Hangisi daha acımasız?
Keşke diyorum... Keşke Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu satır aralarına sıkışan "Futbol siyasetten daha acımasızmış" sözlerine açıklık getirebilseydi.Spor ve futbol yönetimiyle tanışıklığı altı aylık bir süreçle sınırlı kalmasına karşın, dönen dolapları, çirkin pazarlıkları, yalanları, çıkar ittifaklarını, baskıları, kıblesiz idarecileri, yüz milyonlarca dolarlık pastadan pay kapmak için sektör değiştiren işadamlarını, ilkesiz insanları, kısacası tanık olduğu tüm kirli ilişkileri anlatabilseydi!
Ama anlatamazdı!
Meslek hayatımda tanıdığım onlarca bakan arasında kişiliği ve dürüstlüğü ile farklı bir yeri olan Başesgioğlu onu futboldan soğutan oyunları anlatamazdı!
Bir isyanın ifadesi bu sözlerini daha fazla irdeleyemezdi!
Çünkü "acımasız" sözcüğü kapsamından siyaseti cımbızla çekip çıkaramazdı!
Bu saatten sonra genel kurul iradesinin nasıl belirlendiğini tartışmak anlamsız.
Adaletsiz yönetim tarzına tepkiler, beğenmediği bir federasyona alternatif arayışları, geçmişte olduğu gibi baskıyla yönlendirilen oylar, tehditler filan önemli değil artık.
Ben sayın Başesgioğlu'ndan sadece bir konuya açıklık getirmesini istiyorum.
Dolayısıyla son yasal düzenlemede bunca karmaşaya yol açan geçici 1. maddenin b bendinde yer alan "seçim" oylatmasının siyasi bir manevra olmadığını kanıtlamasını bekliyorum.
Sayın bakana soruyorum;
FIFA'nın 30 Nisan'a kadar tamamlanmasını istediği çerçeve statü çalışmasıyla beraber bir kez daha TBMM gündemine gelecek futbol yasasına o meşhur geçici madde konacak mı?
Yani bakanın dediği gibi "kuvvetler ayrılığından kuvvetler birliğine" geçişi sağlayacak ve çok daha köklü değişiklikleri içerecek "çerçeve statü" sonrası hazırlanacak yasa, yeni bir güvenoylaması öngörecek mi?
5719 sayılı yasanın geçici birinci maddesi seçilmiş federasyonu görevden uzaklaştırmak için bir manevra değilse, aynı hükümlerin Mayıs ayında TBMM'den geçecek yeni yasanın sonuna eklenmesinin önünde herhangi bir engel var mı?
Sayın bakan ısrarla altını çizdi, biz de bekliyoruz;
Demokrasiye ve genel kurulun "hür iradesine" güvenenler başka hesapları yoksa, samimiyetlerini Mayıs ayında sadece Demokles'in kılıcı gibi başımızın üzerinde duran FIFA'ya değil, tüm futbol kamuoyuna da göstermelidir.
Var mısın iddiaya?

2008 Çin Olimpiyatı yaklaştıkça spor yöneticileri ve federasyonlarının paçaları tutuşmaya başladı.
Beceriksizliklerinin ve yetersizliklerinin üzerini örtmek için ne yapacaklarını bilemeyen spor adamlarına son örnek Atletizm Federasyonu Başkanı Mehmet Terzi.
Çin de Türk sporcuların son olimpiyatta elde ettiği derecelerin yanına bile yaklaşamayacağı anlaşıldıkça uçuk projeler ve boş vaatlerle günü kurtarma çabalarını ibretle izliyoruz.
Terzi'nin geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklama bunun kanıtı.
Etiyopyalı, Jamaikalı ve Kenyalı bir grup atleti izlediklerini söyleyen ve "Ülkemize madalya kazandıracak sporcuyu bulursak Pekin'de bayrağımız için yarıştıracağız" diyen Terzi'nin bu sözleri onun ve onun gibi düşünenler için utanç verici bir itiraf aslında.
