
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Gerilmeyelim, gerilmeyiniz, gerilmesinler
Birleşik Arap Emirlikleri'nde, dolar milyarderi olarak tanınan bir emirin çapkınca oğlu, güzel mi güzel Amerikalı turist bir kıza âşık olmuş.
Âşık gencin babası emir hazretleri, Amerikalı güzel kızın ailesiyle ilişkiye geçerek:
- Şayet, demiş; kızınızın oğlumla evlenmesini kabul ederseniz, kendisinin ağırlığınca altın vereceğim size.
* * *
Amerikalı kızın babası:
- Acaba, demiş; cevabımızı 2-3 hafta sonra versek olmaz mı?
Emir hazretleri:
- Gayet tabii, demiş; durumu düşünmeniz gerekiyor sizin de.
Amerikalı baba:
- Yok, demiş; düşünmek için değil, kızı biraz daha şişmanlatmak için.
* * *
Söylenti o ki, Başkan Bush da; Suudi Arabistan Kralı'yla yan yana, sağ omzuna dayadığı çekilmiş Arap kılıcıyla poz vermeden önce; petrol fiyatlarının indirimiyle, ABD'den silah alımları üstünde anlaşmış Kral'la.
* * *
Suudi Kral, Başkan Bush'a:
- Silahları ne zaman teslim edersiniz, diye soruyormuş.
Bush da:
- Biraz zaman alır, diyormuş.
- Yeniden üretmek mi gerekiyor alacağımız modern silahları?
- Hayır, sadece silah fabrikatörleri, her birini okkayla satmayı düşündükleri için, tankların ağırlığını biraz daha artıracaklar.
* * *
Hrant Dink cinayetinin yıldönümünde; dünkü Radikal gazetesi ilk sayfasından, Hrant'ın yüzü koyun yerde cansız yatan, üstü kâğıtlarla örtülmüş ve sadece ayakkabılarının tabanları dışarıda kalmış fotoğrafını, bir kez daha yayımladı.
Ayakkabılarından bir tanesinin taban ucu da azıcık yırtıktı.
* * *
Gazetenin manşeti de şöyleydi:
"Hrant Dink mezarda onlar hâlâ koltuklarında - Dink cinayetinin üzerinden tam bir yıl geçti, güvenlik güçlerinin üst kademeleri dahil, bir dizi ihmal ortaya çıktı, ancak davada yetkililerden hiç kimse yargılanmıyor, sadece iki polisle iki jandarmanın davası devam ediyor"
* * *
Taraf gazetesinin manşeti de şöyleydi:
"HRANT için ADALET için arkadan vuranların hâlâ arkasında mısınız... Ve bir yıl sonra nihayet öğrendik ki, jandarma Dink cinayetini biliyordu, polis de jandarmanın bu cinayeti bildiğini"
* * *
Bir yanda da "demokratik bir hukuk devleti" olduğumuz iddiaları var.
Kalemin ne yazacağını bilemediği bir duruma gelindiğinde; alfabedeki noktalama işaretlerinden 2'sine sığınmaktan başka çare kalmıyor:
- "?" ve "!"
* * *
Vaktiyle şair geçinen biri, bir mısra yazmış:
Derin derin bir uçurum
Hangi arkadaşına rastlasa:
- Bir mısra yazdım, diyormuş; ama henüz arkasını getiremedim ve okuyormuş:
Derin derin bir uçurum
* * *
Aradan yıllar geçmiş. Şair ihtiyarlamış, ama şiire ikinci bir mısra eklenmemiş.
Bahtsız şair, her rastladığına hâlâ aynı mısraı okuyormuş:
Derin derin bir uçurum.
Sonra da dert yanıyormuş:
- Şiiri bitiremediğim için adını koyamadım.
* * *
Tek mısraı ile ihtiyarlayan şair, şimdi yaşasaydı; o tek mısraını tamamlamaya da hiç gerek duymadan şu başlığı koyabilirdi:
"Kutuplaşmalar arası"
* * *
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
- Hoca, 2008 yılını nasıl görüyorsun Türkiye için?
Nasreddin Hoca:
- Rüzgârlı ve kıvılcımlı, demiş.
Sonra da eklemiş:
- Rüzgâr bazen söndürür kıvılcımı, bazen de yangına çevirir.
* * *
Ahmet Oktay'dan bir şiirle bitirelim yazıyı:
Çocuk
Eksilir çiçek, azalır aşk
ölü doğunca evlere.
Bunca büyüdük savaşlardan
kovalandık bunca,
niye elini keser hâlâ
içimizdeki çocuk.
c.altan@prizma.net.tr

Cafe