
Deniz Seki magazin müdürü olursa
Ali Eyüboğlu
MTV Türkiye'nin "beniMTV'm" adlı programına konuk olan Deniz Seki, birbirinden tuhaf ve çarpıcı açıklamalarda bulundu.Söyleşinin tamamını merak edenler 19 Ocak Cumartesi günü yani bugün 13.00'te MTV Türkiye'de izleyebilir.
MTV'den programa dair gelen bültende Deniz Seki'nin yaptığı çarpıcı açıklamalardan biri şu:
Soru: Aşk ve müzik, hayatında ne kadar yer kaplıyor?
Seki'nin yanıtı: Adım Deniz, soyadım Seki olacak kadar.
Soru: Çok fresh bir görüntün var. Bunu neye borçlusun?
Yanıt: Bir dönem çok kilo almıştım ve ülke sorunu olmuştu. Dedim ki daha fazla üzmeyeyim bu ülkeyi. Şimdi zayıfım ve bundan sonra da kolay kolay kilo almam.
Soru: Türkiye'de magazini nasıl buluyorsun?
Yanıt: Türkiye'de ülkeyi magazin yönetiyor. Her şeyi bu kadar ortada göstermek bu kadar rengârenk hissettirmek beni ürkütüyor. Gençlere doğru örnek teşkil etmiyor. Magazin olmazsa olmaz ama özel hayatların bu kadar ortaya dökülmesi çok gereksiz. Ben hayranı olduğum birisinin kimle uyuduğunu ya da hangi bara gidip ne içtiği ile ilgilenmiyorum.
Soru: Türkiye'de bir magazin müdürü görevi üstlenseydin ekibini nasıl yönetirdin?
Yanıt: Ben sanatçının yanında olan bir magazin müdürü olurdum. Bütün sanatçılardan fikir alıp onlarla her şeyi paylaşırdım. O magazin gazetesinde birçok sanatçı arkadaşımı yanıma alarak beraber çalışabilirdik. Adını da "Sizin Gazeteniz" koyardım. Ve tüm sayfalarını da birçok sanatçı arkadaşıma hazırlatırdım.
Seki'nin birbirinden değerli bu fikirleri üzerine aslında yazılacak o kadar çok şey var ki!
Sözü fazla uzatmadan sondan başlayalım.
Ders 1: Seki, habercilikle PR danışmanlığı arasındaki farkı henüz kavrayamamış olacak ki, gazeteciliği sanatçının yanında ya da karşısında durulması gereken bir pozisyon sanıyor. Haberin "sana göre" ya da "bana göre"si olmaz... Haber haberdir. İşin öteki yanı yoruma girer...
Ders 2: Magazin gazetesinde magazin müdürü olmaz. Gazetelerin magazin müdürü olur.
Ve Seki'ye bir de ev ödevi:
Varsayalım ki Milliyet'in Magazin Müdürüsün - laf aramızda buna sevinen o kadar insan çıkar ki - ve önüne şöyle haberler geldi:
Ödev 1: Bir sanatçı, vergi kaçırmaktan yargılandı ve mahkum oldu. Bu haberi sanatçının yanında yer alarak nasıl verirdin?
Ödev 2: Bir sanatçının altına "Bu eser benim" diye imza attığı bir şarkının aslında onun değil de yabancı bir sanatçıya ait olduğu ortaya çıktı. Bu haberi hangi sanatçının yanında yer alarak verirdin?
"Ben Halep'te 10 arşın zıplıyordum" demek kolay...
Halep oradaysa arşın burada... Zıpla da ölçelim...
Genç Bakış'a katkım büyük!
Geçen hafta bu köşede "Beyaz Show tamam, sıra Genç Bakış'ta" başlıklı yazım müthiş ses getirdi!!! Kanal D, daha çok insan izlesin diye programı erken saate almak yerine tatile çıkarmaya karar verdi. Gerçi son yıllarda bazı programları yılın ilk aylarda tatile çıkarma televizyonların bir ritüeli haline geldi. Buna gösterilen gerekçe "Yılın ilk aylarında reklam gelirlerinin düşmesi".
Kanal D yönetiminin bir yazıyla yayın akışını değiştireceğini elbette ki, düşünmüyordum.
Ben ekranda üniversite gençliğinin de içinde olduğu seviyeli tartışma programları görmek isteyenler adına kuyuya bir taş attım.
"Genç Bakış"la ilgili yazımı birçok internet sitesi alıp kullandı.
Hatta Süperpoligon "Genç Bakış erken saate alınsın mı, alınmasın mı?" diye anket bile yaptı.
Anketten doğal olarak açık bir farkla "Erkene alınsın" çıktı.
Bu yazı nedeniyle bir şey dikkatimi çekti.
Yazımdan alıntı yapan sitelerde konuya ilişkin o kadar okur görüşü vardı ki, şaşırdım.
Çünkü milliyet.com.tr'daki yazımın aslında bu denli okur tepkisi yoktu.
Anlatmak istediğimi bilmem anlatabildim mi?
Filiz Yüceçınar adlı bir okurumuz da "Genç Bakış"ın erkene alınmasını isteyenlerden. Ancak onun "O olmasa bari 'Genç Bakış'ın tekrarını versinler" şeklinde de farklı bir talebi var.
İrfan Şahin'e saygılarımızla...
Çocuğunuzu televizyona teslim etmeyin
Geçen hafta bu köşede "Binbir Gece'ye Kayserili Bakışı"yla verdiğim okur görüşü için de ilginç bir karşı görüş geldi. Pelin Taşkın'ın yazısı şöyle:
"Alice'de yer alan 'Binbir Gece'ye Kayserili Bakışı başlıklı bölüm tam da bu aralar okumakta olduğum bir konu ile yakından alakalı olduğu için sizinle görüşümü paylaşmak istedim.
Ben 15 aylık bir bebek annesiyim ve tam zamanlı çalışan bir anne olarak ne yazık ki, bebeğimin ne kadar televizyon seyrettiğini ya da hangi programları seyrettiğini tam olarak henüz düzenleyemiyorum. Çocuklarımızın TV'de izledikleri her şeyi gerçekle karıştırdıkları aşikar. Fakat biz de yetişkinler olarak onların hangi programları ne kadar süreyle izleyebileceklerine yön vererek onları 'bilinçli' birer izleyici olarak yetiştirmeliyiz. Yrd. Doç. Dr. Yıldız Dilek Ertürk ve Yrd. Doç. Dr. Ayşen Akkor Gül!ün yazdığı 'Çocuğunuzu Televizyona Teslim Etmeyin' adlı kitap tam da bu konuya değiniyor ve Medya Okuryazarı olmanın gerekliliklerinden bahsediyor. Hedefim anne olarak oğlumu bundan sonra bu doğrultuda yetiştirmek.
Sanırım siz de bu görüşü okuyucularınızla paylaşarak bu yönde bir bilinçlendirmenin ilk adımlarını atabilirsiniz.
Zira görülüyor ki bazen büyükler bile neyin gerçek neyin kurmaca olduğunu karıştırabiliyor."
aeyuboglu@milliyet.com.tr
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

Cafe