Özerklik yutturmacasıyla gününü gün eden, alt yapı, eğitim, antrenör ve tesis sorunlarına çözüm üretemeyen federasyonlar için zaten en kolayı da bu.
Bastır parayı, al madalyayı!
Halterinden, boksuna, atletizminden güreşine söz sahibi olduğumuz branşlar da dahil...
İddia ediyorum 2008 olimpiyatı, yıllardır ne büyük bir kandırmaca içinde olduğumuzun ve köhne spor politikalarının iflas ettiğinin görülmesi açısından en acı deneyimimiz olacak!
Sivas'ın kaderi
Anadolu'da yoksulluk kaderdir.
Biraz parayı bulan soluğu
büyük kentlerde alır.
Sonra memleket sadece sözde kalır, unutulur.
Birisi sorduğunda nerelisin diye; ancak cevap verilir.
Bir gün bir futbol takımı çıkar, gündeme oturur.
Adı Sivasspor'dur...
Ve Sivaslılara Sivaslı olduklarını
hatırlatır.
Teşekkürler Bülent hocaya.
Teşekkürler Sivasspor'a.
(Sait Serin-Sivasspor taraftarı)
Sindirmeyi öğreneceksin
Futbolda seçim süreci başladı ya!14 Şubat'ta yapılacak olağanüstü genel kurula kadar gündemi meşgul edecek en önemli konu, kimlerin hangi mevziyi, hangi yöntemlerle ele geçireceği.
Ben size söyleyeyim.
Şu an 20'den fazla başkan, 300'den fazla yönetim kurulu üyesi, 700'den fazla Tahkim, Disiplin ve MHK adayı büyük bir iştahla kolları sıvadı.
Valiler, belediye başkanları, kaymakamlar, Parti İl başkanları, genel müdürler, bakanlar, milletvekilleri ve hatta daha önemli mevkilerde bulunan insanlar, yeni federasyonda koltukları paylaştırma gibi çok özveri gerektiren (!) bir uğraşın içine girdi.
Ahmet olmazsa Mehmet'in yönetimine nasıl kapağı atarım hesapları, matematik bilimcilerini şaşırtacak kadar karmaşık hale geldi.
Ortada tek bir gerçek var.
Kim daha çok AKP'li, kim daha çok iktidara yakın olduğunu kanıtlarsa şansı artar!
Siyasetin yeni federasyon yönetimine en az 5, kritik kurullara birer temsilcisini vereceği gerçeği gözönüne alındığında, yeni patronun "özerklik masalı" kitabının okunup unutulacak sayfalarından biri olacağını içine sindirmesi kolaylaşır.
Eeee, kendini yönetmeyi beceremeyen bir futbol camiasına bu kadarı az bile!
Kar suyu kaçtı
Haluk Ulusoy "giderayak" bazı çevreler tarafından seçim rüşveti olarak algılansa da, kulüplere çok önemli bir yol açtı.
Maç yayınlarında birden fazla kuruluşun ihaleye girmesi fikrini ortaya atarak kulaklara kar suyu kaçırdı.
Avrupa'nın pek çok ülkesinde olduğu gibi yayınlardan futbol ekonomisine sağlayacak katkıyı yüzde yüz arttırma fikri, koltuk yatırımı olarak algılanamayacak kadar kıymetli.
Borç batağında debelenen ve yayın paralarıyla ayakta durmaya çalışan kulüpler, bundan sonra kim federasyon başkanı olursa olsun bu işin peşini bırakmayacak.
Bu tablodan hoşlanmayacaklar çıkacaktır tabi.
Ancak geldiği günden beri Ulusoy'dan şikayet edenler dahil, tüm kulüp yöneticilerinin bu tekliften sonra bir teşekkür borcu olduğu kesindir.
cersen@milliyet.com.tr

Cafe