurmak değil, yetiştirmek marifettir. Unutmayın...
YENİDEN
"Bu değirmenin suyu nereden geliyor?" diye devlet artık soracak.
Yani "Nereden Buldun Kanunu" geliyor.
Namuslulara müjde, öbürleri için matem...
dheper@milliyet.com.tr

Cafe