
Meral TAMER
Yarın saat 3'te Hrant'ın öldürüldüğü yerde...
Hrant Dink öldürüleli bir yıl oldu. Tetikçiler yakalandı, ama cinayetin arkasındaki karanlık ilişkiler bir türlü çözülemedi; daha doğrusu çözülmek istenmedi. Hatta tam tersine benzeri karanlık ilişkilerle başka hunhar cinayetler işlendi.
Soruşturma aşamasında ortaya çıkan kimi gerçekler, izlenen adli politika ve yol, suç ve suçluyu ortaya çıkartmaktan çok, yeni suç alanları oluşturdu. Bu arada tetikçiler ve azmettirenlerle polisin içli dışlı olduğu, birbirine çok benzer başka hunhar cinayetler de işlendi.
Cengiz Çandar, önceki gün Referans'taki yazısında Hrant Dink'le son görüşmesini şöyle anlatıyor:
"Hrant'ı en son, ölümünden bir ay önce görmüştüm. Kürt sorunuyla ilgili bir panelde beraberdik. Benim arkamdan, o konuşmuştu. O akşam, Orhan Pamuk'un Nobel ödülünü kazanmasından ötürü, İstanbul'da bir yerde kutlama yemeği düzenlenmişti. Orada buluşacağımızı düşünerek ayrılırken 'Akşam görüşeceğiz' dedim. 'Ben gelmiyorum' dedi. 'Saçmalama, niye?' dediğimi hatırlıyorum. 'Çünkü' diye cevapladı; 'Ben, orada görünürsem, Orhan'ı zora sokarım. Bütün basın orada yığılacak. Beni görürlerse, Orhan'ın o malum açıklamasını gündeme getirirler.' Yine 'Saçmalama' dedim, ruhunun ne tür bir mengene içinde sıkıştırıldığını hiç anlayamamıştım. Onun 'Hrant' olduğunu, dolayısıyla 'özel' olduğunu aklıma getirmemiştim."
Hrant'ın Arkadaşları
Tuhaftır, ben de yıllardır keyifle birlikte olduğumuz Ermeni ve Yahudi arkadaşlarımın, benimkinden farklı endişelere, hatta korkulara sahip olduklarını, Hrant'ın öldürülmesinden sonraki aylarda fark ettim. Yoksa onlar kendileri de mi bu tür korkuları yeni edindiler?
Soramadım...
Hrant'ın Arkadaşları imzalı çağrı, günlerdir önümde duruyor:
"Dostumuz, canımız, hakikat anlatıcımız, sevgili Hrant'ımızdan ayrılalı tam bir yıl oldu. Koca bir yıl Hrant'ın gidişiyle hayatımızdan eksilen renklerin yasını tutmakla geçti. Bizler bu ülkenin yurttaşları olarak, güvercin tedirginliğinde, gerçek failleri bulunmamış suikastlarla bir arada yaşamaya alışmak istemiyoruz.
Bu akıl almaz cinayetten nefret üretmeyen onurlu kalabalıklar olarak, bebeklerden katil yaratan karanlığa ışık düşürmek için, ülkemizin aydınlık geleceğine sahip çıkmak için, büyük acımızın yükünü birlikte taşımak için, adalet için, barış için, kardeşlik için, Hrant Dink davasının mağdurları ve takipçileri olarak yeniden buluşuyoruz.
Din, dil, ırk, cinsiyet, siyasi görüş farkı gözetmeden, halkların kardeşliğine inanan tüm yurttaşlar yan yana geliyoruz. Hrant için, adalet için, 19 Ocak'ta, saat 3'te, aynı yerde..."
Hrant Dink Caddesi
Bu satırları yazarken birden fark ettim ki ben artık Hrant'ın öldürüldüğü caddeden geçmez olmuşum. Taksiye binmişsem yolumu değiştirmişim, yürüyerek gideceğim bir yerse ara sokaklardan geçmişim. Yüreğim beni engellemiş.
Radikal'de geçen gün içimi ısıtan bir temenni vardı: "Vurulduğu caddenin adı Hrant Dink Caddesi olarak değiştirilecek olsa, onu tanımayanlar yıllar sonra ellerinde adres tarifleriyle adını anarak yollarını bulmaya çalışsalar, hatta içlerinden bazıları 'Kim ki bu kişi' diye araştırsa..."
Keşke...
mtamer@milliyet.com.tr

Cafe