Gerçek "kör" tadım
İçki dünyasında etiketi ve markayı bilmeden, görmeden yapılan tadımlara "kör tadım" denir. Önceki hafta Londra'da katıldığım kör tadım ise görme özürlülerin hizmet ettiği zifiri karanlıktaki bir restoranda gerçek bir kör tadımdımyalcin@turk.net
Londra'nın çok da hareketli olmayan Clerkenwell Green bölgesindeki restoran, dışarıdan sıradan bir kafe gibi gözüküyor. Girişinde basit lobi masaları var ve boş gibi. Bu normal, zira müşteriler girer girmez üst kata alınıyor. Barmen birer içki ikram ederken, siyah takım elbiseli müdür kuralları açıklıyor: "Az sonra kibrit ve çakmaklarınızı, cep telefonlarınızı ve fotoğraf makinelerinizi kilitli dolaplara koymanızı rica edeceğiz. Zira restoranımızın salonunda tam karanlık şart. Yemekleriniz fiks mönü olarak gelecek, o yüzden sipariş alamadığımız için lütfen kusura bakmayınız. Ama ne olduğunu bilmeden ve göremeden yediğiniz yemekleri tahmin etmeye çalışmak da sanırız sizin için renkli bir deney olacak. Size görme özürlü garsonumuz servis verecek. Şimdi lütfen, aşağıya buyurun..."
Giriş katındaki siyah kapının önünde tek sıra kuyruk oluyoruz. En önümüzde görme özürlü bayan garsonumuz, hepimizin eli diğerinin sağ omzunda, trencilik oynar gibi eğimli bir tünele girerek karanlığın içinde kayboluyoruz...
Burası dünyanın en "trendy" restoranlarından biri olan Dans Le Noir, yani "Karanlığın İçinde"... İlk kez iki yıl önce Paris'te açılan restoranın bir şubesi Londra'da, diğeri de Moskova'da. Fransız mutfağı sunan bu ilginç restoranların amacı, kendi ifadeleriyle "farklı bir yemek deneyimi sunmak". Zifiri karanlıkta görme duyusunun işlememesiyle, koklama ve tat alma gibi diğer duyuların güçlenmesini sağlamak. Böylece yeni lezzetlerin keşfine kapı aralamak... Bu konsept büyük ilgi görmüş ve yalnızca geçen yıl Londra'daki restorana 50 bin müşteri gelmiş.
Bir grup Türk gazeteci, karanlıkların içinde ne mi arıyoruz? Viskinin tadını... Dünyanın en çok satılan "delüks" viskisi, 12 yıllık Johnnie Walker Black Label'ın davetlisiyiz. Siyah etiketli viskilerini "Son derece zengin, kompleks ve nüanslı" olarak tanımlayan Johnnie Walker'cılar, viskilerinin harmanlarındaki 40 ayrı malttan gelen bu zenginliğin yine siyah bir restoranda, koklama ve tatma duyularının yoğunlaşmasıyla daha iyi keşfedildiğini söylüyorlar.
Görerek içmek daha güzel!
Birbirimizin omzundan tutarak indiğimiz karanlık bodrum katında, el yordamıyla sandalyelerimize oturuyoruz. İçecekler ve yemekler başarıyla, üzerimize dökülmeden servis ediliyor. İlk yemek bir salata. Sık sık daldırdığımız çatalları ağzımıza götürünce boş olduklarını görmek matrak oluyor. Dört hamlede ancak bir lokmayı yakalayarak yiyebiliyorsunuz. Diyet yapmak için ideal bir mekan burası!Salatadaki avokado dilimlerini, dokusundan ve tadından keşfediyoruz. Beyaz bir et var, karides zannediyoruz. Ama yemeğin bitiminde aslında ıstakoz eti olduğunu öğreniyoruz. Tıpkı morina balığı sandığımız ana yemekteki balık filetosunun, somon olduğunu öğrendiğimiz gibi... Evet, karanlıkta koklama ve tatma duyguları belki biraz daha güçleniyor ama rengini ve görüntüsünü algılamadan insan birbirine benzeyen tatları da böyle karıştırabiliyor.
Ama yemeğin sonunda gelen Black Label'ı, hiçbirimiz başka bir viskiyle karıştırmıyoruz. Ada maltlarından gelen füme ve iyotsu tonları, şeri fıçılarında bekletilmiş Speyside maltlarından gelen kuru üzümsü çeşnileri, Highland ve Lowland maltlarından gelen balımsı ve maltsı yumuşak lezzetleriyle, bu klasik harman hemen fark ediliyor. Black Label haşmetli biçimde "Ben Black'im" diye adeta bağırıyor.
Yemeğin sonunda aydınlığa çıkmak biraz gözleri yakıyor. Gözümüzü ovuştura ovuştura aydınlığa alışıyoruz. İçeride tam doymayanlar için bir peynir tabağı hazırlanmış. Garsonu yakalayıp bir Black Label istiyorum. Evet, karanlıkta viskinin normalde çok odaklanmadığımız kokularına ve tatlarına yoğunlaşmak, ondan alınan zevki belki biraz daha artırıyor. Ama itiraf etmek gerekirse, viskiyi kızıl kehribar rengiyle göze de ziyafet çeke çeke yudumlamak, karanlıkta içmekten daha da güzel...

Cafe