Moda yazarları tüketim yanlısı olmak zorunda mı?
malphan@milliyet.com.tr
Bir moda yazarı nasıl olur da gazete okurlarına tüketmemeyi, modadan uzak kalmayı öğütler? Yaklaşık iki hafta evvel yeni stajyerimiz Ömer hafif alaycı bir tavırla sordu: ''Melis hanım, cumartesi günkü yazınızı okudum. Alışveriş rejiminizden söz etmiş, üç aydır hiç kıyafet almadığınızı yazmışsınız. Bir moda yazarı olarak insanlara ‘Tüketmeyin’ demek biraz çelişkili olmuyor mu?''
Kibarca ''Bu ne perhiz ne lahana turşusu'' diyordu aslında.
Modayı kutsamak, tüketimi fişteklemek benim görevim miydi?
''Yok ben göreviniz demedim de...'' diyerek uzaklaştı. Ömer’e sinirlenmemin nedeni anlamadığını düşünmemdi.
Oysa ben kendimi anlatamamış olamaz mıydım?
Ve kendimi, bu alışveriş rejimini doğru anlatamadığım başka okurlar da vardı büyük olasılıkla. O yüzden daha iyi anlatmaya çalışacağım.
İnsanlığın bir parçası
Moda bir kültürdür, giysi kültürü.Giyim insanlığın anlam haritasını sunar. O açıdan moda bir kültürdür. İçinde bir estetik vardır, yaratıcılık vardır; moda insanların hayat algısını ortaya koyar.
Yemek kültüründen nasıl söz ediyorsak moda kültüründen de aynı şekilde söz edebiliriz.
Araç gereç veya çanak çömlek yapımında hem teknoloji hem de estetik vardır. Bunlar gibi giysi kültürü de insanlığın bir parçası.
Bugünün dünyasında modanın endüstri olması başka bir şey, moda kültürü başka bir şey.
Dolayısıyla modadan endüstriyi; yani seri üretim giyimi kâra dayalı bir etkinlik haline getirmeyi anlıyorsak tabii ki moda tüketimle eşdeğerdir.
Bundan hareketle diyebilirler ki ''Tüketime karşı olunup modadan söz edilemez.'' Ama modadan insanın hem örtünme, soğuktan ve dış etkilerden korunma gibi bir ihtiyacını karşılamasını hem de kendisini ifade etmesi, iç dünyasını dışa vurmasını yansıtması anlamında kültürü anlıyoruz.
Öyleyse, moda ile tüketimi eşdeğer sayamayız, eşitleyemeyiz.
Giysinin mesajı
Bugün bakıldığında doğru gibi görünen ''Moda eşittir tüketim'' ifadesi aslında biraz altını kazıdığımızda, biraz insanlık tarihine baktığımızda ve insan etkinliği olarak kültürden söz ettiğimizde geçerliliğini yitirir. Böyle bakarsak bir moda yazarı giyinmenin estetiği, giyinmenin bir kültür olarak bir toplumdan diğerine çeşitliliği üzerinde durabilir ve hiç de tüketim yanlısı olmasına gerek yoktur.Ben yazılarımla bu kültürü anlatmaya çalışıyorum. Giysi üzerinden insana dair bir şeyler yakalamak, verdikleri mesajı almak, estetiğin önemini vurgulamak amacım. Yoksa tüketim artık ilgi alanıma girmiyor.
Evet, tüketime karşı olunup modadan söz edilebilir.
Meclis’in incileri Pınar Kür’ü gerdiGeçen hafta ''Haydi Gel Bizimle Ol'' adlı programda Milliyet’te çıkan ''Meclis’in gözde mücevheri inci'' başlıklı, kadın siyasetçilerin inci kolyeleri tercih ettiğini fotoğraflarla anlatan haber konu oldu. Pınar Kür ''Kadın politikacıların yaptıklarıyla ilgilensinler'' derken Müjde Ar neden böyle bir haber yapıldığını anlamadığını söyledi, söyleyiş şekliyle haberin manasız olduğunu ima etti.
''Giydikleriyle değil, yaptıklarıyla ilgilenilsin'' söylemi artık çok demode bana göre. Ayrıca gerekmeyen yerlerde de kadın savunmacılığına soyunmak sıkıcı. Sadece kadın politikacıların giysileriyle ilgilenmiyor ki basın.
En azından ben iki yıldır neredeyse her hafta bir erkek politikacının giysilerinden söz ediyorum.
Hüseyin Çelik’in çorapları hemen her gazeteye konu olmadı mı? Diğer yandan dünya Hillary’nin göğüs çatalını konuşmadı mı haftalar boyunca? Hem de bu göğüs çatalı yazısı Pulitzerli bir gazeteci tarafından kaleme alınmıştı.
Artık bu köhne bakış açısından, eski feminist yaklaşımlardan kurtulalım.
Pekala kadın politikacıların incileri haber/konu olabilir. Aksesuar olarak inciyi seçmeleri onlar hakkında fikir verebilir. Politik magazin diye de bir şey var. Zararsız, eğlenceli ve sosyolojik.

