Ak Parti ile MHP arasındaki görüşmeler sonuçlandı; iki parti üniversitelerde sürdürülen
başörtüsü yasağının kaldırılması konusunda vardıkları uzlaşmayı bir teklif paketine dönüştürüp
imzaya açtılar. Buna göre anayasanın iki maddesiyle YÖK Yasası'nın geçici 17. maddesinde
değişiklikler yapılacak ve başörtüsü/türban yasağı üniversitelerde sona erecek.
CHP ve CHP zihniyetindeki kalemler yeri göğü inletip rejimin elden gittiğini iddia
ediyorlar.
İki partinin uzlaşması ve CHP'nin şiddetli muhalefeti yapılan değişiklikten sevinmemizi
gerektirir; ancak, işte görüyorsunuz, yüzümüzde güller açtığı yok. Kendi hesabıma, beklendiği
kadar sevinçli olmayışımın sebebi, CHP gibi 'rejimin elden gitmesi' tedirginliği değil; tersine,
rejimi tehdit eden anlamsız yasaktı, yasağın kalkması anayasada yer alan temel ilkelerin
nihayet herkes için kullanılabilir hale girmesi demek...
Partilerin ve uzlaşmayı sağlayan siyasilerin samimiyetinden kuşku duymamakla birlikte,
yapılanla ilgili huzursuzluğumun altında sorunu çözeyim derken daha büyük sorunlara yol
açılabileceği endişem yatıyor.
Türkiye'de kadınların kıyafetiyle ilgili yasaklayıcı hiçbir yasal metin bulunmuyor. İki partinin
mutabakatıyla üzerinde anlaşılan metin, evet üniversitede başörtüsünü yasak olmaktan
çıkarıyor, ancak başka yerlerde yasak uygulanabileceğini de ilk kez kayda geçiriyor. Bu
Bülent Ulusu'nun başbakanlığı döneminde çıkartılan ve bütün tartışmaları başlatan 'kılık kıyafet
yönetmeliği'nin yasalarla korunur hale gelmesi demek.
Bu bir.
İkincisi ve daha önemlisi şu: Yasağı kaldırmak için bulunan formül yalnızca anayasa
değişikliğinden ibaret olsaydı, Meclis'in iradesi cumhurbaşkanının da onayıyla son sözü teşkil
edebilirdi. Ancak YÖK Yasası'nda değişiklik yapıldığında, bu, CHP'ye konuyu Anayasa
Mahkemesi'ne götürme fırsatı vermek demek. Konunun bu denli dallanıp budaklanmasının
doğru bir davranış tarzı olduğundan o kadar emin değilim.
Konunun bir de anayasa tekniğiyle ilgili bir yönü var.
Anayasalar genel metinlerdir ve herkes kendini o metnin içinde bulur. Zenciler ve beyazlar
için, erkekler ve kadınlar için ayrı ayrı anayasa maddesi düzenlenmesi beklenmez. Kadınlara
hak tanıyorsa anayasa, bunu bütün kadınlar için yapar. Oysa iki partinin başörtüsü yasağını
kaldırmak için buldukları formülde, 'bazı kadınlar' için bir düzenleme anayasaya geçirilmiş
oluyor.
Yasak kaldırılırken üniversitelerde uygulanan başörtüsü yasağına karşı olduğu bilinenlerden
bazılarını “Acaba bizim haklarımız tehlikeye mi girer?” diye düşündüren de işin bu tarafı. İki
partinin de kimseye yasak getirme niyetleri olduğunu sanmıyorum, var olan bir yasağın sona
ermesini istiyor onlar; ancak yine de bazıları bu yeni gelişmeden kendilerine yasak
getiriliyormuş gibi tedirginler...
Keşke roller değişseydi...
Üniversitelerde süregiden yasağı kaldırmayla sonuçlanacak bir süreci 'sosyal demokrat'
olduğunu sonunda anlayan CHP başlatabilir, yasağın uygulandığı kurum olan üniversitelerin
rektörleri de bilim adamına yakışanın özgürlükçü tavır olduğunu anlar ve sorunun çözümünü
politikacılara bırakmak yerine uygulamaya rahatlık getirecek çabayı kendileri başlatabilirlerdi.
Ak Parti ve MHP'ye düşen de CHP'nin veya üniversite rektörlerinin bu demokratik girişimine
teşekkürden ibaret kalırdı.
Türkiye'de rol dağılımını değiştirmeden kimseye rahat yüzü yok.